
Çılgın zamanlardan geçiyoruz. Üçüncü Dünya Savaşı Ortadoğu’da sürüyor. Musul’u DAİŞ çetelerinden temizlemek için operasyonun yapıldığı günlerdeyiz. Kuzey Kürdistan’da ise naralar atıyor savaş tanrıları ve bunlara karşı Spartaküslerin, Şêx Bedreddinlerin, Baba İshakların, Şêx Saidlerin, Seyid Rızaların ve Chelerin ardılları direniyor.
İnsanlığın doğduğu ve bu güne kadar beslendiği altın zamanları doğuran bu coğrafya egemenlerin kirli hesaplarıyla yarattıkları ulus devletler ve onların uzantısı çeteler tarafından kan gölüne çevrildi. Fakat direnen yine bu coğrafyanın kadim halkı Kürtler… Demokratik uygarlığın çağı olan 21. yy kapitalist uygarlık tarafından Ortaçağ karanlığını aratacak bir biçimde kan gölüne çevrilerek halkların, kadınların ve insanlığın iradesi kırılmaya çalışılıyor. Fakat Kürtler öncülüğünde geliştirilen bu mücadele insanlığa umut kaynağı olmaya devam ediyor.
Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan savunmalarında 21. yy’ı Demokratik Uygarlık Çağı olarak değerlendirmişti. Fakat insanın insanlaşma sürecinin en önemli evresi olarak da adlandırabilecek Neolitik sürecin buluşları ve zihniyetiyle bu gün bile insanlığı besliyor olmasına rağmen 5000 yıllık erkek egemen sistem kadim coğrafya Ortadoğu’yu kan gölüne çevirerek son dünya savaşından da başarılı çıkabilmenin peşinde.
İnsanlıktan bir sapma olarak da değerlendirebileceğimiz sınıflı, erkek egemen sistemin doğuşuyla egemenlerin uygulamalarıyla birlikte, demokratik modernite güçleri olan kadınlar, aşiretler, halkların direnişini de gelişti. Demokratik uygarlık güçleri kimi zaman geriletilse ve daraltılsa da hep bir direniş içerisinde oldular. Fakat kendisini iktidarı için renkten renge bürümeyi başaran kapitalist modernite güçleri halen zaman zaman milliyetçilik, zaman zaman da liberalizm ideolojisiyle dünya çapında demokratik uygarlığın mücadelesini de, sosyalist mücadeleleri de önemli düzeyde etkilemeyi ve manipüle etmeyi başarıyor.
Yeni paradigma mücadelesi
Bu doğrultuda 20. yy egemenlerin çıkar hesapları yüzünden yaşanan 2. Dünya Savaşı’na ve kendisini 21. yy’a da taşıyan 3. Dünya Savaşı’na sahne oluyor. Fakat buna karşı demokratik modernitenin direnişi de gelişti. Ama erkek egemen sistemin devletçi paradigmasını aşamayan, devlet olmayı hedefleyen reel sosyalist anlayışla her ne kadar büyük umutlarla devrime girişilse de kapitalist moderniteyi aştıramadı ve onun yedeğine düştü.
Ama günümüzde sınıflı ve erkek egemen sistemin tarih anlayışı demokratik modernitenin tarihini gizlemeye ve çarpıtamaya çalışsada 20. Ve 21. yy’ın bilgi iletişimi açısından sağladığı faydalar demokratik modernitenin de tarihinin görünür kılınmasına fayda sağlıyor. Sınırlıda olsa kendi öz tarihiyle aydınlanma imkanı bulan demokratik modernite güçleri bu doğrultuda geçmişi ve geleceği birleştirerek mücadelesini daha güçlü, daha doğru strateji ve taktiklerle yürütme imkanına sahip.
Bunu en iyi bir şekilde başaranda Kürt Halk Önderi Öcalan’ın öncülüğündeki Kürtler oldu. Kürt Halk Önderi devletçi paradigmayla başlattığı Kürt Özgürlük Mücadelesini özellikle İmralı süreciyle birlikte yeni paradigmaya ulaştırmayı başardı. Kürt Halk Önderi Öcalan Ortadoğu coğrafyasının ve insanlığın yarattığı değerlere yine devrimci önderlere bağlılığın gereği mücadelesini bir sanatçı titizliğiyle geliştirirken Spartaküsleri, Şêx Bedreddinleri, Baba İshakları, Marks’ı, Lenin’i, Chê’yi inceledi. Sayın Öcalan’ın şimdiye kadar ortaya koyduğu onlarca yazılı eser ve İmralı’da yazdığı savunmalar incelenecek olursa bu durum net olarak görülecektir.
Bölge halklarının kaderi
Kürt Halk Önderi Öcalan öncülüğünde başlatılan mücadele 2000’li yıllarla birlikte demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü ve komünal ekonomiye dayanan toplum paradigmasını esas alarak eskisinden çok daha büyük gelişim kat etti ve kapitalist sistemi çok daha derinden tehdit eder hale geldi.
Rojava Devrimi’yle birlikte kendisini büyük kazanımlara da ulaştıran bu mücadele 3. Dünya Savaşı’nın odağına temel direniş gücü olarak Kürtleri yerleştirdi.
Bu doğrultuda günümüzde gerek Kuzey Kürdistan’da yürütülen destandı özyönetim direnişini gerekse Rojava Devrimi ve ulaştığı Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi’ni sadece Kürtler ve bölge halklarıyla sınırlı ele almak yaşanan gelişmeleri ve tarihsel ilerleyişi doğru çözümlememek olur.
Bu gün Kürtler ve ortak yaşam kurdukları bölge halkları şahsında tarih kendi özgün katkılarıyla yeniden yaşanmakta. Bu gün dünyanın süper güçleri olarak adlandırılan Amerika, Rusya, Fransa, İngiltere vb. uluslararası kapitalist güçler; İran, Türkiye, BAAS Rejimi gibi bölgesel statükocu güçler, KDP gibi feodal işbirlikçi kapitalist Kürt güçler ve bunların hepsinin ortaklaşa tarlaya sürmüş olduğu DAİŞ bunun farkında.
Ondandır ki; aralarındaki egemenlik savaşı ve tüm çelişkilere rağmen Kürt sorunu konusunda çok çabuk ortaklaşabiliyorlar. Kimisi dostane görünerek perde arkasında, kimisi ise açıktan düşmanlık yaparak Kürtleri etkisizleştirme, ezme; bunu yapamıyorsa zayıf düşürüp kendine muhtaç kılma, liberalize etme peşindeler.
DAİŞ’in saldırılarının temeline Rojava’yı koyması, Kuzey Kürdistan’da geçen yıl Ağustos ayında başlayan özyönetim direnişi sürecinde Türk devletinin yürüttüğü vahşi saldırılara ve yıkıma uluslararası alanda sessiz kalınması da bundan.
Bu gün belki de en temel gündemlerden biri olan Türk devletinin Cerablus’u işgali arkasındaki pazarlıklar, DAİŞ’e karşı mücadele için kurulmuş olan koalisyonun da bu cephede yer almasıda aynı hesabın ürünleri.
Demokratik modernitenin temsili
PKK’yi ‘terör örgütü’ olarak ele alıp Türk devletinin her türlü vahşetine göz kapatılması ve destek verilmesi, Rojava Devrimi’nin tasfiye edilemeyeceği anlaşılınca güçten düşürülerek denetime alınmaya çalışılması da kapitalist modernist güçlerin sistem savaşının ayakları.
Eskiden Türk özel savaşının kalemşörleri köşelerinden Kürtlere, PKK’ye, PYD’ye akıl vermeye çalışırdı. Bunu bu gün Amerikan basınında da çok net olarak görebiliyoruz. Kimisi Rojava’da Kürtlerin elde ettiği kazanımlarla şımardığını, ileri gittiğini ve Türkiye’yi tahrik ettiğini yazarken kimiside işte “Kürtler DAİŞ’e karşı mücadelelerinde devletle ödüllendirilmeli… Ama onlarda Türkiye’nin sınır güvenliğini tehtid etmemeli” diyor. Şu ana kadar Rojava sınırlarından Türk devletine herhangi bir saldırı yapılmış değil oysa Türk devleti her gün Rojava’ya açıktan saldırıyor.
Kısacası bir taraftan sert güç kullanarak Kürtler ezilmeye çalışılırken, diğeri daha ılımlı ve kendini dost gibi göstererek “Al sana bizim himayemizde bir devletçik ol. Ama genel demokrasi ve özgürlük mücadelesi içindeki etkini yitir, karşı devrimci ol” diyor. Oysa yurtsever Kürtlerin ne Rojava’da ne de Kuzey’de ne de bir başka parçada egemen bir devletçik olma gibi bir düşünceleri yok.
Bütün bu saldırılar ve politikalar Kapitalist modernist güçlerin Kürtlerin ve onlar öncülüğünde yürütülen demokratik mücadelenin 3. Dünya savaşında demokratik moderniteyi temsil ettiğinin farkında olduğunu gösteriyor.
Peki ya dünya sosyalistleri ve demokratları bunun ne kadar farkında. Geçmiş sürece göre Rojava Devrimi sürecinde sosyalist enternasyonalist bir çaba ve katılımlar gelişse de uluslarası sosyalist, anarşist demokratların bunun çokta farkında olduğunu söylemek mümkün değil.
Farkındalık eylemi gerektirir. Uluslararası alanda tüm başta sosyalistler, devrimciler olmak üzere tüm demokratik modernite güçlerinin hızla birbirini bu konuda bilinçlendirerek eyleme geçmesi gereklidir.
Hatırlanacak olursa Vietnam Savaşı sürecinde Amerikan halkının savaşa karşı büyük bir tepkisi gelişmişti ve Amerikan devletini oldukça zorlamıştı. Bu günde tüm halkların kendi devletlerini Ortadoğu ve Kürt politikası doğrultusunda zorlamaları gereklidir. Çünkü bu gün Ortadoğu ve Kürdistan’da yaşanan mücadele sadece Kürtlerin ve bölge halklarının değil tüm demokratik modernite güçlerinin geleceğini etkileyecek…