Ancak Türkiye ve Kürdistan’da çok farklı cephelerden Selahattin Demirtaş’a yönelik kara propagandalar geliştirilmektedir. Çok zıt olanların, daha doğrusu zıt görünenlerin Demirtaş aleyhine çalışmaları dikkat çekicidir. Selahattin Demirtaş’ın seçim çalışmalarına fiziki saldırıların yoğun olması, devlet içinde bazı güçlerin bu saldırıları organize ettiği, yönlendirdiği ve teşvik ettiğini göstermektedir. En ilginci ise Türkiye’de yeni kurulan T-KDP ve Hüda-Par’ın ağız birliği edercesine “Selahattin Demirtaş Kürtlerin adayı değildir” demeleridir. Zaten Türkiye KDP’sinin başkanı olduğu söylenen kişi Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceklerini açıklamıştır. Zaten her konuda Barzani’nin KDP’sinin ağzına baktığından başka bir tutum takınması da beklenemezdi. Rojava’ya yönelik Kürt karşıtı politikasını Kuzey’de de sürdürmektedir. Kürt ve Kürdistan’ın değil de bir çevrenin, bir zümrenin çıkarlarını esas almaktadırlar. Parayı aldığı yerin düdüğünü çalmaktadırlar.
Hüda-Par ise Kürtlüğü yeni aklına gelmiş olacak ki, Selahattin Demirtaş Kürtleri temsil etmiyor demiş. Onlara göre Rojava’da da Rojava Devrimini yapanlar Kürtleri temsil etmiyor. Onlara göre Kürtlüğü temsil edenler IŞİD gibi Kürtlerin kadınlarını savaş ganimeti olarak görenlerdir. Türkiye KDP’si de Rojava Devrimci Güçlerini Kürtlüğün temsilcisi görmüyor. Bu konuda Hüda-Par’la aynı kafadadırlar. Bunların derdi ne Kürtlüktür, ne başka şeydir. Kürt Özgürlük Hareketi kaybetsin de ne olursa olsundur. Politika ve projeleriyle değil de gece gündüz karalama ve dezenformasyonla Özgürlük Hareketi’nin yıpratılmasına uğraşıyorlar.
Herhalde Kürt Özgürlük Hareketi gerilerse kendilerine alan açılacaktır. Halbuki Türkiye KDP’sinin başkanına üç keçi teslim edilirse akşama onu kaybetmiş biçimde evine döner. 1980 sonrası örgütünü dağıtmış, Avrupa’dan aldığı destekle bir mülteci örgüt olmak istemiş, ama onu da becerememiştir. Müflis tüccar olarak Türkiye’ye dönerek KDP’nin Kuzey Kürdistan acentesini açmıştır. Şimdi AKP ile elbirliği ile Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeye çalışıyorlar. Yalçın Akdoğan ile müflis tüccar Sertaç Bucak’ın aynı ağzı kullanmaları, nasıl işbirliği içinde olduklarını göstermektedir. Anlaşılıyor ki PKK düşmanlığında stratejik ittifak yapmışlardır. Hüda-Par ise Erdoğan’la görüşmesinden sonra Kürt yurtseverlerine saldırılarını arttırmıştır. AKP, T-KDP’yi ve Hüda-Par’ı Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanmaktadır. Türk devleti kırk yıldır Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yeni unsurları devreye sokmaktadır. Bu da Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı sürdürülen savaş biçiminin bir boyutu olmaktadır.
Kürt Özgürlük Hareketi de devlete karşı çok boyutlu bir mücadele yürütmektedir. Yöntemleri değişse de bu mücadele sürmektedir. AKP Hükümetine karşı 12 yıldır yürütülen bir mücadele vardır. Türkiye KDP’sini kuranların işi gücü PKK’yi yıpratmak için argüman üretmektir. Kara çal, tutmazsa izi kalır politikası izlenmektedir. 2004 1 Haziran hamlesi başladığında bunlarla aynı zihniyette ve tıynette olanlar “Apo Genelkurmay’la anlaştı; Türk devleti PKK’nin eylemlerini gerekçe yapıp Güney Kürdistan’a girecek ve kazanımları yok edecektir” diyordu. İşte bu yeminli Apo düşmanları böyle diyorlardı. Şu anda biraz vicdanı olan biliyor ki, PKK’nin 2004 1 Haziran hamlesi olmasaydı Güney Kürdistan’daki imkanlar şu anda olmazdı. PKK öyle bir güç ki, kendine düşman olanları bile yaşatmaktadır.
Sertaç Bucak denen beyefendi şu anda PKK ve Apo rantı ile yaşamaktadır. Başka sermayesi yoktur. Kim PKK’ye daha fazla küfrederse, PKK aleyhine konuşursa değer görmektedir. Öyle ki, Türkiye’de iktidar savaşı içine girenler bile PKK’yi en iyi biz tasfiye ederiz diye yarışmaktadırlar. AKP de PKK’yi en iyi ben tasfiye ederim diyerek yıllardır iktidarını sürdürmektedir. AKP’nin de tek yaşam kaynağı budur. Bu nedenle Kürt sorununu çözmüyor, çözüyormuş gibi yaparak her kesimi aldatıyor.
Sertaç Bucak’a göre her gün tek millet diyen Erdoğan iyi bir Kürt dostudur. Sertaç Bucak Kürt dostunu bulmuştur. Barzani Erdoğan’la dost ise bunlar da Erdoğan’la dost olmalıdır. Barzani IŞİD’le dostsa, onlar da dost olabilir. KDP yarın Rojava Devrimi ile ilişki kursa, herhalde bunlar da Rojava politikasını değiştirir. Biz önceleri KDP’nin AKP ile ilişkisini diplomatik bir ilişki sanıyorduk. Anlaşılıyor ki, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için de ortaklık kurmuşlardır. Türkiye KDP’sinin tutumu bunu göstermektedir.
Tabii ki Selahattin Demirtaş’a oy vermeyebilirler. Bu bir tercih sorunudur. Ancak ‘Demirtaş Kürtleri temsil etmiyor, oyumuz AKP’ye denmesi’ işin ters yanıdır. Aslında HDP projesine karşı çıktıkları için böyle tutum alıyorlar. Önceleri BDP’yi başka argümanlarla karalarlarken, şimdi de HDP’yi başka argümanlarla karalıyorlar. Tabii ki HDP bir Kürt partisi değildir. Bir Türkiye demokrasi hareketidir. HDP projesiyle her toplum kendi kimliği ve kültürüyle Türkiye’de özgür ve demokratik yaşayacaktır. HDP, Türkiye halklarının ortak örgütlenmesi ve mücadele birliğidir. Kürtler başta olmak üzere Türkiye halklarını özgürleştirme projesidir. Öyle söyledikleri gibi Kürt kimliği ve örgütlülüğü HDP içinde asimile olmuyor; aksine Kürdün özgür ve demokratik yaşamının statüsünü sağlamaya çalışıyor. Kürdün özgür ve demokratik yaşamı bir slogan ve söylemden çıkarılıp pratikleştirilmek isteniyor.
Türkiye solunun bir kesimi Kürtler Kürt solunu asimile etmek istiyor derken, kimi Kürtler de HDP içinde Kürtlükten vazgeçiliyor gibi demagoji yapıyorlar. Türkiye solunun ulusal duruşlu kesimiyle Kürt milliyetçiliğinin sol düşmanı damarı HDP karşıtlığında birleşmişler. Bu durum, HDP’nin doğru bir proje olduğunu ortaya koyarken, Selahattin Demirtaş’ın adaylığı da bu projenin Türkiye ve Kürdistan’a tanıtmak açısından isabetli bir adım olmuştur. Selahattin Demirtaş, Türkiye ve Kürdistan’da Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü isteyenlerle istemeyenlerin ayrıştırılması açısından netleştirici rolü oynamaktadır. Doğru politikaların en iyi netleştirici olduğu bir daha görülmüştür.
Demirtaş’ın adaylığı siyasal tutumları netleştiriyor