Türk devlet güçleri, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin merkez binası ve basımının yapıldığı matbaayı bastı. Gazete ve matbaaya el koyan devlet, kayyum atadı.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin İstanbul Beyoğlu ilçesinde bulunan merkez binası ve gazetenin basımının yapıldığı matbaa gece yarısı polis tarafından basıldı. En az 11 kişi gözaltına alındı. Gazete ve matbaaya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'ndan kayyum atandı. Gazetenin editörlerinden Reyhan Hacıoğlu, “Topluma topyekun saldırı dönemindeyiz. Doğan Medya Grubu gibi parayla satın alamadıklarına TMSF ile el koyuyorlar. İktidarlar susturmaya çalıştıkça biz yolumuza devam edeceğiz” dedi.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin İstanbul Beyoğlu ilçesinde bulunan merkez binası ve gazetenin basımının yapıldığı matbaa gece yarısı polis tarafından basıldı. Özel harekat polisleri tarafından gece saat 00.30 sıralarında yapılan baskınlarda binalar arandı. Saat 03.00'e kadar devam eden aramalardan sonra gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar, Gün Matbaası Sahibi Kasım Zengin ile birlikte en az 11 kişi gözaltına alındı.

Sabah saatlerinde gazete binasına giden avukatlara, TMSF tarafından kayyum atandığı söylendi. Gazete binasının kapılarının polislerce kırıldığı görüldü. TMSF görevlisi avukatlara, Engin Basın Yayın San. Tic. Ltd. Şti. bünyesinde çıkan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne ve gazetenin basımının yapıldığı Gün Matbaacılık Reklam Film Basın Yayın Tanıtım San. Tic. Şti'ye el konulduğunu bildirdi. TMSF görevlisi, el konulmasına ilişkin olarak herhangi bir bilgi veremeyeceklerini ve TMSF'den bilgi alınabileceğini kaydetti. Gazetenin avukatlarından Özcan Kılıç’ın aradığı TMSF yetkileri, “Şirketlerin muhatabı biziz” dedi.

Avukat: Muhatap yok

Özgürlükçü Demokrasi’nin bürosunda TMSF görevlisi tek başına dururken, polisler de sık sık gazete binasına giderek bilgi alıyor. Gün Matbaası’nda ise polis haricinde kimse bulunmazken, bina polislerce ablukaya alınmış durumda.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na görüşmeye giden avukatlar, soruşturma savcısı ve aynı zamanda Özgür Gündem Gazetesi Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni dosyasına bakan 22. Ağır Ceza Mahkemesi savcısı olan Uygur Kaan Arısoy ile görüşmek istedi. Avukatların savcı ile görüşme talebi, "Savcı duruşmada" denilerek reddedildi. Savcı Arısoy'un 3 gündür Silivri Cezaevi Kampüsü karşısında bulunan duruşma salonunda görülen bir davada savcı olarak görevlendirildiği belirtildi. Savcının yarın ya da sonraki gün makamına geleceği avukatlara iletildi.

İki soruşturma var

Savcılık kaleminin avukatlara verdiği bilgiye göre; gazete hakkında iki ayrı soruşturma yürütülmüş. 7 Şubat 2018 tarihli soruşturmanın "basın suçları" kapsamında, 23 Mart 2018 tarihli soruşturmanın ise "terör suçları" iddiasıyla başlatıldığı ileri sürüldü. Savcılık kalemi, soruşturmada gizlilik kararı olduğunu kaydederek başka da bilgi paylaşmadı.

 Avukatların, TMSF'nin durumuna ilişkin sorduğu sorulara ise yanıt verilmedi. Savcılık kalemi, "daha sağlıklı bilgi" için avukatları İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne yönlendirdi.

24 saatlik görüş yasağı

Avukatların gözaltına alınan gazete ve matbaa çalışanlarının durumuna ilişkin bilgi istemeleri de 24 saatlik "görüş kısıtlılığı"na takıldı. Kaç kişinin gözaltında olduğu ve gözaltı gerekçelerine dair bilgi almak üzere emniyete giden avukatlara burada da herhangi bir bilgi verilmedi. 

 

Savcı değil, Emniyet yürütüyor

Gazetenin avukatlarından Özcan Kılıç, "Muhatap yok" diyerek yaşanan duruma tepki gösterdi. Kılıç, soruşturma kapsamında 22 kişinin gözaltına alındığına dair bilgi aldıklarını;ancak bu bilgiyi netleştiremediklerini dile getirdi. Savcıların bu soruşturmaları fiili olarak yürütmediğini belirten Kılıç, "Soruşturmanın fiili yürütücüsü emniyettir. Savcılar sadece resmiyette görülüyor" diye konuştu.

11 kişinin ismi netleşti

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve Gün Matbaası'na yapılan baskın kapsamında gözaltına alınan ve isimleri netleşenler şöyle: Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar, Gün Matbaası Sahibi Kasım Zengin, matbaa çalışanları Erdoğan Zamur, Kemal Kurt, Musa Kaya, Cemal Tunç, Kemal Daşdöğen, İrfan Karaca, Mehmet Emin Sumeli, matbaanın eski çalışanı Amed’de gözaltına alınan Uğur Selman Kelekçiler.

Yıldız’ın evi de basıldı

Soruşturma kapsamında gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Yılmaz Yıldız'ın Bağcılar'da bulunan evine de baskın yapıldı. Yıldız'ın bulunmadığı evde telefonuna ve bilgisayarına el konuldu.

Basın toplantısıyla protesto

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve Gün Matbaası’na yapılan baskın ve gözaltılar basın toplantısıyla protesto edildi. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube binasında yapılan basın toplantısına HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK/Basın-İş’ten Alptekin Babaç, DBP, HDP İl Eşbaşkanları Esengül Demir ve Cengiz Çiçek, YAKAY-DER, ESP İstanbul İl Örgütü, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, ÖHP, gazete çalışanları, Medya ve Hukuk Derneği, Zindanlarla Dayanışma İnisiyatifi üyeleri ile çok sayıda gazeteci katıldı.

 Toplantıda ilk olarak konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “Yine kabul edilemeyecek bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Dün gece yapılan polis baskını sabaha kadar devam etti. Gazeteye gelen çalışanlar içeriye alınmadı ‘buraya gelemezsiniz’ diye uzaklaştırıldı. Matbaa çalışanları ile birlikte 9 kişi gözaltına alındı. Matbaa çalışanlarının gazete ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı bir durum. Derneğimize sabah saatlerinde yapılan başvurulara göre başka bir şehirden de eski matbaa çalışanının gözaltına alındığı söyleniyor. İHD olarak hukuksuz uygulamalara karşıyız. Bu hukuksuz uygulama kabul edilemez. Sadece basın özgürlüğü değil, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne de saldırı söz konusu”  diye konuştu.

Bundan sonra da susturamayacaklar

Gazetenin editörü Hicran Ürün de şunları söyledi: “Gazetemizle hiçbir ilişkisi olmadığı halde basımın yapıldığı matbaaya baskın yapıldı. Bu baskılar ilk değil daha önce de defalarca kez dağıtımcılar gözaltına alındı, tutuklandı. Gazetemiz 79 kez erişime engellendi. Bu dönemde muhalif seslere ve Kürt gazetecilere baskı arttı. TMSF eliyle gazetemiz kapatıldı; ancak tarafımıza tebliğ edilen resmi bir bilgi yok. Baskından sonra sözlü olarak deklare edildi. Bu da hukuksuzluğun ayrı bir boyutu. Muhalif sesleri susturmaya devam edecekler. Geçmişte de benzer olaylar yaşandı hiçbir şekilde susturulamadı bundan sonra da susturulmayacak. Özgür basın geleneğini devam ettiren arkadaşlarımız olacak. İnandığımız yolda yürümeye devam edeceğiz. Gerçeklerin sesi bastırılamaz. Bugün TMSF, daha önce KHK’ler, yarın belki başka bir şey. Fakat susturamayacaklar.”

Parayla alamadığına el koyuyor

Gazetenin editörlerinden Reyhan Hacıoğlu da, “Topluma topyekun saldırı dönemindeyiz. Hiçbir alanda hak ve özgürlüklere alan tanınmıyor. RTÜK yasasıyla özgür, muhalif sesler susturuluyor. Doğan Medya Grubu gibi parayla satın alamadıklarına TMSF ile el koyuyorlar. İktidarlar susturmaya çalıştıkça biz yolumuza devam edeceğiz. Kapılara kilit vurarak bizi susturamayacaklar” dedi.

Bu engelleri de aşacağız

DİSK/Basın-İş’ten Alptekin Babaç da “Gazeteye el konulup konulmadığına ilişkin bir belirsizlik var. Görünen şu, kendisine ‘TMSF’den geliyorum’ diyen istediği gazeteye el koyuyor. Yazmayı bırak, basamazsınız diyorlar. Mücadele verenler bu engelleri de aşacak. Bu baskı ortamından ancak dayanışarak, direnerek çıkacağız” diye konuştu.

Yeni operasyonların habercisi

TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise şunları dile getirdi: “2019 seçimlerine giderken AKP tek sesli Türkiye yaratmak istiyor. Geçtiğimiz hafta Doğan Medya Grubu dolaylı olarak iktidarın eline geçince halka haber ulaştırmaya çalışan medya kuruluşlarının yüzde 90’ı iktidarın eline geçti. Bugün yapılan baskın, muhalif medyaya yapılacak operasyonun da habercisi. Daha önce KHK’larla kapattılar, ikinci dalga olarak TMSF ile Türkiye tek sesliliğe sürükleniyor. Gazeteci meslek örgütleri olarak haber için mücadeleye devam edeceğiz. Gerçekler halka ulaşacak bu baskı da ancak o zaman duracak. Haber için mücadeleye devam edeceğiz.”

Tek tip medya istiyor

TGC Genel Başkanı Turgay Olcayto ise “Tek tip insan ve tek tip basın istiyorlar” dedi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Doğan Medya grubunun satılması ardından halkın haber almasının önüne geçilmek istendiğini ve hemen ardından Özgürlükçü Demokrasi gazetesine atanan kayyum örneği ile de bu baskının had safhaya ulaştığını söyledi. Durmuş, “Bu durum aynı zamanda halkın haber almasının önünde büyük bir engel olarak karşımıza çıkacak. Medyanın tek elde toplanması temel sorunumuz. Özgürlükçü Demokrasi’ye yapılan bu baskın ile kayyum atanması da bölge halkının takip ettiği gazetenin bir kıskaç altına alınarak habere ulaşmanın engellendiği gerçeğini ortaya çıkarıyor. Bu bizim açımızdan önümüzdeki 2019 seçimine giderken kendisine muhalif olan kesimleri susturarak böyle bir yola gittiği izlenimi uyandırdı. Bizlerin de haber için daha fazla mücadele etmemiz gerekecek” dedi.

Bununla da yetinmeyecek

Diğer muhalif gazeteler açısından da benzer durumlar yaratılabileceğine vurgu yapan Durmuş, “Daha önce Gündem gazetesi kapatıldığında Özgürlükçü Demokrasi olarak yeniden çıkabildi. Demokrasi bu kez başka isimle çıkacak; ama direk yönetime el koyarak fiilen işletmeyi engellemek istiyorlar. Amaç bence bu. Kayyum konusunda ve bu tehlike aslında diğer muhalif medyalar açısından da bir örnek teşkil edecek. Oralara da benzer harekatlar yapılabilir” diye belirtti.

TGC: Yeni saldırı dalgası

Halkın haber alma ve yayma hakkının her gün biraz daha örselendiğini belirten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Başkanı Turgay Olcayto ise “Talebimiz bir an önce OHAL’in kaldırılarak, gazetecilerin üzerindeki baskıların giderilmesidir. Tek tip insan ve tek tip basın istiyorlar. Diğer gazetelere de her an baskınlar olabilir. OHAL olduğu sürece bir KHK’ya bakar. Oradan verilen talimata bakar” diyerek önümüzdeki günlerde muhalif tüm basın kuruluşlarına dönük bir saldırının söz konusu olabileceğini söyledi.

BASIN-İŞ: Geleneği susturmak istiyor

İktidarın özgür basına sistematik bir baskısı olduğunu belirten Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren de, "Cezaevlerinde hala çok sayıda gazeteci yargılanıyor ve tutuklu. Doğan Grubu'nun satışı ve Özgürlükçü Demokrasi'ye kayyum atanışı iktidarın hoşuna gitmeyen yayınlar yapan medyaya yönelik yeni bir baskı dalgasının parçası olduğunu düşünüyorum. Özgürlükçü Demokrasi Türkiye için önemli bir gazetedir. Daha önce Özgür Gündem'i kapattılar ki Özgür Gündem birçok baskıya, katliamlara, bombalamalara rağmen bölgede neler yaşandığını kamuoyuna duyuran gazeteydi. Özgürlükçü Demokrasi de o geleneğin devamcısıdır. Onu da kayyum atayarak susturmaya çalışıyorlar. Ama susturamıyorlar. Özgürlükçü Demokrasi seslerini duyurmaya çalışacaktır" dedi.

Sözeri: Daha fazla baskı

Gazeteci Ceren Sözeri de, yaşanan örnekler üzerinden bundan sonra daha fazla baskınlar olabileceğine dikkat çekerek, “Doğan Medya’nın satılması zaten bir kırılma noktası oldu. Bundan sonra daha kolay susturma ihtimalleri olabilir. Gazete çalışanlarına da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” diye tepki gösterdi.

Kaplan: Çünkü havuza sığmıyor

Seçim öncesi nasıl bir medya yaratılmak istendiğine vurgu yapan Gazete Karınca Editörü Çağdaş Kaplan, şu sözlerle tepki gösterdi: “Seçim sathına girilince artık ne yapacakları tamamıyla gün yüzüne çıktı. Geçtiğimiz hafta Meclis’ten RTÜK yasası geçti. Böyle bir ortamda seslerini internetten duyurmaya çalışan gazeteciler var. Bu sefer de internete RTÜK denetimi getirdiler. Bilgi akışının tamamını kontrol altına alıp muhalif olan sesleri devre dışı bırakmak istiyorlar. Özgürlükçü Demokrasi kurulduğu günden bu yana belki onlarca çalışanı gözaltına alındı, dava açılmayan tek bir gün bile yok. Bu yetmedi. İktidar bir yandan Doğan Medya örneğinde olduğu gibi tüm medya kuruluşlarını tek bir havuza almaya çalışıyor ama bazılarının sesi o havuza sığmıyor. Bunlardan biri Özgürlükçü Demokrasi gazetesi. Satın da alınamıyor. Doğan Medya grubuna ödediği miktarlar gibi üç katını verseniz de satın alamazsınız. Çünkü bu öyle bir gelenek.

Satın alamazsa zor yöntemine başvuracak. Zor yöntemi nedir? Tıpkı Kürt kentlerinden belediyeye kayyum atanması gibi oraya gidip gazeteye kayyum oturtup o gazetenin sesini kısmaya çalışmaktır. İktidarın aklı aynı çalışıyor. Daha önce aynı gelenekten bir gazeteyi bombaladınız, bu gazete çıkmadı mı? Kayyum atadınız diye çıkmayacak mı? Gazetenin sesini ne havuzun içine sığdırabileceksiniz, ne de satın alabileceksiniz. Bunu kayyumlarla engelleyemeyeceksiniz. Yoluna devam eder. Yazmaya ve çizmeye devam eder. Kayyum da o binada oturur ama gazeteciler de dışarıda mesleklerine devam eder.”

İktidarın her dönem Kürt basını üzerinden baskı sürecini uyguladığını belirten Kaplan, “Kürt basınına kayyum atanırsa diğer basınlar için de bu bir tehdittir; ama bu işler nafile çabalar ve hiçbir sonuç getirmeyeceği ortada” diye konuştu.