Azra Güllüpınar, 1955 Sivas Kangal doğumlu.

Çocukluğu ve gençliği Ankara’da geçti. İlk orta ve liseyi burda okudu.

Türkiye’nin siyasi iklimi nedeniyle Üniversite’yi bitiremedi. 

Uzun yıllar Alarko Holding’te çalıştı. 

Bir kızı var.

2007’den bu yana da Bursa’da Ablası Bahar Akça ile birlikte yaşıyor.

2015’e kadar İnsan hakları, kadın, barış ve sendikal çalışmalarda yer aldı. 

2015’te HDP Bursa/Mudanya İlçe Eşbaşkan’ı oldu. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP, Bursa’da iyi bir oy oranı elde etti ve milletvekili çıkarttı. Bunda en çok emeği olanlardan biri de Azra’ydı. 

7 Kasım 2016 sabahı polisler evinin kapısını çaldılar. 

Abla Bahar Akça, Azra’nın gözaltına alınmasını şöyle anlatıyor: „Geldiler Azra’ya ‘hakkında yakalama kararı var’ dediler. Evi aradılar. Azra o esnada çay demlemişti. Gözaltına almaya gelen memurlara çay ve kolonya ikram etti. Sonra onu alıp götürdüler. Günlerce haber alamadım. Haftalar sonra Bursa/Yenişehir Kadın ve cocuk cezaevinde görebildim.“ 

Aylarca iddianame hazırlanmadı ve mahkeme karşısına çıkartılmadı. Sekiz aydır B/6 koğuşunda Mahkemeye çıkacağı günü bekliyor. 

O devlet nezdinde suçlu!

Siyasi suçlu, barış suçlusu, düşüncelerini anayasal haklar çerçevesinde örgütlediği için suçlu...!

Watsap’tan Bahar Akça’ya Azra’yı anlatmasını istedim. Şöyle dedi: „Her yer kar ve günlerdir dışarıya çıkamıyoruz. Öğlen saatleriydi baktım elinde bir bulgur kavanozu pencereden dışarıdaki serçeleri besliyor. Ona ‘bu son bulgurumuz’ dedim. Ama o kalan son bulgurumuzu serçe kuşlarına vermeyi sürdürdü. ‘Evreni kuşlarla paylaşıyoruz, biz tokken onlar aç yatamaz’ dedi. (...)

Dedim ya Azra candır.“

2017 kışında Bursa’nın serçeleri aç yattılar. O serçeler Azra’nın yolunu gözlüyorlar. Belki de tam şu anda o Yenişehir’in Güvercinleri B/6 koğuşu havalandırma kapısının açılmasını bekliyorlar. 

Facebook profilinde kendisini şöyle anlatmış: „...Balık olsaydım Fırat ve Dicle’nin birleştiği yerde yuva yapardım. 

...Uçak bir şahin olsaydım özgürlük yolunda patikalardan inenleri seyrederdim. 

Bir avcı olsaydım tüm kuşların yuvalarını yüreğimde saklar koruyup beslerdim.“

Tabiat onun sevgilisi.

Azra’yı bizzat tanıdım. 

2012 yılında barış yürüyüşüne katılmak için hastane odasından kalkıp geldi. Boyun fıtığı vardı ve yeni fizik tedavisi görüyordu. Hastaydı ve yürümek fıtığını azdırıyordu. Gidip tedavisine devam etmesi için yaptığım bütün ısrarlarıma rağmen Şereflikoçhisar’dan Ankara’ya kadar barış için günlerce yürüdü. 

Paylaşmayı ve insanları çok seviyor. 

Bahar, kardeşiyle bir anısını şöyle anlattı: „Birgün çarşıdan eve geldi baktım küpeleri yok ‘hayırdır küpelerin nerde?’ dedim. ‘Abla otobüste adamın biri ‘çocuklar evde aç eşim de hasta’ dedi. Yanımda da adama verecek param yoktu. Ben de küpelerimi verdim’ dedi. O an çok duygulandım, gittim ona sarıldım.“ 

‘Geleceğe şöyle mal-mülk taşıyayım, şu kadar para taşıyayım’ arzusu olmadı. Cebine üç kuruş para girse ya bir dostuyla paylaşır ya da barışı örgütlemek için düşerdi yollara. 

18 Mayıs günü kendisi ile birlikte hapsedilen HDP’li arkadaşlarıyla birlikte Bursa Adliyesi’nde hakim karşısında olacak. 

Azra çıkacak ve yine barış için yürüyecek...! Türkiye’de ortak yaşamın zayıflamış ve hastalıklı iç tellerini onarıp güçlendirecek.

Azra candır!

2016 Kasım’ında mahkeme sorgusu ardından cezaevine götürülmek için ring arabasına götürülürken objektiflere takıldı: Her iki elinde kelepçe ve bir kolunda polis var o yine de zafer işareti yapıyor ve yüzü şen! Mahpusun beton duvarlarına o gülüşüyle birlikte umudu ve özgürlüğü de alıp götürdü. 

Can’ın ellerindeki o kelepçe elbet sökülecek! 

Şen yüzünü öpeceğiz!