
Türkiye’deki sansür yöntemlerini ve aktörlerini araştırmak, raporlamak ve sanatsal ifade özgürlüğünü korumak amacıyla kurulan Siyah Bant ve Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi, ortaklaşa bir çalışmayla “Sanatsal İfade Özgürlüğü Kılavuzu” hazırladı. Raporda artan ifade özgürlüğü kısıtlamalarına ve sansür politikalarına karşı alınabilecek önlemler yer alıyor.
Türkiye’deki sansür politikaları özellikle 15 yılla yakın olan AKP döneminde ciddi bir artışa gitti. Sansür konusunda bir hayli keyfi uygulamalarda bulunan AKP, birçok alanda sansür, otosansür mekanizmalarını işletirken, özellikle sinema alanında festivallerin yarışma bölümlerinin iptal edilmesine varan uygulamalar yapıldı. İlk olarak Reyan Tuvi’nin “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” belgeselinin Antalya Film Festivali’nden programından çıkarılmasıyla başlayan tartışma; geçen yılki İstanbul Film Festivali’nde Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’nun birlikte yönettiği “Bakur”un da kayıt tescil belgesi bahane edilerek gösteriminin engellenmesine kadar vardı. Yine 2016’nın başında Sakine Cansız’ı anlatan “Sara-Hep Kavgaydı Yaşamım” belgeselinin gösterimi polis tarafından engellendi. Bu uygulamalar sadece sinema alanıyla da kısıtlı kalmadı, birçok film, oyun, kitap ve dizi, iktidarın hatta bizzat dönemin Başbakanı ve şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefindeydi.
Siyah Bant ve Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin birlikte hazırladığı bu çalışma, öncelikle bu keyfi ve yasalaştırılan uygulamalara karşı hukuki yolların açıklamalarını ve yöntemlerini çizerken, öte yandan yaratılacak ortak bir mücadele, dayanışma zemininin de çerçevesini çiziyor. Kılavuzun yazarlarından Siyah Bant’tan Pelin Başaran, birçok iktidarın kendi hassasiyetleri çerçevesinde bir sansür mekanizması olduğunu fakat AKP döneminde, bu politikaların fazlasıyla artığını belirtiyor. Başaran, tüm iktidarlar boyunca değişmeyen bir şey varsa onun da Kürt sanatçılara olan baskılar olduğunu söylüyor. Pelin Başaran’la “Sanatsal İfade Özgürlüğü Kılavuzu”nı bir ihtiyaç haline getiren süreci ve bu alandaki sansür politikalarını konuştuk.
Otosansür çok etkili şekilde işliyor
* Öncelikle böyle bir kılavuzu hazırlama gereksinimi nereden doğdu?
- Siyah Bant, 2013 yılında yine Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ile ortaklaşa bir yayın çıkarmıştı. Üniversite’den Dr. Ulaş Karan’ın kaleme aldığı bu yayında sanatta ifade özgürlüğü hukuki açıdan incelemiş, mevzuattaki sorunları tespit etmiş ve önerilerde bulunmuştuk. Bu yayın Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne durumla ilgili raporlama yaparken kullandığımız ana kaynak haline dönüştü. Yine de sanatçıların ve sanat merkezlerinin sansürle karşılaştıklarında ne yapabileceklerine dair somut önerilerde bulunmuyordu. Böyle bir ihtiyaç, bize sanatçılar tarafından doğrudan aktarıldı. Bu kılavuz ile sanatçılar ve kurumlara ifade özgürlüklerinin ihlal edilmesi durumunda haklarını nasıl arayabileceklerine dair pratik önerilerde bulunuyoruz. Hukuktan medet ummanın iyice zorlaştığı şu günlerde, sadece yasal yöntemler değil, ifşa etme, dayanışma, savunuculuk gibi hukukun sınırlarını aşan öneriler de yer alıyor.
* Siyah Bant sansür alanında çalışma yapıyor zaten, Türkiye’de sansürün boyutu misal son 15 yılda değişti mi? Böyle verisel bir değişimden bahsedebilir miyiz?
- Siyah Bant’ı ilk kurduğumuzda sansürün artıp artmadığına dair sorulara, bununla ilgili sayısal bir veri olmadığı, ayrıca sansürün çizgilerinin net olmadığı ve böylece sayısal olarak tespit edilmesinin zor olduğunu söyleyerek net bir fikir beyan etmekten sakınıyorduk. Ayrıca her iktidarın “hassasiyetleri”nin değiştiğinin ve sansürün AKP dönemine özgü olmadığının altını çizmek istiyorduk. Fakat günümüzde ihlallerde artışın bariz olduğunu söyleyebiliriz. Freemuse,-Artsfreedom sitesinde sayısal verileri bulabilirsiniz. Tüm sansür yöntemleri arasında otosansürün en etkili şekilde işlediğini düşünüyorum. Değişmeyen tek şey ise Kürt sanatçılara karşı uygulanan baskılar. Yaptığımız araştırma gösteriyor ki “barış süreci”nde bile takip ve engelleme mekanizması işlemeye devam etmişti.
* Antalya Film Festivali’nden beri sansür özellikle festivallere ve sinema alanına daha fazla yansıdı. En son Bakur ve festival dışında da Sakine Cansızları anlatan belgesel gösterimi engellendi. Sinemada sansür mekanizması nasıl işliyor?
- Film çekiminden televizyon gösterimine kadar her safhada sansür mekanizması işliyor: Siyasi içerikli kimi projeler Kültür Bakanlığı’ndan destek alamıyor, film çekiminde yönetmen göz altına alınıyor. Destek alan filmlerden bazı çekimlerin çıkarılması isteniyor. Film ticari gösterim için gerekli kayıt tescil belgesini alamıyor. Gerekmediği halde yaş sınırı konuluyor, böylece geniş bir seyirciye ulaşması engelleniyor. Sinema salonları bazı filmleri göstermek istemiyor. Kanallar tarafından satın alınan filmlerden bazı görüntüler karartılıyor. Filmleri gösteren sinema salonlarına tehdit telefonları geliyor, polis salonları basıyor, gösterimi engelliyor. Filmler festival programlarından son anda çıkarılıyor, katalogta film adları değiştiriliyor.
Sansür için AİHM’e
* Bu baskılara karşın, sinema yapımcıları ve yönetmenlerin mücadele pratiği geliştireceği nasıl bir düzlem var?
- Bizim hep söylediğimiz şu: Kesinlikle sansürü ifşa etmek ve hukuki yolları tüketmek gerekiyor. Bu hukukun kesin çözüm olduğunu düşündüğümüzden değil. Baskıyı her yönden kurmak lazım. Yargı yolları dışında, yargı benzeri yollara, BM’nin başlattığı özel raportörlük kurumuna ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulabilir. Ayrıca hukuk alanında atılacak adımlar sansürle mücadelenin temelini oluşturabilir. Stratejik davalar açılabilir ve bunlar etrafında dayanışma kenetlenebilir.
Uluslararası kurumlara da işaret ediyorsunuz peki, uluslararası anlamda Türkiye’nin tabi olduğu yasalar ya da sözleşmeler, uygulanan sansür politikaları üzerinde ne kadar etkili? Uluslararası kurumlar tavsiye niteliğinde kararlar veriyorlar. Bu kararlar hem hukuki alanda argümanı kuvvetlendirmek, hem de hukuki olsun ya da olmasın, yürütülecek mücadelede bir referans noktası oluşturabilir. Bundan öte uluslararası imaj buradaki kurumlar ve kısmen de olsa devlet için hâlâ önemli. Belki bu durum bir fırsata çevrilebilir.
SUZAN DEMİR