Cemal ŞERİK
R.T. Erdoğan derinleşen mali kriz içerisinde dolar ve euronun yükselmesi karşısında "onların doları varsa, bizimde ......... var" diyerek yaşanan sorun karşısında kendi "çözüm" yolunun da ne olduğunun açıklamıştır ve hala da bu sözü tekrarlamaya devam etmektedir.
Toplumun inançlarına, kutsallarına ve bağlı olduğu değerlere olan saygı nedeniyle R.T. Erdoğan'ın kullandığı herkes tarafından bilinen o sözcüğün arkasına sığınarak durumunu kurtarmaya çalışması, aynı zaman da onun kendi gerçekliğini çok açık bir şekilde ortaya koymuş olmaktadır.
Burada çok net bir şekilde R.T. Erdoğan ve onun etrafında yuvalanmış olan yalaka takımının; dinle, imanla -bunları istismar etme dışında- hiçbir şekilde alakaları olmadığını söylemek mümkündür. Çok sık bir şekilde din ve imandan bahsediyor olmaları da bu gerçeği değiştirmemektedir. Onlar için tek kutsal olan ve "değer" olarak gördükleri de paradan başka bir şey değidir. Eğer böyle bir şey olmasaydı, söylediklerine toplumu ve kendilerini dinleyenleri inandırmak için "adeta temcit pilavı gibi ikide bir "dinden", "imandan" bahsederek bunları toplumun önüne sürmezlerdi. Çünkü söylediklerinin doğruluğuna olan inanç, onu kabul ettirmek için herhangi bir kutsalın adını anmaya ve onun arkasına sığınmayı ihtiyaç haline gelmesini önlerdi. Fakat öyle yapmamaktadırlar. Aksine söylediklerine inanılması için, toplumun kutsal olarak gördüklerini kullanma yolunu tercih etmektedirler.
Toplum ve kişi psikolojisi üzerine bilgisi olanlar, söylediklerine inananlar, kutsallarına ve değerlerine bağlı olanlar hiçbir zaman onların adını anarak, onların arkasına gizlenme gereğini duymazlar. Aksine yaptıklarının, söylediklerinin; kutsallarına ve bağlı oldukları değerlerin bir gereği olduğunun bilinciyle hareket ederler. Yine kutsallarını, bağlı oldukları değerleri ağızlarında bir sakız haline getirmezler. Aksine onların adlarını duyduklarında tir- tir titrerler. Toplum içerisinde böylesine bağlı inanç sahiplerine tanık olunmaktadır. Bunlar kutsallarının adını duyduklarında kendilerinden geçmektedirler.
Oysa R.T. Erdoğan ve etrafından yuvalanmış olan bir avuç yalaka takımı toplumun kutsallarını ve bağlı olduğu değerleri ağızlarına sakız haline getirmişler ve yaptıkları herşeyi de -sanki onlarla sürekli bir iletişim halindeymişler gibi- onların adını anarak gerçekleştirdiklerini söylemektedirler. Ardından da sanki o sözleri sarfeden kendileri değilmişcesine bir rahatlık içerisine girebilmektedirler. Bunu yaparlarken de kutsalları tarafından yaratıldığı söylenen herşeyi yok etmekten de geri kalmamaktadırlar. Hatta kendilerini onların yerine koyma gibi bir kendini bilmezlikler içerisine girebilmektedirler.
R.T. Erdoğan'ın birçok açıklamasında bunu görmek mümkündür. Adeta bir Deccal haline gelmiş; her şeyin yaratıcısı olarak kabul edilen kutsalların kendilerine eşit mesafede tuttuğu herşeyi birbir onların adını kullanarak yok etmektedir. Sanki onları yaratan kendisiymiş gibi, insanları yok etme, katletme emirlerini verebilmektedir. Doğa da var olan tüm varlıklara ait olan; suları, toprakları, zengin bitki örtüsünü, teneffüz edilen havayı, parsel parsel, gram gram vb. satışa çıkarabilmektedir. Kendi ve etrafında toparladığı bir avuç yalakanın çıkarları uğruna, doğayı ve üzerinde bulunan canlı yaşamı iki dudağı arasından çıkan bir sözle yok ettirebilmektedir. Bunun bir sonucu olarak doğanın, canlı yaşamın dengesinin bozulmasına ve afetlerin yaşanmasına neden olabilmektedir. Başta Karadeniz olmak üzere Anadolu coğrafyasında yaşanan afetler de bunun gerçekleşmiş olan somut örnekleri arasında yerini almaktadır.
Bugüne kadar Karadeniz'de görülmedik düzeyde hemen hemen başta ilk ve sonbahar mevsimleri olmak üzere aralıksız her yıl sel felaketleri, heyelanlar vb. yaşanmaktadır. İnsanlar ölmekte, evleri- bağları, bahçeleri sel alıp, götürmektedir. Toprak kaymaları yaşanmakta ve verimlilik düzeyi düşmektedir. Öyleki insanlar bir daha o coğrafyalar da yaşayamaz bir hale getirilmektedirler. Marmara'da toprak kaymaları sonucu evler çökmekte, her yağan yağmurla birlikte cadde ve sokaklar derelere dönüşmektedir. Akarsu yataklarının doldurulması, yönünün değiştirilmesi, orman katliamları ve her yerin beton binalarla doldurulması, doğal zenginliklerin bir sömürü ve talan alanı haline getirilerek bunların bir avuç R.T. Erdoğan yalakası yandaşlarına peşkeş çekilmesi tüm bunların nedenini oluşturmaktadır. R.T. Erdoğan'a göre de bunlar "taktiri ilahi" olarak kabul edilmektedir. Soma maden işçi katliamında olduğu gibi "doğasında bunlar vardır" denilerek, toplumun tüm bu yaşananları "kader" olarak kabul ederek boyun eğmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Böylece R.T.Erdoğan kendi neden olduğu sorunlara, ilahi ruhani bir yorum katarak yine kendini göre meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Böylelerine 19. 20. yüzyılda şarlatan denilirdi. Fakat R.T. Erdoğan 21. yüzyılda bunların hiçbirini dikkate almadığı gibi, topluma da bu şarlatanlığı kabul ettirmeye çalışmaktadır.
R.T. Erdoğan ve etrafında yuvalanmış olan bir avuç yalaka takımı, topluma bunu ne kadar kabul ettirebilir? Bu sorunun cevabı tartışılabilir. Fakat ortada bir gerçeklik var. O da; R.T. Erdoğan'ın "Onların doları varsa, bizimde ........ var" diyerekten asıl olarak kendi gerçekliğini ele vermiş olmasıdır. Bu da o etrafındaki yalaka takımının gerçekten taptıklarının paradan başka bir şey olmadığını göstermektedir. Eğer böyle olmasaydı Panama'da gizli hesaplar açtırmazlardı. Man Adası’na servetlerini taşımazlardı. Katar'da gizli banka kasaları oluşturmazlardı, şirketlerini Hollanda vb. gibi Avrupa devletleri üzerine kayıtlı hale getirmezler, halkın elinde avucunda, yastığının altında, sandığının bir köşesinde "ahiretlik" diye sakladıklarına göz dikmezlerdi. Kendi para tapıcılığını "milli" "yerli" mücadele adına topluma yutturmaya çalışmazlardı. Bunları yaparken de toplumun kutsallarını, değerlerini kullanmaya yeltenmezlerdi.