Kürdistan’ın dört bir yanında halkların kanı dişlerine bulanan vampir Erdoğan, her katil gibi vicdanını yalanlarıyla avutmaya çalışıyor. Kaldı ki hiçbir ahlaki değeri olmayan bu kişide vicdanın zerresine dahi rastlamak mümkün değildir. Faşist şef Allah’ın evi olan cami de “Kendi aramızda merhametli olacağız. Küffara karşı şiddetli olacağız. Suriye’de olduğu gibi” dedi.
Savaş uçakları ve kimyasal silahlarıyla, Serêkaniyê sokaklarında oynayan Muhammed’in bedenini ateşe veren hilkat garibesi katile göre Kürtler küffar. Kentinin sokaklarında oyun oynayan çocuk Muhammed küffar. Ama onun diliyle söylersek küffar Rusya ve ABD arasında nasıl bir yalancı iblise dönüştüğü su götürmez bir gerçek olarak ortada duruyor.
Tarih boyunca zalimler, zulümlerini kutsamış, lanetliliğini gizlemeye çalışmışlardır. Kutsalı lanet, laneti kutsal diye gösterme çabalarına girişmişlerdir. Faşist şef, bu çabanın içinde debelenip durmaktadır. Ancak bunu din ile afyonlayıp, halvetine kapıldığı cemaatine yutturabilir. Zaten bu ırkçı, dinci, faşist mikrop virüsler dışında onun bu yalanlarına başka kimse de inanmıyor.
ABD ve Rusya’nın desteği ile Rojava halklarına, NATO’nun silah envanteri ve İslam dininin düşmanı DAİŞ’le saldıran faşist şef, şimdiden tüm insanlığın ibret verici dersler çıkaracağı bir figüre dönüşmüştür. Bu figürün tek amacı sapkın ve hırsız ailesinin iktidarını korumaktır. Gürcü figürün derdi ne Türklük, ne de Kürt düşmanlığıdır. Türk devletinin yaptığı Kürt düşmanlığı para ettiği için dört elle bu argümana sarılmıştır. Tek amacı ise sallantı da olan iktidarının ömrünü uzatma amacıdır.
Türk devletinin gensel kodlarında varlığını halkları yok ederek sürdürme vardır. Mezopotamya ve Anadolu topraklarında yaşayan, Rum, Ermeni, Yahudi, Laz, Yunan, Kürt, Türkmen ve çok sayıda halklara yönelik gerçekleştirdiği soykırım, göç ettirme ve asimilasyon politikaları biliniyor. Türk devleti cenneti andıran bu topraklarda birçok halkın kökünü kazıdı. İzlerinin dahi kalmasına izin vermedi.
Bu noktada halkların varlıklarını koruması ve sürdürmesi için meşru savunma savaşı kaçınılmaz, alternatifsiz ve kutsaldır. Tarih halkları; niye savaştıkları için değil, aksine işgal, imha ve soykırımla karşı karşıya kaldıklarında meşru savunma savaşına neden başvurmadıkları için yargılayacaktır. Her canlının, varlığını koruması ve sürdürmesi için öz savunma mekanizması doğası gereğidir. Her varlık tehdit, tehlike ve saldırı altında kaldığında, kendisini savunmak için öz savunma pozisyonu almak zorundadır. Bu doğanın en rafine halidir. Kürtler atasözleri olan “Ya hero ya mero” yani ya hep ya hiç diyerek çete Türk devletinin saldırılarına her yerde en sert şekilde karşılık vermeli, ABD, Rusya ve Türk devletinin kendi aralarında gerçekleştirdiği antlaşmaları kabul etmemeli ve özgürlük savaşını her yere yaymalıdır.
Faşist şef Erdoğan, Rojava’yı işgale girişmeden önce “Devletim güçlü. Her türlü silahım var. NATO’nun büyük ordusuyuz. DAİŞ’im var. Kürtlere istediğimi yaparım. Kürtler hiçbir şey yapamaz. Sesini çıkaranları şantaj ve tehditle sustururum” düşüncesi ile Rojava’ya karşı savaş açtı.
Bu işgal harekatının özü ise kapitalist hegemon güçlerin, Kürtlerin öncülüğünde gelişen halkların demokratik yaşam inşasına saldırısıdır. Hegemon güçlerin işgale karşı yaptıkları açıklamalar insanlığın vicdanını ve adalet duygusunu oyalamayı amaçlıyor. Pratik hiçbir adım atmamaları samimiyetsizliklerini gözler önüne seriyor. ABD, Rusya ve Türk devletinin içinde olduğu ilişki ve ittifak kirlidir. Ve bu ittifak bu devletlerin tarihinde kara bir ihanet lekesi olarak daima anılacaktır.
Türk devletinin işgal saldırısına onay veren ABD, Erdoğan ve çete Türk devlet gerçekliğini tanımıyor. ABD’ye bir hatırlatma da bulunacak olursak, Türk devletinin ordusu NATO kapsamında Afganistan’da bulunuyor. Nedense her gün Taliban ve El Kaide, Amerikan askerlerine yönelik saldırı üstüne saldırı gerçekleştirirken, Türk askerine yönelik en ufak bir saldırı içine dahi girmiyor. Afganistan’da her ne hikmetse tek Türk askerinin burnu dahi kanamıyor. ABD şu an çapsız bir diktatör olan azılı katilin ve çete devletinin Müslüman Kardeşler örgütü ve İhvancılarla olan derin ilişkilerinin farkında değildir. Bu durumun, biricik yaşam alanı olan gezegenimizi nasıl bir tehlikeye sürüklediğinin bilincinden uzaktır.
Para kazanmaktan başka hiçbir şey düşünmeyen kapitalist hegemon güçler, biricik yaşam alanı olan gezegenimizi mahvetti. Dünyamızı iliklerine kadar sömürdü. Kapitalist sermaye güçleri dünyamızı batırdı ve doğayı öldürmek üzere. İçinde yaşadığımız dünyada insanlığın nefes alması dahi imkansız hale gelmiştir. Tek mantığı kar olan uluslararası sermaye güçleri yeryüzünün en kirli ve karanlık oluşumu olan gerici ve fundamental AKP’nin arkasında duracak kadar ahlaksızlaşmıştır.
Kapitalist hegemon güçler dünyamızı yaşanmaz bir yer haline getirdi. Dünyamızda yaşam biterse bu güçler de dahil herkes yok olacaktır. Yerin altında 2000 metreden sonra yosun dahi bitmiyor. Gökyüzünde 3000 metreden sonra oksijenin yani yaşamın olmadığını bilim bize söylemektedir. İnsanlık ve doğadaki canlılar bu 5000 metre arasında yaşayabilmektedir. Ancak kapitalist hegemon güçlerin azami kar mantığının neden olduğu savaşlar, küresel ısınma, iklim değişikliği, aşırı kar hırsı yüzünden dünyamız ve doğamız SOS vermektedir. Tek çözüm insanlığın Önder Öcalan’ın demokratik ekolojik paradigmasına yönünü vermesidir.
Bu temelde Rojava halklarının direnişi demokratik ekolojik toplumsallığının direnişidir. Gezegenimiz yaşamak için mutlaka yüzünü bu direnişe dönmek zorundadır. Rojava’nın demokratik ekolojik toplumsal inşası insanlığın gensel vicdanına sesleniyor. Demokratik ekolojik insan toplumsallığının aydınlığında, kara uzun sakalı çapulcuların ganimet ve talanına dur demek ve mücadele etmek vicdani ve ahlaki bir isyandır.