21.yüzyılda en diktatör yöneticiler bile yüzlerini maskelemek için bu tür şeyler söylemezler; söylemekten özenle kaçınırlar. Başbakanın bu sözleri söylemesi halkı ciddiye almadığının en somut kanıtıdır. Zaten 2006 yılında dünyada hiçbir faşist diktatörün söyleyemeyeceği biçimde Kürtlere “kadın da olsanız, çocuk da olsanız gereğini yaparız” demiştir. Bu söylemden sonra çoğu çocuk 20 Kürt insanı katledilmiştir.
Türkiye Başbakanının demokrasiden hiç anladığı yok. Üniversitelerde okutulan demokrasi derslerinden bile bihaber. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın dediği gibi bu Başbakana doğruları öğretecek danışmanlara ya da yardımcılara ihtiyaç var. “Evet efendim, sen en doğrusunu söylersin, sen en iyisini yaparsın, senden büyük yok, Türkiye seninle gurur duyuyor” nakaratını tekrarlamayacak danışmanlara ihtiyacı var.
Erdoğan’ın “ayaklar ne zaman baş oldu” sözündeki ayak halktır. Baş ise sömürücü olan toplumun üst kesimleridir. Ayaklar, yani halk tarih boyunca mücadele ederek baş olan egemenlerin iktidarını sınırlamak istemişlerdir. Buna da demokrasi mücadelesi, özgürlük mücadelesi denilmiştir. Demokrasi sadece bu değildir; ama kendilerini baş gören egemenlerin, iktidarların gücünü ve keyfi yönetimini sınırlamak demokrasi mücadelesi ve sonuçlarına da demokrasi denmiştir. Dolayısıyla “ne zamandan beri ayaklar baş oldu” demek demokrasi karşıtı bir söylemdir. Demokratik kültürden nasibini alamamışların zihniyeti ve söylemidir.
Korkunun ecele faydası yoktur. Tayyip Erdoğan’ın korktuğu başına mutlaka gelecek, ayaklar baş olacaktır. Gezi Parkı direnişi de tabii ki ayakların baş olma mücadelesinin parçasıdır. Aslında Tayyip Erdoğan yiğitliğini anlatırken, hırsızlığını yani bu olay somutunda demokrasi karşıtlığını ele vermiştir. Gezi Parkı direnişinin de demokrasi mücadelesi olduğunu itiraf etmiştir.
Bugün Türkiye’de ayakların baş olma mücadelesi verilmektedir. Bu, Türkiye’deki en değerli mücadeledir. Zaten ayaklar gerçekten baş olduğunda Türkiye yaşanılabilir bir ülke haline gelecektir. Bu nedenle ayakların baş olma mücadelesi insanlık tarihinin en kutsal mücadelelerindendir.
Gezi Parkı direnişi zaten Erdoğan’ın demokrasi anlayışına, daha doğrusu antidemokratik zihniyetine karşı verilmiştir. Erdoğan’ın demokrasi anlayışını artık günümüzde kimse savunmuyor. Bu demokrasi ve yönetim anlayışının İkinci Dünya Savaşı öncesi bir meşruiyeti vardı. Ancak bu demokrasi anlayışı ve uygulaması Hitler ve Mussolini faşizmini engelleyemediği için terk edilmiştir.
Erdoğan da Hitler’deki gibi “ben sandıktan çıktım, o zaman herkes bana boyun eğecek” zihniyetinin 2013 versiyonudur. Bu zihniyet toplumu dikkate almaz. “Sandıktan ben çıktım, herkes boyun eğecektir” der. Beraber siyaset yaptığı Abdullah Gül bile sandık demokrasisinin zamanı geçmiştir, demokrasi sadece sandık değildir diyerek Erdoğan’a cevap vermiştir. Erdoğan’ın kafası kalın olduğu ve demokrasiyi bir “araç” olarak gördüğü için ya da narsist olduğundan Gezi Parkı direnişi sonrası yapılan hiçbir değerlendirmeyi anlamamıştır. Domuz gibi burnunun dikine gitmektedir.
Kürtler sadece Erdoğan’ın değil, Batı Avrupa’nın demokrasi anlayışını bile gerçek demokrasi olarak görmüyor. Çünkü onlar da ayakların baş olmasını istemiyor. Söylemde demokrasi halkın (ayağın) kendi kendini yönetmesi deseler de, yine egemenler yönetim tekelini ellerinde bulunduruyorlar. Halka sadece bu egemenliklerini sürdürmek için siyasal, sosyal, ekonomik alanda biraz nefes aldırıyorlar.
Kürtler tamamen ayakların baş olmasını istiyor. Bu nedenle demokratik konfederalizm temelinde demokratik kurumlaşma ve özyönetimi hedefliyorlar. Demokratik konfederalizm gerçek ve somut olarak ayakların baş olmasıdır. Yani köy, sokak, mahalle zemininde örgütlenmeler yapılacak, bunlar da kasaba ve şehirlerde demokratik konfederal temelde demokratik kurumlaşmaya kavuşacaktır. Böylece söz ve kararın tabana ait olduğu kendi kendini yönetme gerçekleşecektir. Egemenlerin korktuğu başına gelecek, ayaklar baş olacaktır. Zaten Kürdistan’da ayaklar baş olmaya başlamıştır. Bu daha da gelişecektir. Egemenlerin sadece “biz baş oluruz” iddiasına son verilecektir.
Egemenlerin böyle kazanılmış bir hakkı yoktur. Tarihte toplumlar, yani ayaklar kendi kendini yönetmiştir. Ancak egemenler hile ve zorla halkın elinden yönetim hakkını gasp etmişlerdir. Yoksa bu hak egemenlere hiç kimse tarafından bahşedilmemiştir. Ayakların baş olması gasp edilmiş bir hakkın yeniden ele alınmasından başka bir şey değildir.
Demokrasi ayakların baş olmasıdır