
Pazar; en dar anlamıyla alım ve satımın yapıldığı yer olarak tanımlanabilir. Binlerce yıllık geçmişe sahip ticari ve ekonomik bir alandır. Başlangıçta pazarda alım satım yoktu. Ürünün değiştirildiği bir yerdi. Yani değişim ekonomisi işlem görürdü. Değişimde ölçü kullanım değeriydi. Doğal toplum sürecinde; tüccar, aracı, komisyoncu, taşeron, istismarcı vb. pazarda yoktu.
Ürün değiştirme yöntemi günümüzde de bolca işlemektedir. Ancak günümüz pazarı ve ürün değişimi doğal toplumdaki gibi masum değildir. Kapitalist modernitenin ürünü olan finans kapital hukuku pazarda işlemektedir. İnsan insanın kurdu haline getirilmiş durumda. Her yıl milyonlarca insan açlıktan katledilmektedir. Dünya nüfusun yarısı da sürekli işsiz tutulmaktadır. Gezegenimiz yok edilmektedir. Doğaya en yakın olan, doğayı ve ekonomiyi en çok temsil eden kadın, erkeğe kurban edilmekte, köleliğin de ötesinde bir statüde tutulmaktadır.
Bunun önüne geçmenin tek yolu demokratik komünal ekonomiyi geliştirmektir. Kollektif üretim, komünal paylaşım ve demokratik örgütlenme ekonomik faaliyete hakim kılındığı oranda sonuç alınabilir. Ekonomide elbette ki üretim, dağıtım, depolama, ihracat, ithalat vb. çok önemlidir. Ama pazara hakim olmak ile tamamlanmayan ekonomik faaliyet yarımdır, tamamlanmamıştır ve kapitalist modernite tarafından ele geçirilmeye müsaittir. Oysa ki demokratik sosyalist devrimlerin olmazsa olmazlarının başında demokratik komünal ekonomi gelmektedir. Yani komünal ekonominin tasfiyesi bir bütün olarak devrimimizin tasfiyesi anlamına gelmektedir. O halde komünal ekonomiyi düşünürken, pratikleştirirken komple olmak hayati önemdedir demek yerinde olacaktır. Üretilen ürün toplanıp depolanarak pazara taşınsa da ekonomide pazarın dışındaki bütün süreçlere de hakim olunmalı. Bu olmadığı takdirde üreten toplumun yararına bir sonuç elde edilmesi mümkün değil. Pazara hakim değilsek, pazar toplumun değilse, sosyal pazar sistemi oluşmamış ise demokratik komünal ekonomi modelinden, sisteminden de bahsedemeyiz. Pazar; toplumun kendi ihtiyacından arta kalanı taşıdığı, değişime sunduğu, satmak ya da satın almak zorunda kaldığı alan olmaktadır. Pazara hakim olan sistem; ekonomiye, ekonomiyle bağlantılı bütün toplumsal konularda da büyük rol sahibi olacaktır. Bu rolün ideolojik, politik, ahlaki ve stratejik olacağı kesindir.
Her alanda, demokratik komünal ekonomiyi örgütlemek, toplumu öz ekonomik örgütlemesine kavuşturmak, devrimi sağlam temellere kavuşturmayı ifade eder. Pazarı örgütlemek, esasen bütün toplumsal ekonomik alanları örgütlemeyi yaratacaktır. Pazar sadece alışverişin yapıldığı alan anlamına gelmiyor. Bütün toplum bir şekilde alışveriş yapar ve pazarla ilgilidir. Bu yönüyle pazarın, pazarı belirleyenin kendisidir. Bir yerde pazarın örgütlendirilmesi, ürünün üreticiden üreticiye ulaşmasıdır. Sonuçta üreten de, pazarlayan da, satın alan da, ihtiyacını gideren ve ihtiyacı giderilen de toplum olmaktadır. Örgütlü toplumsal kesim ve çevreler arasında aracı, taşeron, komisyoncu, istismarcı, hatta arada oynayan tüccar bulunamaz, yaşayamaz. Bu anlamda üretimden pazara, pazardan ihtiyacını temin eden halka kadar, aynı çatı altında, tamamlayıcı, bütünlüklü örgütlenmiş, kollektif, komünal, ekolojik ve kadın özgürlükçü olan bir toplumun sömürüsü, işsizliği, yoksulluğu, söz konusu olabilir mi?