
Şehir Planlamacısı Mimar ve Yazar İkbal Polat, Demokratik Özerkliğin Türkiye'nin demokratikleşmesi için büyük bir fırsat olduğunu belirtti.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) öncülüğünde düzenlenen "Demokratik Özerklikte Ekonomi" sempozyumuna katılan Şehir Planlamacısı Mimar ve Yazar İkbal Polat, Demokratik Özerkliği değerlendirdi. Demokratik Özerkliğin Türkiye'nin demokratikleşmesi için büyük bir fırsat olduğunu belirten Polat, Türkiye'nin öncellikle Anayasa değişikliği yaparak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi'ndeki çekinceleri kaldırarak kamu yönetiminde köklü reformlar gerçekleştirmesi gerektiğini söyledi. Polat, yerelleşmeden ve yerinde yönetmenin tartışıldığı bir dönemde AKP hükümetin merkezi idareyi güçlendirdiğini ve bu amaç doğrultusunda kanunlar hazırladığını söyledi. Polat, hükümetin özelikle TOKİ gibi merkezi idareye bağlı kurumlarla ve bunların lehine yapılan yasal düzenlemelerle birçok yetkiyi yerel yönetimlerin elinden aldığını vurguladı.
Çekince konulması anayasaya aykırı
Avrupa Yerel Özerklik Şartı'nın Türkiye tarafından 1991'de imzalandığını hatırlatan Polat, Türkiye'nin 8 maddeye çekimser kaldığını ve bu maddelerin özerklik ile ilgili maddeler olduğunu kaydetti. Bu maddelerin bir kısmının yerel yönetimlere devredilecek mali özerklikle ilgili olduğunu vurgulayan Polat, çekimser kalınan diğer maddelerin ise merkezi idarenin yaptığı ve yapacağı projelerde yerele danışmasını ifade eden maddeler olduğunu kaydetti. Polat, 8 maddeye çekince konulmasının anayasanın 92. maddesine aykırılık ifade ettiğini kaydetti.
Yerel yönetimler kararların dışında tutuluyor
Avrupa Yerel Özerklik Şartı'na çekince konulmasının yerel yönetimleri ciddi anlamda etkilediğini kaydeden Polat, hükümetin yerelleşmeden bahsettiği bir dönemde yerelleri ilgilendiren kararlarda merkezi kararların alındığını belirtti. Hükümetin kararnamelerle yerel yönetimleri kararların dışında tutuğunu kaydeden Polat, bu durumu şöyle örneklendirdi: "Mesela Gebze-İzmit Otoban yolu yaklaşık 6 kenti ilgilendiriyor. Kuzey Marmara Otoban Yolu yine 6-7 kenti yakından ilgilendiriyor. Öte yandan ülkenin kimi yerlerinde kurulmak istenen nükleer santraller, yine burada yaşayan insanların yaşamını çok yakından etkiliyor. Bu projelerin birçoğunda yine merkezi idare kendi yetkisini vesayetini kullanarak, tasarlıyor planlıyor, uyguluyor. Yerel yönetim ise burada söz ve karar sahibi olamıyor."
Yeni merkezileşme yaratılıyor
Polat, merkezi hükümetin uyguladığı politikaların "Yerel yönetimler demokrasinin beşiğidir katılım ve yerelleşme buralarda olacaktır" perspektifine aykırı olduğuna dikkat çekti. Bu konuda Polat şunları kaydetti: "Şimdi önümüzdeki dönem afet riski olan yerleşim alanların dönüşmesi yönünde bir kanun tasarısı Meclis'ten geçecek. Reklamlarda 'Eviniz mezar olmasın' adı altında yürüyen bir çalışma var. Bu çalışma ile beraber aslında merkezi hükümet Türkiye'deki bütün yerel yönetimler biriminde kendisinin hesaplayacağı kentsel dönüşüm alanlarında dönüşümü yapabilecek. Bu da ikinci bir merkezileşme yani TOKİ'nin dışında bu da yeni bir merkezileşmenin yerel yönetimlerin yeni merkezileşmenin adı olarak okuyabiliriz. Son yapılan Kanun Hükmünde Kanunlar dışında aynı zamanda bu Meclis'te geçecek kanun tasarısı ile yerellerdeki dönüşme, yenileme, yerelleşme, şehirsel yenileme projelerinde merkezi idarenin yetkisinin artığını görüyoruz. Bu da şu demek; kentlerde yeni ilan edilecek kentsel dönüşüm alanları da kentin son beklenen çeper alanlarıdır. Ve bunların da büyük bir çoğunluğu batı bölgelerinde yaşıyor. 90'larda gelen Kürt halkının göçüyle oluşan yerleşim alanlarıdır. Bu yerleşim alanların büyük çoğunluğu da merkezle beraber dönüşüm kapsamına girecek.''
Hükümet seçime endeksli
Kentsel planlamalarda merkezleşmeyi pragmatizm olarak açıklayan Polat, hükümetin yaptığı yatırımları ve özelikle son dönemdeki uygulamalarını 2014 yerel ve 2015'teki genel seçime göre planlandığını kaydetti. Polat şöyle konuştu: "Çünkü bu yüzyılda bu çağda artık merkezi idarenin yetkisinin bu kadar genişliğiyle böylesine büyük bir coğrafyada bu kadar farklılıkların olduğu coğrafyayı yönetebilmek mümkün değil. Bunu kendileri de görüyorlar, en basitinden Ankara'dan süt dağıtılamayacağını görüyorlar. Ankara'dan süt dağıttınız zaman siz birçok sorunu görüyorsunuz. Dolayısıyla bu süt krizi bile bir özerkliğin bu ülkede özerk bölge yönetimlerinin merkezi idarenin yetkisinin yerele devretmesi gerektiğinin en açık göstergesidir.''
İSHAK DURSUN - DİHA/AMED