Demokratik mücadelede ahlak ve vicdanın rolü

Forum Haberleri —

12 Ağustos 2020 Çarşamba - 23:55

  • İktidarcı devletçi zihniyet kendisini tekel ve sermaye üzerinde kurar, burada vicdanın tamamen inkarı ve ortadan kalkışı vardır. Bunun tersi ise demokrasi sistemi ve anlayışının vicdanla gelişecek bir rejimin yaşam bulmasıdır. Bu anlamda son olarak “Aksaçlılar” hareketinin çıkışını da tam da böylesi bir vicdan hareketiyle tanımlamak gerekir.

Xelîl DîCLE

Son dönemde Türkiye ve Kurdistan toplumlarının gündeminde demokratikleşme sorunları oldukça tartışılmakta ve çözüm yolları aranmaktadır. Birçok yol ve yöntem denenerek bu vahşi katliamcı ve soykırımcı iktidarı sınırlandırmak ve ona alternatif çözüm projeleri geliştirilmek istenmektedir. Bu sorunların çözüm yöntemlerini doğru temelde ele almak ve sağlıklı bir mücadelenin yürütülmesinin yol ve yöntemlerini tekrar ele almak istedik. Gelişmiş Avrupa kapitalist ülkelerinde vicdan ilkesi görülmez ve analitik zeka ön planda ele alınarak toplum sorunlarını çözmeye çalışırlar. Halbuki vicdan, duygusal zeka olmadan açıklanamaz ve yaşamda bunun bir anlamı olmaz. Analitik düşünce sistemi olarak gelişen modern toplumsal sorunlar giderek bir yönetim tekniğine dönüşerek günümüzde varlığını sürdürmektedir. Bunun tersi vicdan ise toplumsal sorunların çözümünde bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal adaletin gelişmesinde vicdan başat rol oynar, uzun süreli çözümde belirleyici yönü vardır. Bu ilkenin olmadığı ve işlemediği durumlarda adeta toplumun tüm yaşamı yok edilecek düzeye gelir. Birçok alanda parçalanma ve kutuplaşmanın temelinde bu sorunun doğru ele alınmamasının belirleyici yönü vardır.

Tarihsel gelişmede, din ve ahlakın belirlenmesinde vicdan bir öz olarak kendisini ortaya koymuştur, adeta özsu olarak işlev görmüştür. Vicdansız din ve ahlak ise içi boşaltılmış bir durumu ortaya çıkarır. Vicdan, iktidar karşıtı toplumların başvuracağı en temel güç kaynağı olmaktadır. Toplumda vicdanı bir tarafa bırakırsan adeta toplumlar birbirinin azılı düşmanı haline gelir. Türkiye toplumunda yaşanan son ayrışmalar bu durumlara oldukça iyi bir örnektir. Şuan faşist sömürgeci sisteme karşı mücadelede başarılı olmanın ve tüm kesimleri aynı çatı altında toplamanın temel koşulu ahlak ve vicdanı ön planda tutarak örgütlemelere gitmek olacaktır. Mevcut yürütülen çalışma ve örgütlemelerde bu yönlü yaklaşımlardan uzaklaşmış ve adeta faşist gücün oluşturduğu gündemlere göre yaklaşım belirleyerek gerçek gündeme bir türlü girememe sorunu yaşanmaktadır. Herkes de açık seçik görmektedir ki Türkiye ve Kürdistan gündemi tamamen faşist iktidarın yürüttüğü savaş ve onunla bağlantılı olan Kürt sorunudur. Bu gündeme girmenin tek yolu doğru temelde yürütülecek bir demokratikleşme gündemi oluşturmak ve bununla bağlantılı süreklileşen bir tartışmayı yaratmak olmalıdır.

Faşist iktidar sürekli güç gösterisi yaparak toplumları en meşru olan demokratikleşme ve temel gündemlerinden koparma arayışları var. Toplumun hiç de gündeminde olmayan Ayasofya, İstanbul sözleşmesi gündemleri elinde tuttuğu gücüne dayanarak topluma dayatmak istemektedir, tepkilere ve sahiplenmeye göre de karar almaktadır.

İktidarcı devletçi zihniyet kendisini tekel ve sermaye üzerinde kurar, burada vicdanın tamamen inkarı ve ortadan kalkışı vardır. Bunun tersi ise demokrasi sistemi ve anlayışının vicdanla gelişecek bir rejimin yaşam bulmasıdır. İktidarcı tekelci ve sermaye güçleri dışındaki toplumsal alanın en geniş kesimleri ancak kendisini vicdan hareketiyle savunabilir. Şuan Türk ve Kürt halklarının mücadelesindeki yetersizliklerin başında öncelikli olarak bu sorun gelmektedir. Bu anlamda son olarak “Aksaçlılar” hareketinin çıkışını da tam da böylesi bir vicdan hareketiyle tanımlamak gerekir. Görünen o ki yaşanan bu boşluğa cevap olmak istenmektedir. Burada dikkat edilirse hiçbir ideolojik ve siyasi görüşe yer vermeden toplumun en temel taleplerine dönük bir çıkış var. Adeta tüm toplum kesimlerini içinde barındıran bir oluşum olarak kendisini tanıtmış ve yok olmayla karşı karşıya kalan bu vicdani değerlerin yeniden canlandırılması anlamına gelmektedir. Tüm aydın kesimi de bu çıkışın temsilini yapmak istemektedir. Bu açıdan buna benzer toplumdaki demokratikleşme hamleleri bir vicdan hareketine dönüşmeden hiçbir başarı elde edilemez. Böylesi bir özü içinde barındıran demokratikleşme hareketi aynı zamanda vicdan inkarına bir cevap olarak da yer bulmaktadır. Zaten demokratikleşmeyi de bu azgın faşist soykırımcılığa karşı toplumsal vicdanı başarıya ulaştırma sistemi olarak tanımlamak ve öyle ele almak gerekir.

Toplumun devasa savunma sorunu ve kadına yönelik vahşet düzeyinde saldırıya cevap da tabandan gelişecek vicdan hareketiyle başarılabilinir. Toplum değerlerini yeniden kazanmak, yitirilmiş olan vicdan ölçülerini güçlü temelde yaratmak ve birçok alanda yaşanan yozlaşmayı durdurmakla sağlanabilir. Her türlü birey ve toplumsal hakların kazanılması yine vicdan ve ahlak hareketinin başarısına aittir. Toplum içinde yaşanan tüm sorunların çözümü ve bu çözümün kalıcılaşması din ve ahlakın özü olan vicdan ilkesinin sürekli devrede olmasıyla sağlanır.

Kürt değerlerine sonsuz derecede yapılan soykırım gerçekleri de vicdan hareketi gerçekleşmeden buna karşı duruş da gerçek anlamda oluşmaz. Yine sistemin tüm cinayetleri ve soykırımları ancak vicdan ilkesi harekete geçirildiğinde geçmişiyle yüzleşebilir ve itiraf edebilir, buradan da hakikate ulaşmada öncelikli olan adaletin gelişmesi de beraberinde yaşanabilir. Kapitalist faşist iktidarlar güç dengesini esas alır, ona göre güçlü olan her zaman haklı olur, zayıfa yer yoktur. Zayıf olan bir gerçeklik olmaktan çıkarılır, yok sayılır. Tekelci iktidarcı sistemin en temel hastalığı bu olmaktadır. Toplum öyle bir hale getirilir ki en kötü günlerini bile arayacak günleri yaşatırlar. Türkiye toplumunda her gün bunun örnekleri karşımıza çıkmakta, adeta ölümden beter durumlar yaşatılmaktadır. Tüm toplumsal sorunlara köklü çözümlerin gelişmesi ve demokratikleşmenin gerçek anlamına kavuşması, kalıcı ve adaletli bir çözüm bulacaksak, egemenlik yerine tüm yaşamda vicdan ilkesi yaratılmalıdır.

Ortadoğu ve Kürt-Türk toplumlarında vicdan ilkesine yabancılığı yoktur, günlük olarak yaşamakta ve ilişkilerinde sürdürmektedir, sorunların çözümünde bu ilke işletilmektedir. Hergün halkların temel değerleriyle oynayan faşist tekelci iktidarlara karşı da bu ilkeyle savaşmak gerekir. Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarına çeşitli düzeyde çözümler geliştirirken, tüm ilkelerin temelinde vicdan ilkesine yer vererek ve bu ilkeye başvurarak ancak büyük başarılar elde edebiliriz. Temel gündem nasıl ki Kürdistan’da yürütülen savaş ve bununla bağlantılı Kürt sorunudur diyorsak, çözümün anahtarı ve yolu da Önder Apo’nun bu konulardaki zengin yöntemleri ve toplumun tüm sorunlarına ilişkin tezlerine başvurmak artık kaçınılmaz olmaktadır. Tüm krizlerden çıkışın çözümünü ayrıntılı olarak Önder Apo’nun değerlendirmelerinde bulmak mümkündür. Faşist iktidar güçleri bunu gördüklerinden dolayı tecrit ve izolasyon politikasını sürdürmektedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.