Gerçi Kürt halk Önderi adına “Demokratik İslam Kongresi” dese de böyle bir toplantıya bütün dinlerin ve mezheplerin katılmasını öngörmektedir. Bu biçimde farklı inançların demokratik birlik ve barış içinde nasıl yaşayabilecekleri sorununun çözülmesini istemektedir. Bu tarzda son dönemlerde İslam adına saldırı ve katliam uygulayanların maskelerinin düşeceğini düşünmektedir.
Elbette böyle bir amaca bir İslam kongresinde ulaşılmasını öngörmek önemlidir. Çünkü mevcut haliyle Ortadoğu’da en yayın inanç İslam dinidir. Bu nedenle inançların demokratik barış içinde yaşamasını sağlayacak sonuçlar ancak bir İslam Kongresinde ortaya çıkarsa başarıyla uygulanabilir. Bir de güncel olarak tehlikeli bir biçimde saptırılmaya çalışılan inanç İslam dinidir. Bu durum da farklı inançları barış içinde yaşatacak sonuçların ancak bir İslami toplantıda ortaya çıkabileceğini göstermektedir.
Önder Abdullah Öcalan’ın “Demokratik İslam Kongresi” çağrısı değişik çevreler tarafından çok olumlu karşılanmış durumdadır. Bir çok İslami çevre ve demokratik güç anında olumlu karşılık vermiş bulunuyor. Bu temelde kongre veya konferans önerisi yaygınca tartışılıyor. Neredeyse son haftanın en çok tartışılan konusu haline gelmiş durumda. Neden? Demek ki yaşadığımız coğrafyanın çok önemli bir sorununa doğru çözüm yolu gösteriyor.
Günümüzde Ortadoğu’da olduğu kadar Türkiye ve Kürdistan’da da siyaseten en çok istismar edilen konu din oluyor. Özellikle de bölgede haklim olan İslam dini ve iktidarlaşan İslam’ın iki büyük mezhebi olan Sünnilik ve Şiilik istismar ediliyor. Neredeyse İslam’a sarılmayan siyasal eğilim kalmamış gibi! Toplumsal gerçeklik bu biçimde çok tehlikeli bir tarzda sömürülüyor.
AKP bu temelde iktidar olan ve İslamı siyasal iktidar için ustaca kullanan birinci güç durumda. Günümüzde iktidarlaşan İslamı en çok AKP temsil ediyor. Öyle ki, tüm Ortadoğu’ya yayılan bir eğilim haline gelmeye çalışıyor. Bu temelde ABD ve NATO sistemine kendini bölgesel bir model olarak sunmak istiyor. Bunun adına da “Ilımlı İslam” deniyor.
Tabi AKP’ninki “Ilımlı İslam” olunca, ortaya bir de “Radikal İslam” çıkıyor. Bunun da küresel düzeydeki temsilciliğini “El Kaide” adlı örgüt yapıyor. Kendisini “Küresel Cihat Hareketi” olarak ilan edip, güya küresel düzeyde ABD sistemine ve emperyalizme karşı savaşıyor. Bugün dünyada şiddeti en ölçüsüz ve tehlikeli bir biçimde kullanan güçlerden biri bu oluyor.
Şimdi burada bir düzeltme ve netleştirme yapmak gerekiyor. Bir kere ayrımın “Ilımlı İslam - Radikal İslam” biçiminde yapılması doğru değil. Çünkü “Ilımlılık” ile “Radikallik” bir nitelik ayrımı değil, nicelik ayrımı oluyor. Yani bir İslami güç bugün “Ilımlı” olduğu gibi, yarın da “Radikal” olabilir. Ilımlılıktan radikalliğe veya radikallikten ılımlılığa dönüşebilir. Dahası bazı güçler karşısında ılımlı olduğu gibi, bazı güçler karşısında da çok radikal olabilir. Örneğin AKP, kapitalist modernite sistemi karşısında çok ılımlı iken, Türkiye demokratik güçlerine ve Kürt halkına karşı çok radikaldir. Gezi Parkı olayları ile Kürdistan’daki savaş bunun açık kanıtıdır.
Demek ki İslam’da ayrımı ılımlı ve radikal biçiminde yapmak doğru değildir. Doğru olan “İktidar İslamı“ ile “Kültürel İslam” ayrıdır. Kültürel İslam Hz. Peygamber’in Medine’de uyguladığı İslam olurken, iktidar İslamını Emevilerden itibaren gelişen devletleşme sistemi temsil ediyor. Tabi hem ılımlı denen AKP ve hem de radikal dene El Kaide iktidarcı ve devletçi İslam içinde yer alıyor. Yani her ikisinin arasında özde bir fark yok.
Aslında iktidarlaşan İslam’ın mezhepleri arasında da bir fark yok. Yani AKP’nin Sünni iktidarı ile İran’ın Şii iktidarı da özünde pek farklı değil. Başka Irak ve Suriye iktidarı ile İran’ın Şii iktidarı da özünde pek farklı değil. Başta ırak ve Suriye olmak üzere bölgeye yayılmakta olan mezhep savaşlarının da (Sünni-Şii) bir iktidar ve hegemonya savaşı olduğu açık. Bölgesel ve küresel güçler bu tür bir çatışmadan çıkar sağlamaya çalışıyor.
Bir de ılımlı AKP kapitalizmin işbirlikçisi olurken, radikal El Kaide’nin “kapitalizme karşı savaştığı” doğru değil. İktidarcı güç olarak her ikiside kapitalist modernitenin uzantısı ve ajanı konumunda. Dahası El Kaide’nin nasıl ortaya çıktığını ve kime dayandığını da herkes çok iyi biliyor. Afganistan’da ABD desteğinde var olduğunu kendisi bile inkar edemiyor.
Tüm bu gerçeklerin kamuoyuna gösterilmesi açısından elbette Diyarbakır’da yapılacak bir Demokratik İslam Konferansı tarihi ve belirleyici bir rol oynayacaktır. Yoksa AKP’nin gerçek yüzünü halka göstermek zordur. Bu da AKP iktidarının aşılmasını zorlar. Dahası gittikçe yayılan İslam’ın siyaseten istismar edilmesi, her an bir kör çatışma tehlikesini bağrında taşımaktadır. Böyle tehlikeli bir durumun bugün Suriye’de ve Rojava Kürdistan’da yaşanmakta olduğu açıktır. Mezhep çatışması ve El Kaideci güçlerin saldırısı Suriye için en büyük tehlike durumundadır. Rojava halkı ise El Kaideci Cephet El Nusra ve Irak-Şam İslam Devleti çetelerinin vahşi saldırıları altındadır. Bu çete gruplarının İslam adına geliştirdikleri katliamlara karşı Rojava halkı tarihi önemde büyük bir direniş geliştirmektedir.
Suriye ve Rojava’da yaşanan bu durum, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır’da bir Demokratik İslam Konferansı toplanması çağrısını çok daha anlamlı ve önemli hale getirmektedir. İslam’la hiçbir alakaları olmayan bu çete gruplarının “İslam adına” Kürt halkı üzerindeki katliam uygulamalarının teşhir edilmesi çok önemlidir. Çünkü sivil halka yöneltilen bu katliamlar neredeyse bir soykırım düzeyine ulaşmaktadır.
Rojava Kürtlerinin direniş hareketi olan YPG’nin Kurban Bayramı dolayısıyla ilan ettiği ateşkes konumundan da yararlanarak El Kaideci bu sahte Müslüman grupların yeniden saldırılarını arttırdıkları gözlenmektedir. Hiçbir savaş kuralına bağlı olmayan bu saldırılarda onlarca sivil Kürt katledilmektedir. Saldırılar tam bir insanlık suçu haline gelmiş durumdadır.
Peki bugün İslam adına sahtekarlık yapan bu canileri Rojava halkına saldırtan güçler kimlerdir? Kuşkusuz cinayet işleyen bu çete gruplarıdır, fakat bu saldırıları destek olmadan yapamayacakları açıktır. O halde Rojava halkı üzerinde uygulanan bu katliamların suç ortakları kimlerdir? İşte bunların açığa çıkarılması önemlidir ve eğer Amed’de bir Demokratik İslam Konferansı toplanırsa bu gerçekler açığa çıkarılacaktır.
Kuşkusuz böyle bir durumda maskeler düşecek, Kürt katliamının suç ortağı olan bir çok yüz açığa çıkacaktır. Özellikle de İslam adına “Ilımlı” ve “Radikal” olarak adlandırılanların, yani AKP ile El Kaide’nin Rojava Kürtlerine karşı nasıl elbirliği içinde katliam saldırıları düzenledikleri herkes tarafından görülür olacaktır.
Demokratik İslam Konferansı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan BDP heyetiyle yaptığı son görüşmede “Diyarbakır’da bir Demokratik İslam Kongresi toplanmasını” öneriyor. Belli ki iyi düşünülmüş ve ciddi bir öneri. Amed’de demokratik bir İslam kongresi veya konferansının toplanması, Türkiye’de ve Ortadoğu’da İslam adına her türlü çıkarcılığın ve aldatıcılığın geliştirildiği bir ortamda bölge halkları ve insanlık açısından çok yararlı olur.