RAHMİ BATUR

Muktedirler, tarih boyunca Trono ve Coronayı (Taç ve Taht) elde etmek, elde tutmak için çok kan akıttı... Günümüzde ise coronayı kapmamak için saklanacak delik arıyor, kendileriyle beraber herkesi de deliğe tıkıyor...

Komplo teorisyenlerini gıdıklayan bu ‘Corona’ adını kim taktı acaba bu virüse?

Dünyanın sonu gelmiş ruh hali çökmüş herkese...

Sosyal mesafeyle birlikte, sosyal medyanın filozofları iş başında...

Dünya sistemi çöküyor...

Kapitalizmin sonu geliyor...

Yok yok, kapitalizm demokrasi oyunundan sıkıldı, hayli zamandır mahzende sakladığı kamçısını almaya gitti...

Acaba 1348’deki büyük veba salgını da böyle mi geçti?

Giovanni Boccaccio, o karanlık günleri, 1348’de başlayıp 1351'de bitirdiği ‘Decameron’ adlı kitabıyla biraz farklı ve çok eğlenceli bir açıdan anlattı.

O karanlık günlerin Floransa'sında 7 genç kadın ve üç erkek felekten 10 gün çalmaya karar veriyor… Ölüm kapıda, ne yaşasak kar, hesabıyla bir yere kapanıp 10 gün boyunca birbirilerine hikayeler anlatıyorlar. Hedefleri 100 hikaye...

Pasolini tarafından filmi de çekilen kitabın konusu bu.

(Bu arada İtalyan sinemasının en iyisi, benim için Fellini değil, Pasolini... Bu dünyanın en tehlikeli üç gücünü karşısına alabilecek kadar yürekli bir insan herşeyden önce ve bunun bedelini hayatıyla ödedi: Din, devlet. toplum...)

Cuma ve cumartesi hariç, kendi aralarından günün kral veya kraliçesi seçtikleri (moderatör) kişinin belirleyeceği konularda herkes birer hikaye anlatıyor... Birinci ve 9. günde, kral, kraliçe yok, dileyen dilediği konuyu seçebiliyor...

Aşk, cinsellik, din istismarı, başlıca konular...

Yaşadığım İspanya'da çalışmaya devam eden az kişilerden biriyim.

Gece (22.00) işe gidiyorum, sokakta top oynamaya kalkan in cin olursa, Guardia Civil (Jandarma veya kır polisi) yakasına yapışır. Bu olağanüstü hal günlerinde, sosyal iletişim kurduğum kişiler sadece polisler, bazen kahve içmeye geliyorlar. Aralarındaki konuşmalara bakılırsa Francolu günleri çok özlemişler. Francolu günler derken, bu Guardia Civil teşkilatı o dönemde yüz binlerce insanı katletmiş.

Kendisi de sağcı, Francocu olan 92 yaşındaki eski mal sahibim, o günlerde babasının nasıl bir hiç uğruna alındığını ve tanıdık bir gardiyan sayesinde infazdan kıl payı kurtulduğunu anlatmıştı uzun uzun... Yine de suçu Franco’ya atmıyor. Yargısız infazları durdursun diye, Valladolid'den bulunduğu kasabaya Franco'nun bir birlik gönderdiğini söylüyordu, onu savunmak için.

Kısaca burada Francolu günlerin yargısız infazlarından söz açıldı mı, ilk akla gelen Guardia Civil...

Yasaların sopalarını bağlamasına hayıflanıyorlar...

İçleri giderek Hindistanlı polisin sopasını konuşuyorlar aralarında. Bir iki defa dayanamadım, araya girdim, sopanın çözüm olmadığına ilişkin ikna etmeye çalıştım(!)..

Resmi rakamlara göre İspanya'da ölü sayısı 21 bini geçti. Televizyonlar gerçek rakamın çok daha fazla olduğunu söylüyor. Gerçek derken, devlet gizliyor anlamında değil, bu konuda şeffaf görünüyorlar. Hastahanelerde ölenler resmi rakam, evlerde, huzurevlerinde ölenler bu hesaba girmiyor.

200 bin hastanın 80 binden fazlasının iyileşmiş olması başarı gibi görünüyor.

‘Bu arada dünya sistemi çöküyor, devletimiz bir yıldız gibi parlıyor’ diye, Çetin Altan’ın deyimiyle Türk’e Türk propagandası yapanlara, paranız çökmekte olduğunu söylediğiniz bütün o devletlerin para birimleri karşısında hızla değer kaybediyor, ne iş, diye soralım mı dersiniz?

Bence değmez...

 

Rahmi Batur, Kuzey Kürdistan’da 90’lı yıllarda başlayan Kürt gazeteciliğinin emektarlarından. Yeni Ülke’den Yeni Özgür Politika’ya kadar özgür Kürt basının hemen hemen tüm yayınlarında yazarak/çalışarak katkıda bulundu. Medya Savunma Alanları’ndan Zagroslara kadar uzun süre gerilla savaşını takip etti. Zagroslar (Bir Gazetecinin Günlüğü) kitabı, Kürt yazınında türünün ilk örneğidir. Batur, bir süredir İspanya’da yaşıyor.