Bizce 1 Mayıs günü yaşananlara böyle bakmak gerekiyor. Dikkat edilirse Kürt şehirlerinde çok canlı ve yaygın bir 1 Mayıs kutlaması yaşandı. Yüzde doksan dokuzu emekçi olan bir halk olarak Kürtler, 1 Mayıs Emek Bayramını coşkuyla kutladılar. Belki Newroz gibi Amed’de çok büyük bir kitle toplanmadı, ama hemen hemen her Kürt şehrinde kalabalık kitleler tarafından 1 Mayıs kutlandı. Aynı günde ve anda yapılan bu düzeydeki kutlamaları küçümsememek gerekir. Bu durum Kürt demokratik alternatifinin kitlesel düzeyde ne denli güçlü oluştuğunu göstermektedir. Fakat Türkiye genelinde ve İstanbul’daki durumun da benzer olduğunu söylemek mümkün değildir. Bir kere AKP Hükümetinin yeniden Taksim Meydanını 1 Mayıs kutlamalarına kapatması son derece bilinçli ve planlıdır. Bunun sol demokratik alternatifi etkisizleştirme amacı ve süreçle bağı nettir. Yoksa durumu yapılan tamir çalışmalarıyla izah etmek mümkün değildir. İstanbul Valisi herkesi cahil sanıp kandırmaya çalışmaktadır. Oysa böyle bir tamir çalışmasının 1 Mayıs’a denk getirilmesi son derece bilinçli ve planlı bir iştir.
Çok açık ki, 1 Mayıs Taksim yasağı ile AKP, sol demokratik alternatifin gelişimini ve güçlenmesini engellemeye çalışmıştır. Denebilir ki, bundan daha doğal ne olabilir? AKP, sol demokratik harekete karşı olmayıp da ne yapacaktı? Sol demokratik harekete katılıp, onu örgütleyip geliştirecek değildi! Kuşkusuz bütün bunların hepsi doğrudur. Hiç kimse AKP’den demokratik olmasını ve demokrasi hareketini geliştirmesini beklemez. Yine demokrasi hareketine karşı olması ve ona karşı mücadele etmesi de doğaldır.
Kuşkusuz biz bunların hepsini biliyor ve kabul ediyoruz. Fakat demokrasi hareketine karşı olmanın ve ona karşı mücadele etmenin de bir kuralı, ölçüsü olmalı. İktidarı ele geçirip devlet gücünü arkasına alarak ve bu temelde yasaklar koyup saldırılar yaparak bu mücadele yürütülemez. Dikkat edilirse, bu durum AKP’nin sol demokratik harekete karşı mücadelesi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sol demokratik harekete karşı mücadelesi oluyor. Böylece AKP eliyle devlet gücü sol demokratik harekete karşı kullanılmış ve devlet sol demokratik güçlere kapatılmış oluyor.
İşte bunun olmaması gerekiyor. AKP eğer yeni sürecin ruhuna uygun hareket edecekse, yani Türkiye’nin demokratikleşmesinden yana olacak ve demokratikleşmenin önünü kapatmayacaksa, o zaman böyle davranmaması gerekir. AKP’nin sol demokratik güçlere karşı fikrî ve siyasi mücadelesine evet! Fakat iktidar olmaya dayanarak AKP’nin siyaseti ve devleti sol demokratik güçlere kapatma ve bu temelde sol demokratik alternatifi engelleme tutum ve çabasına hayır!
Oysa dikkat edilirse 1 Mayıs’ta Taksim’in yasaklanması ikinci yaklaşım temelinde olmuştur. Bu yasakla AKP, devlet güçlerini demokratik alternatife karşı kullanmış ve böyle bir alternatifin gelişmesini engellemeye çalışmıştır. Alternatifleri devlet gücüyle yok ederek iktidarını korumak istemiştir. Burda fikrî ve siyasi bir mücadele değil, yasakçı ve baskıcı bir tutum vardır. Bu da AKP’nin tekçi ve despotik karakterini ortaya koymaktadır. Bu anlayış ve tutumuyla AKP’nin demokratik veya demokrasiye açık olmadığı ortadadır.
Demekki İstanbul Valisinin açıkladığı gibi, 1 Mayıs Taksim yasağı alandaki inşaat nedeniyle değildir. Öyle karşılıklı bir restleşme nedeniyle de değildir. Bunların hepsi bilinçli ve planlı olarak ortaya çıkarılmış gerekçelerdir. AKP, bir yandan çözüm sürecinden ve demokratikleşmeden söz ederken, diğer yandan yasakçı, baskıcı ve despotik davranmaktadır. Devlet gücüyle demokratik alternatifin gelişimini engellemeye çalışmaktadır. Zaten CHP ve MHP iktidar alternatifi olamadığına göre, böylece kendi iktidarını alternatifsiz hale getirmek istemektedir. Demokratikleşmenin önünü bu biçimde kapatmak istemektedir.
AKP Hükümeti, 1 Mayıs’ta sunî bir Taksim krizi yaratarak 2013 yılı 1 Mayısının çok güçlü ve yeni bir demokratik çıkış düzeyinde kutlanmasını engellemiştir. Oysa Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK’nin geliştirdiği yeni süreç bunu öngörüyor ve buna imkan veriyordu. Ateşkes ilan edilmiş, gerillanın geri çekileceği duyurulmuştu. Böylece barışın ve demokratik çözümün önü açılmıştı. Bu temelde Türkiye toplumu rahatlamış ve yeni bir umut ortaya çıkmıştı. Bütün bunların karşılığı, başta İstanbul olmak üzere her şehirde çok görkemli 1 Mayıs kutlamaları olacaktı. Newroz’daki Amed, 1 Mayıs’taki İstanbul olarak yaşanacaktı.
Yine geliştirilen yeni süreç gereği tüm Türkiye toplumunu kucaklayacak geniş bir Demokrasi Konferansının toplanması için hazırlık çalışmaları yürütülüyordu. Konferansın Mayıs ayında gerçekleştirilmesi öngörülüyordu. Bu temelde 1 Mayıs kutlamaları aslında Demokrasi Konferansının startını verecekti. Bu da Türkiye için yeni bir demokratik siyasi alternatifin doğuşunu başlatacaktı. Türkiye’nin buna ihtiyacı vardı. Koşullar ve imkanlar bunun için uygundu.
AKP Hükümetinin 1 Mayıs Taksim yasağı işte bütün bunların hepsini yok etti. Sol demokratik güçleri bölüp parçalayarak ve polisle çatışan gruplar durumuna düşürerek marjinalleştirdi. Bir siyasal hareket haline gelmesini engelledi. Böylece Türkiye demokratik siyasetinin oluşmasına ve gelişmesine izin vermedi. Gelişen yeni sürece denk bir demokratik alternatifin doğuşunu engelledi ve zayıflattı.
Peki bütün bunların bilinçsiz ve plansız yapıldığı söylenebilir mi? Bu durum bazı inşaat çalışmalarıyla izah edilebilir mi? Böyle yapılamayacağı açıktır. Besbelliki AKP, yeni süreçte demokratik siyasal alternatifin gelişmesini engellemek için çok bilinçli ve planlı bir politika yürütmüştür. 1 Mayıs kutlamaları için Taksim’in yasaklanması bu temeldedir. Ne yazık ki, demokratik siyasal alternatif oluşturması gereken tüm güçler de AKP’nin siyasal planına düşmüş, tam da AKP’nin istediği gibi hareket etmişlerdir. AKP politikasının tamamlayıcısı olmuşlardır.
Hiç kuşkusuz 1 Mayıs Türkiye’nin her yerinde kutlanmıştır. Yasakçı polise karşı ciddi direnişler geliştirilmiştir. Biz bunları küçümsemiyor ve görmezden gelmiyoruz. Fakat Kürdistan’dan geliştirilen yeni sürecin Türkiye’ye yansımasının ve Türkiye’deki temsilinin bunun çok ötesinde olması gerektiğini belirtiyoruz. 1 Mayıs kutlamaları aslında bir demokrasi manifestosu olacaktı. Yeni demokratik siyasi alternatif İstanbul 1 Mayıs kutlamalarında ilan edilecekti. Newroz’da Amed’te başlatılan yeni çıkış 1 Mayıs’ta İstanbul’dan Türkiye’ye mal edilecekti.
Peki bunlar oldu mu? Hayır, yapılamadı. 1 Mayıs’a sürecin öngördüğü rolü oynatılamadı. AKP tuzağı görülüp aşılamadı. Eskinin marjinal düşünce ve eylem gerçeği aşılamadı. Polisle çatışarak adeta herkes rahatladı. Belkide aylarca bunu konuşup kendini teselli edecek. Oysa sürecin gerektirdiği çıkışı yapamadı. Politikası ve eylem çizgisi yanlış. Rahatlıkla provoke edilebiliyor ve etki altına alınabiliyor. Nitekim 1 Mayıs kutlamaları böyle oldu.
Belliki sol demokratik siyasetin eylem çizgisi böyle olamaz. Demokratik sosyalizm böyle gelişemez. Bu konuda Kürdistan’a ve PKK pratiğine bakmak gerekir. Yine Deniz’lerin ve Mahir’lerin çizgisine bakmak gerekir. Onlardan öğrenmek ve politik-eylemsel çizgiyi düzeltmek gerekir. Yeni bir 6 Mayıs sürecini yaşıyoruz. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin kırkbirinci yıldönümü. Bu büyük kahraman insanları ve Onların şahsında tüm özgürlük mücadelesi şehitlerini saygıyla anıyoruz!..
Demokratik alternatif
Eğer yeni çözüm sürecinin ruhuna ve içeriğine uygun hareket etseydi, AKP’nin demokratik alternatifi yadsımaması gerekirdi. Oysa 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanmasını yasaklayarak sol demokratik alternatifi engellemeye ve demokratik güçleri parçalayıp dağıtmaya çalıştı. Kendileri ne söylerlerse söylesinler ve 1 Mayıs günü bu yasakçı zihniyete karşı ne kadar direnmiş olurlarsa olsunlar, bir yerde ve son tahlilde sol demokratik güçler de bu AKP tuzağına düşmekten ve ona zemin olmaktan kendilerini kurtaramadılar.