DTK, Amed, Van, Mardin Büyükşehir Belediyesi tarafından yaklaşık bir yıldır hazırlıkları sürdürülen Demokratik Ekonomi Konferansı geçtiğimiz günlerde Van'da yapıldı. Bu konferansa ilişkin yapılan çeşitli açıklamalar ve değerlendirmeleri izledik. Bu konferansa kim, nereden ve nasıl bakıyor,  bunu irdelemekte fayda var. 40 yıldır yaşanan çatışmalı süreçden palazlananların yanı sıra, müzakere süreci ve Rojava'da açığa çıkan yeni durum üzerinden de etki alanlarını genişleterek yeni dönemde açığa çıkacak olan pastadan pay kaparak, kısa yoldan para kazanmayı hedefleyen bir kitle var.
Yine, Demokratik Kürt siyasetinin bir bölümünde de "Kürt sermayesinin oluşması, bunların yatırım yapıp istihdam yaratarak ekonomik büyüme sağlaması ve Kürt burjuvazisinin oluşturulması" anlayışı hakim. Bu nedenle bu tartışma başladığında 'Bu iş kooperatifle olmaz' görüşüne sarıldılar. DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek'in konferansta yaptığı konuşma aslında konferansın özüne ilişkin önemli belirlemeleriyle birlikte, yeni süreçte Kürt siyasetinin de ekonomik programını kapsamaktaydı. Yine konferans öncesinde bu kadar yoğun bir tartışma yaşanmasına rağmen siyasetçilerin ilgisizliği gözle görülür düzeydeydi.
Konferans yapılmadan ne kadar batık kooperatif varsa insanların gözünün içine sokularak, "Bununla bu iş olmaz. İspanya'da Mondragaon ne yaptı" sözleriyle hiçleştirmek isteyenler de oldu. Kapitalist sistemin bir ürünü olan kooperatif, farklı bir örgütlenme modeli olon kolhozlarla karıştırılarak sosyalizm eleştirileri yapanlar, dünyanın gelişmiş birçok ülkesinde kooperatifler üzerinden üretim ilişkilerinin tabana yayıldığını ise ne hikmetse bir türlü göremediler. Çünkü Türkiye'nin kuruluş yıllarındaki gibi, bir sermaye birikimi algısı ve beklentisi hakim.
Kürdistan ekonomisi üzerinde tesbitler yapmadan Demokratik Ekonomi Konferansı yeterince anlaşılamaz. Bugün Kürdistan'da kamu ve özel sektör yatırımları yeterli üretim ve istihdam yaratacak düzeyde değildir. Kürt sermayesi İstanbul sermayesinin temsilcisi, onların disbirötürlüğü ya da bayiliğini yürütmektedir. Ayrıca son yıllarda kent rantı üzerinden büyüyen bir kesim de bulunmaktadır. Bu da arsa ve arazi spekülatörlüğünün yanı sıra, yeni dönemde açığa çıkan ekonomik fırsatları değerlendirerek sermaye birikimi yapmaktadırlar.
Bu sermaye birikiminin üretime dayalı sektörler üzerinden geliştiğini ise kimse iddia edemez. En basitinden Şırnak'tan Güney Kürdistan'a 2013 yılında yapılan ihracatın yüzde 50'si demir-çelik ürünleri. Amed'in 236 milyon Dolarlık ihracatının yüzde 33'ü mermer ve taş olarak işlenmeden satılan hammaddeden oluşmaktadır. Bu ihracatın üzerinden şekillendiği bir üretimi de göremezsiniz.
İkincisi faktör de finans sektörü. Amed bugün bankaların gözde yatırım alanlarından biridir. Bunun iki nedeni var;  bankada bulunan mevduat ve kullandırılan kredi miktarı. Bu oran sanayi kenti olarak bilinen Antep ve Kayseri'yi ikiye katlamaktadır. Bu nedenle her köşe başında açılan banka şubelerine rastlamak mümkündür.
Kente lüks araç ve konut satışında bir patlama yaşanırken, bu patlama yeni üretim tesislerinde yaşanmamaktadır Toplumun ekonomik açısından alt ve üst tabakaları arasındaki uçurum ise 10 yıl öncesine göre daha da büyümektedir. Yoksulların ve dar gelirli kesimlerin ihtiyacı olan yaşanabilir konut üretilemezken, lüks konut üretimindeki patlama gelir dağılımındaki adaletsizliği de gözler önüne sermektedir.
Sınıfsal olarak bakıldığında üretim alanları ve fabrikalar olmadığı için işçi sınıfından da bahsetmek mümkün değil. Çünkü işsizlik resmi rakamlara göre yüzde 18, gerçeği ise yüzde 40'ları bulmaktadır. Kentte 20-30 dönüm arazisi bulunan köylü bile ailesi ile birlikte mevsimlik işçi olarak yüzlerce kilometre öteye gitmektedir. Köylerde pazara dönük üretim yapılmamaktadır. Yapan köylüler ise ürünlerini pazarlayacak bir ağa sahip değiller.
Market ve bakkal raflarına baktığınızda bölgede tüketilen temel gıda maddeleri başta olmak üzere, tüketim maddelerinin yüzde 90'ını bölge dışından gelmektedir. Bölgede üretilen ürünlerin paketleneceği tesisler bulunmamaktadır. Buğday kent dışındaki makarna fabrikalarından işlenmekte, fırınlarda kullanılan unun yüzde 50'si bölge dışından gelmektedir. GAP bölgesinde sulanabilir arazi miktarı 1.8 milyon hektar. Sulanan arazi ise 320 bin hektar ama Kürt illerinin sebze ve meyve ihtiyacının yüzde 80'i Adana, Mersin, Antalya, Nevşehir, Amasya, Tokat gibi kentlerden gelmektedir. Yerelde üretilen ürünler pazara gelmediği gibi sebze halinde yüzde 10'u bile işlem görmemektedir. Amed'de tüketilen örgü peynirin yüzde 40'ı bile Maraş ve Konya'dan gelmektedir. Diğer kentlerin de Amed'den farkı yoktur. Ve gıda, geleceği olan bir sektör. Dünyanın birçok ülkesi yeni dönem stratejilerini bunun üzerinden oluştururken, Kürt illerinde halkın toprakla bağı koparılarak kentlere akışı teşvik edilmektedir. Tohumun toprağa düştüğü Mezopotamya coğrafyasında yeterli düzeyde sanayi ve turizm yatırımları olmadığı gibi, tarım alanı da kendi kaderine terk edilmiştir.
Demokratik Ekonomi Konferansı hazırlık çalışmalarında yapılan atölye, çalıştay ile Kasım ayında gerçekleştirilen konferansta tüm bunlar tartışılarak, sonuçları halkla paylaşılmış ve alınan kararlar deklere edilmiştir. Bu kararlar demokratik ekonominin nasıl yaşam bulacağına ilişkin ipuçlarını da vermektedir.