Şimdi bir de gündeme Batman saldırısı geldi. Batmanlılar bu saldırıdan Hüda Par isimli partiyi sorumlu tutuyor. Bu partiye geçmişte Hizbullah dendiği biliniyor. Kürt halkı bunlara Hizbulkontra diyordu. Bugün Ergenekoncu olarak yargılanan çevreler bu güçleri Kürt yurtseverlerine karşı saldırılarda kullanmıştı.
İşte Kürt yurtseverlerine yöneltilen tüm bu saldırılar son tahlilde İslam adına yapılıyor. Bunu yapanlar kendilerini “Müslüman” olarak adlandırıyorlar. Bu adlandırmayı neredeyse birçok çevre kabul ediyor. Bunlar için “Radikal İslamcılar” deyimini kullanıyor.
Tabi bunlar “Radikal İslamcı” olunca, bir de bunların radikal olmayan, yani ılımlı olan yüzleri oluyor. Öyleleri için de “Ilımlı İslamcılar” deniyor. Örneğin El Kaide sözde radikal İslamcı olurken, AKP ise sözde ılımlı İslamcı sayılıyor. Kuşkusuz bu tür parti ve gruplar kendilerini böyle tanımlamıyorlar. Kendilerine başka sıfatlar takıyorlar. Fakat bu tür adlandırmalara da fazla itiraz etmiyorlar. Bir tür bundan hoşlandıkları anlaşılıyor.
Söz konusu güçlere bu tür sıfatlar takanlar esas olarak küresel kapitalizm güçleri oluyor. Yani bu parti ve grupların gerisindeki güçler, onları destekleyen veya yaratan güçler. En başta da ABD yönetimi bu adlandırmayı yapıyor. Yine tüm kapitalist modernite güçleri bu adlandırmayı kabul ediyor ve kullanıyor.
Denebilir ki, kendileri destekleyip yarattıklarına göre küresel kapitalist çevrelerin bu tür adlandırma yapmaları ve kullanmaları doğaldır. Her ne kadar bu isimlendirme doğru olmasa da, kendi çıkarları doğrultusunda kapitalist güçlerin bunu kullanmaları doğal görülebilir. Fakat bu sıfatlamayı kullananlar sadece kapitalist güçler değildir. Sadece onlar kullansalardı insan önemsemeyebilirdi. Ancak neredeyse herkes bu sıfatlamayı kabul ediyor ve kullanıyor. Bu nedenle üzerinde durmak gerekiyor. Peki genelde din, özelde ise İslam adına hareket eden güçleri radikal ve ılımlı olarak ayırmak doğru ve isabetli midir? Bizce değildir. Bu ayrım doğru olmadığı gibi, aynı zamanda sakıncalıdır da. Doğru değildir, çünkü radikal ve ılımlı ayrımı bir niteliği değil, niceliği ifade etmektedir. Yani radikallik ve ılımlılık görecelidir, değişkendir. Örneğin bugün ılımlı olan bir güç, koşullar değişirse yarın radikal hale gelebilir. Yine bir güce karşı radikal olan bir güç, başka bir güce karşı ılımlı olabilir. Burada önemli olan ılımlılık veya radikallik değil, din veya İslam adına taşınan karakterdir. Örneğin AKP iktidarı ABD için ılımlı olurken, Kürtlere karşı son derece radikaldir.
Demek ki din veya özelde İslam adına hareket eden güçleri radikal ve ılımlı olarak ayırmak doğru değildir ve gerçeği ifade etmemektedir. Dahası böyle bir ayrım sakıncalıdır. Çünkü gerçeği gizlemekte ve saptırmaktadır. O nedenle küresel kapitalist güçler böyle adlandırsalar da, sol ve demokratik güçler böyle adlandırmamalı ve bu tür ayrımları kabul etmemelidir.
Bizce genelde din, özelde ise İslam adına var olan ve hareket eden güçleri doğru tanımlamak ve ayrımlandırmak ancak nitelik, yani karakter üzerine olmalıdır. Bu ayrım ve adlandırmada şöyle yapılabilir: Devletçi-iktidarcı İslam ve Demokratik Kültürel İslam! İslam adına hareket eden güçleri bu temelde ayrımlandırmak ve tanımlamak en doğru olanıdır.
Aslında bütün dinlerin doğuşu ve özü demokratiktir, özgürlükçüdür. Toplumsal sorunlara çözüm ihtiyacından kaynaklanmıştır. Bu yönüyle de toplumsaldır. İktidarlaşma ve devletleşme sonra gerçekleşmiştir. Dinler iktidar ve devlet güçleri karşısında doğuş özlerini koruyamamışlar, asimile edilerek iktidar ve devlet haline getirilmişlerdir. Tabi doğuş özleri olan özgürlükçü ve demokratik niteliği de kaybetmişlerdir. Aynı durum İslam dini açısından da geçerlidir. Hz. Muhammed döneminin İslam’ı demokratik ve özgürlükçüdür, toplumcudur, kültürel İslam’dır, yani cemaat İslam’ıdır. İslam dini ile cemaat, yani toplum adeta iç içe geçmiş gibidir. Cem olmayı, yani camide toplanmayı ifade eder. Bu dönem İslam’ının, yani gerçek İslam’ın iktidar ve devletle bir ilişkisi yoktur, tersine karşıtlığı söz konusudur.
İslam’ın iktidarlaşması ve devletleşmesi sonra gerçekleşmiştir. Barış demek olan İslam savaşır hale getirildikçe, bunun doğal sonucu da iktidarlaşma ve devletleşme olmuştur. Dolayısıyla iktidarcı ve devletçi İslam gerçek İslam değildir, Peygamber döneminin İslam’ı değildir. Muaviye’nin yarattığı özünden boşaltılmış İslam’dır.
Bu gerçek Alevilikte çok daha iyi gözlenmektedir. Kendisini Ehlibeyt’e dayandıran Alevilik, hep iktidar ve devlet karşıtı olma ve özgürlükçü-demokratik özünü koruma çabası içinde olmuştur. Dolayısıyla bugün görülen Aleviliği devletleştirme çabaları tam bir saptırmayı ifade etmektedir. Gerçek Aleviliği savunurken de, başka şeylere değil, bu yöne bakmak, onun iktidar ve devlet dışındaki demokratik karakterini öne çıkartıp esas almak gerekir.
Demek ki İslam adına hareket eden güçlerin gerçekte ne olup olmadıklarını anlamak için, onların iktidarcı ve devletçi mi, yoksa demokratik ve toplumcu mu olduğuna bakmak gerekir. Onların karakterini yansıtan doğru ayrım, bu temelde yapılan ayrımdır. Radikal-ılımlı ayrımı gerçeği maskeleyici sahte ayrımdır.
Bu temelde baktığımızda AKP, Hizbullah, Hüda Par, El Kaide ve benzerleri arasında özde bir farkın olmadığını görürüz. Hepsi de iktidarcı ve devletçi İslam’ı esas alan güçlerdir. Her iktidar ve devlette esas olarak baskıcı ve sömürücüdür, zulmü ve sultayı ifade eder. Bu konuda mezhep olarak Sünni veya Şii olmaları da fark etmez. Hepsinin özü aynıdır. Birbiriyle ilişkili olabilmeleri de bunu açıkça göstermektedir. Aralarındaki çatışma ve savaşların da tamamen iktidar savaşı olduğu açıktır. Zaman zaman savaşmaları özde farklı olduklarını göstermez.
Son dönemlerde Ortadoğu’da yeniden canlandırılmaya çalışılan, Kürtlerin ve diğer halkların başına bela yapılan işte bu iktidar ve devlet İslam’ıdır. İktidarlaşmış ve devletleşmiş İslam’ı ve onun iktidar mezheplerini esas almak herkes açısından büyük tehlikedir. Bu tehlikeyi herkesten önce gerçek Müslümanlar, yani demokratik kültürel İslam güçleri görmek ve önlemek durumundadır. Bunu da en başta yapabilecek olan Kürt toplumudur. Çünkü Kürtlerde cemaat İslam’ı, yani demokratik İslam çok güçlüdür. Devletleşme gelişmediği için İslam dini toplumsal ve kültürel gerçekliğiyle yaşamıştır. Ayrıca PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın anlayışları ve Diyarbakır’da yapılmasını önerdiği Demokratik İslam Kongresi bunun için önemli bir fırsattır. Dolayısıyla başta Kürt İslam Alimleri olmak üzere demokratik kültürel İslam gerçeğine bağlı olan herkes bu çağrıyı önemsemeli ve böyle bir kongre veya konferansın başarıyla gerçekleşmesi için çaba harcamalıdır. İktidarcı ve devletçi İslam tehlikesi ancak böyle önlenebilir. İnsanlık bu tehlikeden ancak bu temelde korunabilir.
Demokratik Kültürel İslam