- Demokrasi, talep edenlerin inşa mücadelesi üzerinde şekillenir. Demokratik zemini yasal güvenceye almak, sistemi yapısal değişime zorlamak, toplumsal muhalefetin amacıdır.
- Demokrasi, önce bireysel bir talep olarak bilinçte şekillenip ardından toplumsallaşabilir. Bunun yolu da örgütlü toplumun vereceği bir mücadeledir, yoksa yasalar yoluyla bahşedilmez.
- Yasa koyucuya yol gösterecek, onun demokrasi bilincini özgürlüklerin genişletilmesi yönünde zorlayacak bir toplumsal direniş döneminde olduğumuz unutulmamalı.
HEVAL TAHA
Yasalar, yaşayan bir demokrasi inşa edemez, ancak biçimsel bir demokrasi kurabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önceki gün imzalanarak Resmî Gazete'de yayımlanmasının ardından yürürlüğe giren 'çerçeve yasa' gibi. Yasa, içerik açısından ciddi eksiklerine rağmen devletin demokratikleşebilmesi yolunda cılız da olsa bir ilk adım.
Bugün üzerinde dön dolaş konuştuğumuz mesele, aslında anayasasında “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir” (TC Anayasası madde 2) yazan bu rejimin, ne layıkıyla cumhuriyet ne de bir demokrasi olamamasından kaynaklanan sorunlardır. Görüldüğü üzere bir rejimin gerçek vasıfları, kendisini tarif ettiği yazılı metinlerinden değil, bu tarifleri hayata geçirme pratiğinde ortaya çıkıyor.
2011 seçimleri örneği
1923’ten 1950’ye kadar iki turlu seçim saçmalığı yoluyla bile olsa sandık görmeyen Amed'in 2011 genel seçimlerinde çıkardığı sonuç, demokrasi talebinin gelebileceği doruk noktalardan biriydi. Yasalar, demokratikleşme yönünde kaleme alınabileceği gibi çoğu zaman egemenler tarafından özgürlükleri kısıtlamak için yapılır. Yürürlükteki mevcut siyasi partiler ve seçim yasaları da Kürt Özgürlük Hareketi’nin parlamenter siyasette temsilini önlemek üzerine yapılmış yasalardır. Yasaklara karşı yasa yapma yetkisi olmayan güçler, demokratik bir mücadeleyle o yasakları yok hükmünde bir hale getirebilir, getirmelidir.
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) yasakçı antidemokratik seçim barajı engelini aşabilmek için 2011’de yapılan genel seçimlere 'Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku' (Blokta BDP'nin yanı sıra EMEP, EHP, EDP, SDP, DSİP ve İSP yer alıyordu) adı altında bağımsız adaylarla katıldı. 2011 genel seçimlerine bağımsız adaylarla giren Kürtler, farklı farklı seçim bölgelerindeki bağımsız adaylarının oy pusulalarındaki yerini bir ip marifetiyle belirledi. Ardından okuma yazma bilmeyen seçmene, seçim çevresine göre bu ipler dağıtıldı. Kürt seçmen oy kullanacağı seçim çevresindeki bağımsız adayını bu ip mesafesiyle oy pusulasında tespit etti. Oyunu böyle kullandı. Uzaktan bakınca iptidai bir yöntem gibi görünen bu yolla sadece 11 milletvekili olan Amed'de 5 bağımsız milletvekili çıkardı Kürtler. Dünyada bir başka örneği olup olmadığını bilmiyorum, ancak bu sonuç varoluş mücadelesi veren tüm ezilenler için bir büyük zaferdi. Aynı seçimlerde tüm devlet olanakları hizmetine sunulan iktidar partisi AKP, 6 milletvekili çıkarabildi. AKP, ülke genelinde o seçimlerden birinci parti çıktı ama Kürdistan’daki demokrasi mücadelesi karşısında kaybetti. Yenildi.
Ezilenlerin örgütlü mücadelesi
Sadece bu seçim sonuçlarından da anlaşılacağı üzere burjuva demokrasisi, muktedirin kendisi açısından egemenliğini meşrulaştırma aracıdır. Amed örneğinde olduğu gibi ezilenlerin örgütlü mücadelesi ise bu biçime kendi açısından başka/yeni bir öz katabilir. Kağıt üzerindeki biçimsel eşitliği, mücadele ederek kendi lehine gerçeğe dönüştürür. Demokrasi mücadelesi de demokrasi inşası da budur. Ancak böylesi bir irade, demokrasi fikrini kuvveden fiile çıkarır. Demokrasi bir iktidar hedefi değil, bir yaşam modeli olarak ezilenlerin gündemindedir. Mevcut haliyle demokrasi, insanlar arasındaki her türlü sömürü ve eşitsizliğin ortadan kaldırılması için bir merhaledir. Onun için demokrasiyi geniş kitlelerin talebi haline getirmezseniz inşa edemezsiniz. Aksi bir yolla demokrasi adına yaptıklarınız her koşulda toplum mühendisliğidir. Demokrasi, kendi iktidarınızı seçimler yoluyla garantiye alma sistemi de değildir. Bu yüzden de demokrasi üstten inmeci bir yaklaşımla inşa edilemez.
Toplumsal muhalefetin amacı
Demokrasi, önce bireysel bir talep olarak bilinçte şekillenip ardından toplumsallaşabilir. Bunun yolu da örgütlü toplumun vereceği bir mücadeledir. Demokrasi, yasalar yoluyla bahşedilecek, ihsan edilecek bir idare biçimi de değil. Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet talep edenlerin, bunları sağlayacak mekanizmalara katılımı demek.
Egemenlerin çıkaracağı hiçbir yasa demokratikleşmeyi tek başına sağlamaz. Demokrasi, talep edenlerin inşa mücadelesi üzerinde şekillenir. Yasalar talep edenlerin ihtiyaçlarını anlık olarak da değil, uzun vadeleri de gözeterek tarif ve tasnif ettiğinde ciddi manada bir anlam ifade eder. Yani gelecekte ortaya çıkacak demokratik talepleri de karşılamayı hedeflemelidir, öngörmelidir. Aksi takdirde demokrasi mücadelesi karşısında aşılmaktan kurtulamaz.
Demokratik zemini yasal güvenceye almak, bu uğurda sistemi yapısal değişime zorlamak, toplumsal muhalefetin temel amacıdır. Buna ulaşabilmek için örgütlü bir mücadele, eldeki en güçlü en meşru yöntemdir. Yukarıda da aktarıldığı gibi 2011 seçimleri ele alındığında demokrasi pratiği açısından bu derece olgunlaşmış Kürt muhalefetinin, salt yasal düzenlemeleri bekleyerek mevcut süreci geçireceğini elbette düşünemeyiz. Yasa koyucuya yol gösterecek, onun demokrasi bilincini özgürlüklerin genişletilmesi yönünde zorlayacak bir toplumsal direniş döneminde olduğumuz unutulmamalı. Bu durumda Sayın Abdullah Öcalan’ın belirttiği gibi Kürtlerin önündeki temel hedef belli; demokratik toplumla toplumu örgütlemek, demokratik cumhuriyetle devleti demokratikleştirmek.