
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş,
ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Times’ın bugünkü sayısı için
bir yazı kaleme aldı. Demirtaş’ın, “Erdoğan’ın baskılarının tek zayiatı
konuşma özgürlüğü değil” başlığıyla kaleme aldığı yazısında
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ABD’ye yaptığı ziyaret sırasında
yaşanılanları, “Amerikalılara Türkiye’de uyguladığı demir yumruk
politikalarından tattırdı” şeklinde yorumladı.
'AB ve ABD görmezden geldi'
Demirtaş, Erdoğan'ın ifade özgürlüğünü kısıtlama ve gazetecileri
hapsetme çabalarından kaygı duymakta haklı olsa da bir Kürt olarak
eleştirilerin bu noktada kalmasına üzüldüğünü belirterek, “Hükümetin PKK
ile savaşta işlediği suçlar, sivillerin sürgün edilmesi, Kürt
kasabalarındaki yıkım ve Kürt siyasetçilerinin hapsedilmesinden hiç
bahsedilmedi. Hem Avrupa hem de ABD geçtiğimiz yıl boyunca Türkiye’deki
Kürt kasabalarında yaşanan insan hakları ihlallerini görmezden geldi.
Avrupalılar, Suriyeli mültecileri Türkiye’de tutması için Erdoğan ile
bir anlaşmaya varma telaşına düştükleri için böyle davrandı.
Washington'da da IŞİD ile savaşta Erdoğan’ın vazgeçilmez olduğunu
hissiyatı var” ifadelerini kullandı.
'Suriye'ye benziyor'
Demirtaş, “Türk hükümeti ve Kürdistan İşçi Partisi arasındaki barış
görüşmelerinin bu yaz bozulmasından bu yana ülkede bir yıkım yaşanıyor”
vurgusu yaptığı yazısının devamla şu değerlendirmelerde bulundu:
“Geçtiğimiz Ağustos ayında, PKK'ye yakın Kürt gençleri bazı Kürt
kasabalarında isyan başlattı. Hükümet önce biber gazı ve plastik
mermilerle, daha sonra haftalar süren 24 saatlik sokağa çıkma
yasaklarıyla ve son olarak da tanklar ve toplarla karşılık verdi.
Kuşatma altındaki kasabalardan fotoğraflar Suriye iç savaşının ilk
zamanlarındakilere benziyor. 300 binden fazla insan evlerini boşaltmak
zorunda kaldı. Ölü sayısı 1000’i geçti ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na
göre bunların yüzlercesini siviller oluşturuyor. Kürt kasabaları Cizre
ve Silopi ile Diyarbakır’ın tarihi kalbi Sur'un büyük bölümü şu an moloz
yığınları durumunda.”
'Barışçıl gösteriler düzenleseniz de...'
Erdoğan’ın anayasal yetkilerini artıracak bir referandum için milliyetçi
duyguları körüklediğine dikkat çeken Demirtaş, devamla şunları
kaydetti: “Bu noktada biraz arka plan bilgisi gerekli olabilir:
Türkiye’de yaşayan Kürt halkı onlarca yıldır daha fazla özgürlük için
mücadele veriyor. Türkiye birbirini izleyen askeri darbelerden geçerken,
hapishanelerde ve işkence odalarında kuşaklar kayboldu. 1970'ler ve
80'lerde ben daha küçük bir çocukken Kürtçe konuşmamıza, Kürtçe konuşmak
hakkında konuşmamıza ve hatta Kürtçe şarkı söylememize izin verilmezdi.
Biraz da ağabeyimin halk siyaseti yaptığı için hapsedilmesi üzerine
insan hakları avukatı oldum. Bir siyasi parti adına barışçıl gösteriler
düzenleseniz de bu terörist olarak yaftalanmanız için yeterliydi.”
“Türkiye’de demokratik özgürlükler hususunda halen dünyanın geri
kalanının çok gerisindeyiz” diyen Demirtaş, PKK Lideri Abdullah
Öcalan’la yürütülen görüşmelerle sağlanan ateşkesle bir nefes alındığını
ancak, sonrasında müzakerelerin sekteye uğratılmasıyla hükümetin bu
kazanımları tersine çevirme arayışına girdiğine ifade etti.
Demirtaş, yazısına şöyle devam etti:
“Erdoğan, Kürtlerin haklarını savunan partim Halkların Demokratik
Partisi, HDP'nin ilk kez genel seçimlerde yüzde 10 seçim barajını aşıp
Meclis’e girmesinin ardından, barış süreciyle ilgili daha da uzlaşmaz
bir tutum takındı. Bu durum Cumhurbaşkanının Anayasayı, güçlerini
artıracağı şekilde değiştirme imkanlarını kısıtladı. Geçtiğimiz yazdan
bu yana yüzlerce üyemiz tutuklandı, onlarca seçilmiş belediye başkanımız
görevden alındı ya da tutuklandı. Bu arada Türkiye, sınır boyunca
Suriye'de DAİŞ’le savaşan Suriyeli Kürtleri toplarla vuruyordu.
‘Erdoğan, otoriter düzene karşı olduğu için HDP’yi hedef alıyor’
Erdoğan partimizi, tam olarak burada kurmaya çalıştığı otoriter düzene
karşı durduğumuz için hedef alıyor. HDP, demokratik reformlara, cinsiyet
eşitliğine, toplumsal çeşitliliğe ve Kürtlerin haklarına bağlı Türkler,
Kürtler, sosyalistler, demokratik İslamcılar, liberaller ve
azınlıkların ilerici bir koalisyonu. Seçimlere, Türkler, Kürtler,
Ermeniler, Ezıdiler, Araplar gibi Türkiye’nin çoğu etnik grubundan ve
toplumun farklı kesimlerinden insanları içeren aday listeleriyle girdik.
Ben partinin ‘Eşbaşkanı’yım, çünkü belediyelerden yerel meclislere
kadar olası tüm siyasi birimlerimiz bir erkek ve bir kadın tarafından
ortaklaşa yönetiliyor. Partimiz Türkiye'nin daha fazla demokrasi isteyen
bütün halkları için ortak bir zemin olarak kuruldu.
Bütün bunlar, Erdoğan’ın Türkiye’de yükselttiği despotik, erkek egemen milliyetçilik için aforoz nedenleri.
‘Erdoğan Ortadoğu’daki istikrarsızlığın kaynağına dönüştü’
Erdoğan Washington’da kendisini ‘terörizmle savaşıyor’ olarak sundu ve
ABD'nin, Suriye ve Türkiye’deki Kürtlere karşı seferberliğini
desteklememesinden yakındı. Birinin ona aslında kendisinin Ortadoğu’daki
istikrarsızlığın kaynağına dönüştüğünü söylemesi gerekiyor. PKK ile
yürütülen barış sürecini bitirerek, baskıcı bir güvenlik devleti
yaratarak, hukuk devleti ilkelerini rafa kaldırarak ve ifade özgürlüğünü
baskılayarak Türkiye’nin demokrasisinden geriye neyi kalmışsa boğuyor
ve ülkeyi radikalizm ve iç çatışmaya karşı her zamankinden daha kırılgan
hale getiriyor.”