Cemaat ile AKP arasındaki kavga kızışarak sürüyor. Her ne kadar iki tarafın da uzlaşı arayışları olsa da çatışmanın köklü olduğu anlaşılıyor. Kuşkusuz uzlaşma ihtimali yok değil, ama her iki cenah da bir daha eski koalisyon düzeyini yakalayamayacaklarını, hesaplaşmanın er geç olacağını biliyor. Bu nedenle her iki taraf da kendi konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Özellikle kamuoyunda karşı tarafı teşhir etmeyi önceliklerine alıyorlar.  Bu çatışma bir iktidar mücadelesidir, hegemonya mücadelesidir. AKP ile cemaat yeni Türkiye’nin hegemonik gücü kim olacak, onun savaşını veriyorlar. Eski devlet asker ve sivil bürokrasiyle dağıldı. Şimdi yeni devlet şekilleniyor. İşte kavga esas olarak bu devlette kim hakim olacak, onun mücadelesidir. Yoksa yolsuzluk ve rüşvet mücadelesi değildir. Paralel devlet ise yeni bir olgu değildir. AKP’nin kol ve kanatları altında devlet içinde örgütlenmişlerdir.

AKP ile cemaat 12 yıldır ortak davrandılar. Klasik iktidar blokunu geriletmede anlaştılar. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı birlikte savaştılar; KCK operasyonları denen saldırılarla binlerce siyasetçiyi zindanlara attılar. Kürtlere yönelik tüm cinayetlerin ve Roboskî’nin üstünü birlikte örttüler. Roboskî katliamı bakan çocuklarının rüşvet almasından daha hafif bir olay mıdır? Roboskî katliamı vicdanları daha az mı isyan ettirir niteliktedir? Roboskî’nin haber değeri daha mı azdır? Roboskî katliamı gerçekleşince basın ilk önce görmezden geldi, sonra da hafifletmek için büyük gayret gösterdi. Başta Fethullahçı basın olmak üzere AKP yandaşı basın acılı birkaç gencin kaymakama taş atmasını öne çıkardı. Daha da ötesi, ölen gençlerin ve çocukların PKK adına çalıştığını ileri sürüldü. Öyle haberler yapıldı ki, vuranlar değil, öldürülenler suçlandılar.
Türkiye’de kavga edenler her zaman Kürdistan’da ortak davranmışlardır. MHP, CHP, AKP gibi partiler her konuda kavga etseler de, sıra Kürt sorununa geldiğinde bazı farklılıklara rağmen esasta anlaşırlar. Herhalde Devlet Bahçeli bile Tayyip Erdoğan kadar tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet sloganı atmamıştır. Devlet Bahçeli bu sözleri bu kadar sık söyleseydi birçok çevre isyan ederdi. Ama Erdoğan söyleyince ses çıkarılmıyor. Erdoğan böyle bir faşist zihniyeti Devlet Bahçeli’den daha ince biçimde topluma yediriyor. Bu gerçekliği herkes görmelidir.
Şimdi, cemaat-AKP kavgası süreci nasıl etkiler diye soruluyor. Olumlu etkileyebilir, olumsuz etkileyemez. Olumsuz etkilemez diyoruz, çünkü AKP tarafından olumlu atılmış hiçbir adım yoktur. Adım diye söylenenler oyalama ve Kürt sorununun çözümünü yozlaştıran adımlardır. Kürt sorunu konusunda toplumda biriken çözüm eğilimi sözde paketlerle çarçur edilmektedir. Kaldı ki eğer bir çatışmasızlık varsa, hala siyasal çözümde ısrar varsa, bu, Kürt Halk Önderine aittir. Yoksa AKP süreci oyalama ve sorunu yozlaştıran paketlerle birlikte bitirmiştir.
Eğer süreç Kürt sorununu çözmeyle ilgiliyse her şeyden önce Kürt Halk Önderine bir müzakere tarafı olarak yaklaşılır. Kürt Özgürlük Hareketi bu kadar adım atmışken bunun somut karşılığı verilir. Ancak zaman kazanma dışında ciddi bir adım atılmıyorsa, hatta Kürt Özgürlük Hareketi’ni tahrik eden her türlü söz söyleniyor ve uygulamalar yapılıyorsa, AKP tarafından yürütülen bir süreç yoktur demektir. Sadece Kürt Özgürlük Hareketi’ni eylemsiz ve mücadelesiz bırakmak için oyalama çabaları vardır. Kuşkusuz AKP’nin bu yaklaşımlarını Kürt Halk Önderi de, Kürt Özgürlük Hareketi de bilmektedir. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi de, Kürt Halk Önderi de acaba çözüm için bir adım attırabilir miyiz, AKP adım atmasa bile toplumu bir çözüme daha güçlü hazır hale getirebilir miyiz, düşüncesiyle sabırlı davranmaktadır. Yoksa tek taraflı bu irade dışında bir süreç yoktur. Süreci bizzat AKP sabote etmiş ve tıkatmıştır. Bu nedenle AKP-cemaat çatışması süreci olumsuz etkiler mi, etkilemez mi demek doğru değildir. Çünkü AKP tarafından yürütülen ve olumsuz etkilenecek bir süreç yoktur.
Eğer hala bir süreç varsa, bu da sadece Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderinin ortaya koyduğu bir tutumun sürmesidir. Buna da AKP’nin verdiği olumlu bir cevap olmamıştır. Hatta tutum ve duruşlarıyla tahrik edici olmuştur. Eğer dünyanın başka bir yerinde bu yaklaşımlar gösterilseydi kesinlikle çatışmalar şimdiye kadar daha şiddetli biçimde yeniden başlardı. Hala çatışmasızlık sürüyorsa bu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin sabrındandır; Kürt Halk Önderinin son ana kadar umudunu sürdürmesindendir.
Bu açıdan bakıldığında cemaat ve AKP çatışmasının bu süreci olumsuz etkilemesi söz konusu olamaz. Zaten süreç ilerlemiyordu, tıkanmıştı. AKP uzlaştığı Ergenekoncu bir kesim ve cemaatin merkezinde olduğu paralel devletin isteği doğrultusunda onları esas alarak adım atmıyordu. Hatta onların tasfiye politikalarını kendi meşrebinde yürütmeye çalışıyordu. Yani Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımları değil, paralel devleti dikkate alıyordu. Paralel devleti ve Ergenkoncu bir kesimi dikkate alarak hiçbir adım atmıyorlardı. Nitekim atamamışlardır.
Belki bu çatışma hayırlara vesile olur. Paralel devleti ve uzlaştığı Ergenekon’un bir kesimini dikkate alma yerine, Kürt Halk Önderinin ve Özgürlük Hareketi’nin attığı adımları dikkate alır. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünde adım atarak Türkiye için hayırlı bir iş yapar ve toplumun desteğini alır. Zaten bunu yapamazsa AKP’nin kendini kurtarması zordur. Halk bu yolsuzlukları affetmez. Böyle yolsuzluk içine giren bir hükümet zor ayakta kalır. Çünkü mevcut yolsuzluklar bir gerçektir. Zaten Türkiye’de bir yolsuzluk düzeni vardır. Türkiye demokratikleşmediği müddetçe de bu yolsuzluk düzeni devam eder. Demokratik olmayan ülkeler bu bakımdan şeffaf değildir. Öyle ki, Roboskî gibi olaylar bile hasıraltı edilir. Demokratik bir ülkede böyle bir katliam hükümeti de, genelkurmay başkanını da, birçok generali ve bürokratı da götürürdü.
Demokratikleşme konusunda köklü adımlar atılır ve Kürt sorununun çözümü konusunda ciddi gelişme sağlanırsa bu adımlar rüşvet ve yolsuzluğun en aza ineceği bir ülke yaratılacağı anlamına gelir. Çünkü rüşvet ve yolsuzluğun mevcut rejimde durdurulması mümkün değildir. Bakanlar atılsa, rüşvet alanlar ve yolsuzluk yapanlar cezalandırılsa bile yolsuzluk ve rüşvet düzeni durdurulamaz, devam eder. Bu nedenle AKP’yi kurtaracak tek yol, Kürt sorununun çözümü temelinde tam demokratikleşmedir. Böyle bir demokratikleşme içinde başta Aleviler ve diğer toplumların sorunlarını çözen adımlar da atılır. Bunu yaparsa o zaman halk bu hükümetin gerçekten de yolsuzlukları cezalandıracağına ve yolsuzluğun önünü kesecek bir siyasi ortamın sağlanacağına inanır. Bunun dışında AKP’nin mevcut bataklıktan kurtulması zordur.
AKP için seçenekler bellidir. Ya paralel devletle uzlaşılacak ve şimdiye kadar uzlaştığı Ergenekoncuların bir kısmıyla birlikte yürüyecek, ya demokratikleşme hamlesi yapacak, ya da mevcut tutumunu sürdürerek kendi sonunu getirecektir. Mevcut tutumda ısrar halka da, demokrasi güçlerine de, Kürt halkına karşı da savaş yürütmeye devam etmek olur.
Kuşkusuz hiç kimse AKP’nin ya da başka bir siyasi gücün demokratikleşme adımı atmasına ve Kürt sorununu çözmesine karşı çıkamaz. Ancak AKP Hükümetinin köklü bir demokratikleşme hamlesi yapması ve Kürt sorununda çözüm adımını atması zordur. Bu, çok zayıf bir ihtimaldir. Çünkü demokratik geçmişi, demokratik geleneği ve zihniyeti yoktur. Siyasi konjonktür ve dengelere dayanarak ve kendini pazarlayarak siyaset yürüten bir güçtür. Varlığını demokratikleşmeye değil, devlet içinde hegemon olmaya dayandıran bir güçtür. Hegemon olmak esas olduğundan AKP tutumunu demokratikleşmeden yana değil, hegemon olmak için rakiplerini tasfiye etmekten yana koyacaktır. Nasıl ki bugüne kadar hegemonyasını sağlamak için Fethullahçılarla birlikte demokrasi güçlerini ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme politikası izlemişse, bundan sonra da politik tarzı bu olacaktır. Ya cemaatle uzlaşacak ya da bu çatışma derinleşerek sürecektir. AKP dış güçlere ve iç güçlere “Benden başka alternatifiniz yok” dedirtmek için iktidar savaşını sonuna kadar sürdürerek kendi dışında alternatif bir iktidar odağı bırakmamaya çalışacaktır.
Bu durum karşısında demokrasi güçlerine düşen görev, mevcut rejimin, AKP iktidarının, iktidar koalisyonunun yıprandığını görerek geniş yelpazede bir demokrasi hareketi yaratmalarıdır. Çünkü yolsuzluklar şahsında sadece AKP değil, tüm kapitalist modernist sistem toplum gözünde itibar kaybetmiştir. Radikal demokrasi güçleri yolsuzluk rejiminin AKP şahsında tüm sisteme ait olduğu, sadece AKP’nin değil, CHP’nin de, cemaatin de bu sistemin parçası olduğunu, bu nedenle AKP’nin alternatifinin sadece radikal demokrasi güçleri olduğu gösterilebilirse o zaman bu yozlaşan sistemini gerçek demokratik bir Türkiye’ye dönüştürmek mümkündür.
AKP yerine CHP’yi alternatif göstermek ya da tutumlarla CHP’nin değirmenine su taşırmak sistemin tahterevallisinin pasif oyuncusu durumuna düşmek olur. Bu sistem bir partisi yıpranınca yerine başka bir sistem partisini geçirmekte ve ömrünü böyle uzatmaktadır. Bu nedenle bu kriz ortamında sol demokratlar, diğer demokratik çevreleri de müttefik yaparak alternatif olarak siyasete müdahale eder hale gelmelidirler. Şu an tam da alternatif demokrasi hareketi yaratma zamanıdır. Bu, ne tek tek güçlerin duruşu ve mücadelesiyle, ne de CHP’nin kuyruğuna takılmakla olur.
Alternatif hareket yaratmanın zamanı da, koşulları da uygun hale gelmiştir. Yolsuzlukları teşhir, yolsuzlukların ortadan kaldırılacağı gerçek bir demokrasi hareketi ve demokratikleşme hamlesi doğrultusunda değerlendirilmezse sistemin başka bir partisinin iktidara getirilmesinden başka bir sonuç alınmaz. Demokrasi güçleri bu aşamada bağımsız demokrasi hareketi yaratırlarsa sistem güçlerinin tümü zayıflar ve demokrasi güçlerinin toplum içindeki etkinliğinin arttığı yeni bir dönem başlar. Bu da Türkiye tarihini değiştirecek demokratik Türkiye ve Özgür Kürdistan’la sonuçlanabilir.