
Türkiye yeniden 1990’lı yıllardaki SS kararnameleriyle yönetilmek isteniyor. 1991 yılında 141-142 ve 163 maddelerin kaldırılmasıyla Türkiye’de herkes yeni bir demokratik dönemin başladığını ilan etmişti. Yıllarca aydınlar, yazarlar, sanatçılar, sendikacılar kısacası düşünen, sorgulayan herkesin yargılandığı maddeler kalkmıştı. Fakat bundan daha ağırı olan “Terörle Mücadele Yasası (TMY)” devreye girmişti. Seçimlere gidilmeden önce hükümetin hazırlayarak Meclis’ten geçirdiği güvenlik paketi de buna tekabül ediyor. Yıllardır Avrupa Birliği (AB) için hazırlanan demokratikleşme paketlerini desteklediği iddia edilen, hak ve özgürlük alanını genişlettiği iddia edilen AB normlarındaki bu güvenlik paketinin ne anlama geldiğini son üç ay içerisinde herkes gördü.
En başta da medya.
1990’lı yıllarda çıkartılan SS kararnameleri (sürgün ve sansür) ile o dönem muhalif gazete ve dergilere matbaalarda sansür uygulanmaya başlandı. Gazeteler yasaklandı, toplatıldı, gazeteciler tutuklandı. Yetmedi, 30’u aşkın gazeteci de katledildi. Musa Anter, Uğur Mumcu, Hafız Akdemir, Ferhat Tepe ve daha onlarcası...
90’lı yıllarda gazeteler matbaalarda sansürlenip toplatıldı, bugün ise gazete siteleri mahkeme kararı olmadan karartılıyor. DİHA’ya tam 23 kez sansür uygulandı. Ve daha onlarca basın yayın kuruluşu sürekli sansüre maruz kaldı.
90’lı yıllarda ağırlıklı olarak muhalif basına yönelen saldırılar, bugün iktidarı eleştiren sağcısı, solcusu, liberali herkesi hedef alıyor.
Bugün de medyaya yönelik baskıların dozu her geçen gün artıyor. Ama medyanın özgür olmadığı bir ülkede, demokrasi ve özgürlüklerden bahsedemezsiniz.
İktidar medyaya yönelmiş durumda ve iktidarın belirlediği ölçülerde, sınırlarda yayın yapmayan tüm basın ve yayın kuruluşları, internet siteleri, hatta sosyal medya hesapları kapatılmaya ve engellenmeye başlandı.
Geçmişte 301. madde mağduru olan gazeteciler, yazarlar bugün 299. madde kıskacında. Son bir yılda sadece Cumhurbaşkanı hakkında eleştirel yazılar yazan 284 kişi bu madde uyarınca soruşturulmaya başlanmış.
Kürdistan’da başlayan çatışmalı süreç nedeniyle Kürt basın ve yayın organlarına yönelik saldırı ve baskıların dozajı ise gittikçe artıyor. Son olarak Silvan’da DİHA muhabiri Serhat Yüce ile Özgür Gün TV muhabiri Murat Demir’in başına dayanan silahı hepimiz gördük.
Ahmet Hakan’a yönelik organize saldırının siyasetçilerin ve iktidarın açıklamalarıyla adım adım gelişine hep birlikte tanık olduk.
DİHA merkezinin polis baskınına uğraması ve 32 gazetecinin gözaltına alındıktan 7 saat sonra serbest bırakılması ise işin bir başka boyutuydu.
Kısacası, medya açıktan ve doğrudan hedef gösterilerek gerçeklerin üzeri örtülmek isteniyor. Özgür Gündem Gazetesi 1992 yılında “Gerçekler Karanlıkta Kalmayacak” sloganıyla çıkmıştı. 10 Aralık 1994’de Dünya İnsan Hakları Günü’nde gazete merkezi basıldı, onlarca gazeteci gözaltına alındı. 3 Aralık 1994’de Özgür Ülke Gazetesi’nin merkezi ve teknik büroları bombalandı. Fakat 4 Aralık’ta gazete “Bu ateş sizi de yakar” manşetiyle çıktı. Medyaya yönelik sansür baskı ve sindirme operasyonlarıyla gerçeklerin üstünün örtülemeyeceğini son 30 yıllık Türkiye gerçekliğinde herkes de biliyor. Demokrasi ve özgürlükler için basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü iktidarda da olsanız, muhalefette de olsanız vazgeçilmeziniz olmalıdır.