Bunun iki anlamı var: Birincisi, ilçelerle güçlendirilmiş BDP’li yerel yönetimler şimdi Demokratik Özerkliğin fiilen inşa edilmesinde bir tür “yerel hükümet” rolü oynama imkanını kazanmış bulunuyor. Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu illerden oluşan bölgede BDP mutlak çoğunluğu sağlamış, AKP azınlığa düşmüştür. Savaş yoluyla “zaptedilemeyen” Kürdistan’ın “parlamenter seçim yoluyla” da “zapt edilemeyeceği” artık kesinlik kazanmıştır. Yani Kürdistan’da Demokratik Özerkliği inşa etmeyi önlemenin bütün yolları denenmiş ve artık iflas etmiştir.
İkinci olarak söylenmesi gereken şudur: CHP tüm tarihi boyunca şimdi yakaladığı fırsata benzer bir fırsatı hiç bir zaman yakalayamamıştı. Ve CHP böylesine muazzam bir ittifaka sırtını hiç bir dönemde dayamamıştı: “Kemalist laik” CHP Cemaat’in tam desteğini aldı. Ergenekoncu İP, onun hesabına oy kullandı. Ankara ve Bahçeli’nin iddialı olmadığı her yerde “ülkücü”lerin oylarını topladı. Ve Türkmen Aleviler, sanırım “bozkurt selamı veren” Kılıçdaroğlu’na oylarını son defa hibe etti. Böylece son fırsat kullanıldı ve hüsranla sonuçlandı. CHP bundan sonra inişe geçecektir. Bu da demektir ki, muhalefet boşluğunu BDP-HDP bloku Türkiye çapında dolduracaktır.
Seçim sonuçları özetle şunu gösterdi: BDP-HDP Kürdistan’da “hükümet” ve Ankara’da bir demokratik güç ortaya çıkarsa, onun “hükümet ortağı” olma yolunda muazzam bir adım atmış bulunuyor.
Şu şartla: Eğer çatışmasızlık süreci devam ederse, eğer “diyalog”, hukuki temele kavuşmuş bir “müzakere”ye dönüşürse... AKP işte bu duruma ya “razı olacak”, böylece “barışçı çözüm süreci” ilerleyecek; ya da bu duruma “razı olmayacak”, o zaman CHP, Cemaat, MHP, İP, Ergenekon cephesinin yaratmak istediği “kaosu” kendi eliyle yaratmış olacak.
Buradan çıkan sonuca gelince; “oylar CHP’ye” diyen Hasan Cemaller, “HDP’ye oy vermeyeceğim” diyen Nuray Mertler, “oyunu açıklamayan” Cengiz Çandarlar ve onlar gibi düşünen aydınlar, bu seçimde attıkları adımın HDP-BDP blokunun yüzde on barajını aşmasını bir süre için ertelemekten başka hiç bir işe yaramadığını ve Türkiye’nin önünde boylu boyunca duran, “ya HDP-BDP’yle birlikte, demokrasi için AKP’nin diktacı gidişine karşı, ya da CHP, Cemaat, Ergenekon ve MHP cephesiyle birlikte kaostan yana” ikileminin durduğunu, bir başka “ara çözümün” olmadığını görmelidirler...
Ve CHP’ye, MHP’ye oy veren, Cemaat’in saflarında yer alan kadınlar, şimdi gözlerini Kürdistan’a çevirmelidirler: Orada şu andan itibaren 103 belediyede 103 kadın, belediye eşbaşkanı olarak işbaşı yaptı. 103 belediye meclisinin yarısında kadınlar söz ve karar sahibi oldu. “Komplo ve darbe cephesini” “erkeklere” bırakıp, Kürdistan kadınlarıyla kucaklaşmak, Türkiyedeki tüm kadınların özgürlük mücadelesinde yeni bir dönemi başlatacak...
Şimdi görev, bu seçim başarısını, büyük bir atılımla, Rojava devrimini savunmaya, Kobanê’nin yardımına koşmaya bağlamak olmalı. Seçim kazanımlarını korumak, Kobanê savunmasının zaferine bağlı... Orada da kadınlar “eş savaşçılar” olarak ölüyor...
Demokratik Özerklik yoluyla Ankara’da ‘ortaklığa’ doğru...
BDP bazı illerin büyükşehir statüsüne yükselmesi sonucunda, 77 belediyeyle girdiği seçimlerden 3 Büyükşehir, 8 il, 69 ilçe ve 23 belde kazanarak çıktı. 77 belediye sayısını 103 belediyeye yükseltti. AKP’nin kazandığı illerde de, örneğin Urfa’da olduğu gibi oylarını ikiye katladı. Şimdi medyada “seçim uzmanları“, bu sonuçlardan hareketle, ilk genel seçimde BDP’nin 35 vekil sayısını 50’ye çıkaracağını vurguluyor. Şimdiden söylemek mümkün ki, eğer Türkiye önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçimiyle genel seçimi birleştirirse, BDP oylarındaki yükselme trendi, nitel olarak artar ve BDP vekil sayısını 60’lara çıkarabilir. Yerel yönetimlerde BDP’nin güçlenmesi ve ilk genel seçimde vekil sayısını arttıracak olması ne anlama geliyor?