
Sonrasını biliyoruz. Sakık bu olayı son olarak Meclis kürsüsüne taşıdı ve İçişleri Bakanı’na hitaben, “Bana ve arkadaşlarıma bir şey olursa sorumlusu siz olacaksınız” dedi. Bu sözlere karşılık İ. Naim Şahin’in tepkisi, “Siz on para etmeyen insanlarsınız” oldu. Şahin’in bu sözlerine BDP sıralarından gelen tepki de bir hayli ilginçti. BDP’li bir Vekil, Bakanın bu ‘hakaret’ine kendince karşılık verdi: Şahin’in kendisi bir para ediyor muydu acaba? AKP yanlış davranmış, ‘bir paralık adam’ı bakan yapmıştı.
Bir kere İçişleri Bakanlığı koltuğuna İ. Naim Şahin’i oturtmanın yanlış bir seçim olduğunu söylemenin kendisi yanlıştır. İçişleri Bakanının tehdide arka çıkan bu tavrını bireyselleştirmenin AKP Hükümetini temize çıkarma dışında bir anlamı yoktur. Oysa adı geçen zat sadece halkın temsilcilerine hakarette bulunmuyor, AKP’nin Kürt politikasını ve sosyalistlerle radikal demokratlara karşı tavrını da oldukça çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Blok Milletvekilleri Kürt halkının yanı sıra Türkiye’nin sosyalist ve demokratik güçlerini temsil ediyorlar. Bu adam “Siz on para etmeyen insanlarsınız” derken, BDP Grubunun da ötesinde temsil ettiği güçlerin ‘on para’ etmediğini açıklamış oluyor. Dolayısıyla gösterilen tepki halkı savunmayı esas almak zorundadır. Tepkiyi ve aynı anlamda savunmayı bireyselleştirmek, Bakanın mesajını anlamamak ve AKP’nin ekmeğine yağ sürmek demektir.
Daha önce de ifade ettik: Türkiye’de bir iktidar kayması yaşanıyor. Eskinin Beyaz Türkçü faşizmi AKP iktidarı ile birlikte yerini Yeşil Türkçü faşizme bırakıyor. Bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen ABD emperyalizminin çıkarları da bunu gerektiriyor. Uygulamada olan politika seksen yıldır sürdürülen Kürt halkının özgürlük mücadelesini ve Türkiye sosyalist hareketini tasfiye etme politikasıdır. Meclis’teki yegane muhalefet gücü olan Blok Milletvekillerini ‘on para etmez insanlar’ diye tanımlamak tam da bu politikaya denk düşüyor. Rengi değişse de özü değişmeyen ırkçı faşist rejim, Kürt ulusal direnişini ve Türkiye sosyalist hareketini her zaman kökü kazınması gereken güçler olarak gördü. AKP de şimdi aynı hedef doğrultusunda ilerlemeye çalışıyor.
İçişleri Bakanının ölümle tehdit edilen milletvekillerine “Siz on para etmez insanlarsınız” demesi, o milletvekillerinin katline ferman çıkarmasıyla eşanlamlıdır. Böyle bir Bakanın üyesi olduğu hükümetin yönettiği bir ülkede cinayet şebekelerinin kol gezeceği ve her türlü zulüm ve zorbalığı uygulayacağı son derece açıktır. Nitekim Bakanın bu açıklamasının üzerinden daha yirmi dört saat geçmeden on sekiz ilde siyasi soykırım operasyonları yapıldı. Bu operasyonların emrini bizzat Başbakan Erdoğan verdi. Onun hedef gösterdiği kişi ve kurumlar saldırıya uğradı. Bir milletvekilinin evi arandı. BDP ve sivil toplum örgütlerinin binaları basıldı. İçlerinde eski bir milletvekilinin de bulunduğu onlarca insan gözaltına alındı. Böyle bir durumda bu iğrenç soykırım uygulamalarını hala AKP içindeki bir kesimin marifeti saymak ağır bir yanılgıdır. AKP faşizmi BDP’yi fiilen kapatmak için ne gerekiyorsa onu yapmaktadır. AKP iktidarının Kürtler ve sosyalistler için hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Bize göre bu durumda yapılması gereken şey BDP’nin AKP ile tüm ilişkilerini kesmesi, hiçbir yetkilisinin selamını bile almaması, elini dahi sıkmamasıdır.
İhanet ettiği Erbakan’ı tasfiye ederek iktidara gelen AKP Hükümeti, Kürdistan’daki insanlık dışı uygulamalarında da gücünü ihanetten alıyor. Kürt hainleri AKP’nin geliştirdiği siyasi ve kültürel soykırımı meşrulaştırıcı bir araç olarak rol oynuyorlar. Kürtleri koşulsuz ‘silahları gömmeye’ çağıran bu hainler, bir korku imparatorluğuna dönüşen AKP iktidarının soykırım uygulamalarına yönelik ciddi bir eleştiride bulunmuyor ve tutum takınmıyorlar. Bu aşağılık tiplerden her biri, yok edilmek istenen Kürtlerin ‘akil adamı’ gibi hareket ediyor ve AKP faşizminin kazdığı mezara Kürt halkının itiraz etmeksizin yatması için tavsiyede bulunuyor. Bu teslimiyet ve ihanet tellallarının yapmaya çalıştığı şey, Kürt halkının kurbanlık koyun gibi boynunu AKP faşizminin kılıcı altına yatırmasıdır. İhanet odakları asla demokrasi içinde yer alabilecek bir farklılık olarak değerlendirilemez. Ağacı içten kemiren bu kurtçuklara karşı net bir tavır alınmadıkça, faşist sömürgeciliğe karşı mücadelenin başarısı güvence altına alınmamış demektir.
AKP taktığı İslamcı parti maskesiyle Kürtlerin büyük bölümünü yanına çekeceği ve Kürt soykırımını sonuca götüreceği iddiasıyla iktidar koltuğuna oturdu. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin maskesini düşürdü ve soykırımcı karakterini gözler önüne serdi. Onun Kürt politikasını bozguna uğrattı ve kendine demokrat gerçeğini herkese gösterdi. Yeşil Türkçü faşizmin kurumlaşmasının önünde set oluşturdu ve nihai yenilgisinin koşullarını hazırladı. Özgürlük Hareketi açısından bu muazzam bir başarıydı. Faşizmin en büyük korkusu demagojik karakterinin orta yere serilmesi ve emekçi halk nezdinde inanılırlığını yitirmesidir. Kürdistan’da gerçekleşen de bu oldu. AKP’nin saldırganlığı ve kendi hukukunu ayaklar altına alması politikalarının yenilgiye uğratılmasından kaynaklanıyor. AKP faşizmi şimdiden kaybetmiştir. Kaybeden AKP faşizmi, kazanan halkın demokrasisidir.
Korku salmaya çalışmanın kaynağında yine korku vardır. AKP Kürt halkının direniş mücadelesinden müthiş korkuyor. 15 Şubat komplosunun yıldönümü ve Newroz yaklaşırken tam bir panik halinde Kürt halkına saldırıyor. Bu süreçlerde daha da yükseleceğini bildiği özgürlük mücadelesini öncüsüz ve örgütsüz bırakmak için özgür kimliğine sahip çıkmakta kararlı ne kadar insan varsa tutuklayıp zindanlara yolluyor. Bu irade kırma politikası sonucunda cezaevleri şimdiden birer temerküz kampına dönüştürülmüş bulunmaktadır. Cezaevlerine konulan insanlar tutukludan çok birer rehine durumundadır. AKP Hükümeti milletvekilleri de içinde olmak üzere toplumun her kesiminden çok sayıda insanı özgürlük ve demokrasi mücadelesine karşı birer canlı kalkan gibi kullanmaya çalışıyor. AKP’nin ‘ileri demokrasi’ dediği ileri faşizminin yaptığı şey işte budur.
AKP rejimi ile sabık Saddam rejimi arasında hiçbir fark kalmamıştır. Saddam’ın Kimyasal Ali’si vardı, Erdoğan da Kimyasal Necdet’le kol koladır. Ancak bütün dünya Halepçe katliamı türünden katliamların Saddam’ı iktidar koltuğunda tutamadığını gördü. Uludere katliamı türünden katliamlar da Erdoğan’ı uzun süre iktidar koltuğunda tutamayacaktır. Bir Alevi deyişinde dile getirildiği gibi, yıkılmaz sanılan bin yıllık çınar bir gün fiske darbesiyle yıkılabilir. AKP’nin gerçeği budur. Eksik olan; kendi kimliğine ve özgürlüğüne ölümüne sahip çıkmak, AKP’nin ‘on para etmez’ gördüğü özgür yaşamı tüm değerlerin üstünde tutmak, yaşamı savunmak için topyekûn direniş halinde olmaktır. Özgür yaşamı savunmayan hiçbir değeri savunamaz.
Kürt halkı, Kürt gençleri ve kadınları, Türkiye’nin sosyalistleri ve demokratları ‘beş para etmeyen’in halklarımızın temel değerlerini yok etmeye çalışan AKP faşizmi olduğunu bilerek hareket etmelidir. Onun siyasi soykırım saldırılarının odağına yerleştirdiği BDP’ye sahip çıkmalı, tutuklanan yöneticilerinin yerini fazlasıyla doldurmalıdır. Kürt halkının parmakla sayılamayacak kadar çok olduğunu ve tutuklamalarla tükenmeyeceğini cümle aleme göstermelidir. BDP’ye sahip çıkmak onuruna sahip çıkmaktır. AKP faşizmine karşı direniş kesintisiz bir biçimde sürmeli ve bunun için de ulusal direniş iradesi her zamankinden daha fazla keskinleştirilmelidir. Zulüm ve zorbalığın ayyuka çıktığı bir dönemde kendi köşesine çekilmek, son tahlilde AKP’nin katliamlarına davetiye çıkarmak ve bu katliamların suç ortağı olmaktır.
Korkunun ve korkunun kaynaklık ettiği saldırganlığın ecele faydası yoktur. AKP ideolojik ve politik bakımdan kaybetmiştir ve pratikte kaybedeceği günler yakındır. Kaybeden Yeşil Türkçü faşizm, kazanan halklarımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesi olacaktır!