
“HDP projesi demokratik birliği, siyasal çoğulculuğu, kendine güveni ve inancı yarattığı oranda başarılı olmuştur. Demek ki demokrasi hareketi söz konusu eksikliklerini daha fazla gidermiş olsaydı, çok daha büyük başarılar kazanmış olacaktı.”
Bu değerlendirme PKK Merkez Komite üyesi Sayın Duran Kalkan’a ait. Özeti şu; Sayın Öcalan’ın geliştirdiği demokratik siyaset özüne ve biçimine uygun yürütülürse şimdi yakalanan başarıların kat be kat daha fazlası ülke ve bölge düzeyinde yakalanabilir.
Sayın Öcalan, Demokratik Ulus projesinin yöntemini “demokratik siyaset” olarak belirlemiştir. Bu projenin özü demokratik Türkiye-özgür Kürdistan, demokratik Suriye-özgür Kürdistan, demokratik İran-özgür Kürdistan ve demokratik Irak-özgür Kürdistan biçiminde somutlaşmaktadır.
Özgür Kürdistan saptaması çeşitli çevrelerce gizli devletleşme projesi olarak çarpıtılsa da Sayın Öcalan’ın ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bununla neyi kastettiği oldukça iyi anlaşılmış durumda. Kürtler ne ayrı bir devleti ne de devletçi herhangi bir çözümü değil; birlikte olduğu halklarla demokratik ulus esprisi içinde kardeşçe, eşitçe, özgürce yaşamayı istiyor.
Bunun kolay gerçekleşmeyeceği ve ciddi bir mücadeleyi gerektirdiği açık. En önemli konu; bu mücadelenin yöntemi ne olacak? Bu sorunun cevabı da Sayın Öcalan’da çok somut bir biçimde demokratik siyaset biçiminde karşılığını buluyor.
Aslında başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere tüm gerici güçlerle yürütülen mücadele demokratik siyasetin mi yoksa devletçi siyasetin mi esas olacağı üzerinedir. Kürt sorununun çözümü de Türkiye’nin demokratikleştirilmesi de ancak siyasetin demokratikleştirilmesiyle mümkün olacaktır.
Toplum; karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne doğrudan katıldığı, bunun için gereken tartışma ve karar zeminlerini oluşturduğu, yani örgütlendiği; ulaştığı sonuçların pratikleşmesi için harekete geçtiği yani eylemselleştiği zaman ulus-devlet despotizminden ve faşizminden kaynaklanan sorunlar çözümünü bulmaya başlayacaktır. PKK ve Sayın Öcalan ile tüm gerici güçler arasındaki mücadele bir yanıyla da siyasetin demokratikleştirilmesi yani toplumun siyasete dahil edilip edilmemesi mücadelesi olarak değerlendirilmelidir.
Demokratik siyaset; gücünü kendini tabanda demokratik ve yatay örgütlülükler temelinde örgütlemiş halkın özgürlük ve eşitlik isteminden alan, özsavunmaya dayanan, toplumun en geniş kesimlerinin politika zeminine çekilmesini öngören siyaset yaklaşımıdır.
Bu, günümüzde Bakurê Kürdistan’da HDP ile temsil edilmektedir ve asgari düzeyde uygulandığında neler yapılabileceği çarpıcı biçimde ortadadır. 7 Haziran seçimleriyle birlikte Meclis’te bütün ulusal ve dini kimlikler temsilini bulacak. Türkiye tarihinde birinci meclisten sonra ilk defa karşılaştığımız bu durum HDP’nin yüksek orandaki kadın temsili ve kadın özgürlük hareketinin gelişimiyle birleştiğinde özgürlük ve demokrasi için çok büyük bir zemin oluşturacak.
Bu durum, Rojava Kürdistan’ında ise PYD ile temsilini buluyor ve Rojava’yı Ortadoğu kaosu ve kan deryası içinde umut merkezi haline getiriyor. Bakur ve Rojava kadar görünür olmasa da benzer gelişmeler diğer Kürdistan parçaları için de geçerlidir.
Dikkat edilirse gerici güçlerin izledikleri devletçi siyaset, amaçları kadar araçlarıyla da halkı çözüm zemini olan politikanın ve eylemin dışında tutmaktadır. Amaç budur. Bir avuç elit tarafından, iktidar ve kar amaçlı yine devlet zoruna dayalı olarak yürütülmektedir. Bu yaklaşımın halklarımızın sorunlarını çözmek şurda kalsın, kendisinin en büyük sorun kaynağı olduğu her geçen gün daha fazla görülmektedir.
Bu iki siyaset anlayışı arasındaki mücadele asgari düzeyde gerekleri yerine getirildiğinde demokratik siyasetin zaferiyle sonuçlanacaktır. İşte gerek Türkiye’de HDP’nin kazandığı seçim zaferi gerekse de Girê Sipî (Tel Ebyad) zaferi bir de bu yanıyla görülmek ve gerekleri üzerinde daha çok durulmak zorunda.
Politika zeminini halka kapatan, halkı politikanın dışına iten, bir avuç işbirlikçi, iktidarcı, karcı elite mal eden siyaset anlayışının yıkılması demek, ulus devletçiliğin ve ona dayalı iktidarcı-karcı, bürokratik ve despotik devletin de aşılması anlamına gelecektir. İşte bu Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan, Demokratik Suriye Özgür Kürdistan, Demokratik İran Özgür Kürdistan ve Demokratik Irak Özgür Kürdistan’a açılan tek yoldur.
Tüm bunların bileşkesi ise Demokratik Ortadoğu’dur.