Egemenin değişmesi, egemenliği sürdürme tarzının esnekleşmesi bu gerçeği değiştirmez. Demokratikleşme iradesini bir subjektif niyet beyanı olmaktan çıkarıp tutarlılık kriteri üzerinden ele aldığınızda aslında her şey çok net biçimde görülür.
Statlarda taraftar grupları üzerinden hayata geçirilmek istenen ile bürokraside kadrolaşma kriterinin ehliyet yerine sadakat zeminine oturması bu anlamda birbirini tamamlayan tercihlerdir. Cemevlerinin varlığının kabul edilip kayıt altına alınmasını sessiz devrim olarak sunarken, ‘neden ibadethane statüsü tanınmıyor?’ sorusunun cevabını aramaktan kaçınırsınız. Yerel yönetimlere yetki devri yerine bütçe kaynaklarının gittikçe merkezileştirilmesi bir egemenliği devam ettirme kaygısından kaynaklanmaktadır.
Bu şartlar altında Kürt sorununda çözümün kilit noktası egemenliğin paylaşımı konusudur. Egemenliği kutsallaştırarak iktidarların tekelinde tutma modası, geçmiş yüzyılların yalanıdır ve artık kabullenilmesi imkansızdır. Milli egemenlik kavramı tümüyle dış baskılarla ilgilidir ve iç demokrasinin alternatifi değildir. Çoğulcu bir demokraside hak ve özgürlüklerin güvencesi güçlü bir denge-denetleme sisteminin anayasal güvence altına alınmasıdır. Klasik güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı elbette anlamlıdır ama aynı zamanda yerel yönetimlerin güçlenmesi, sivil toplum ve medyanın denetim işlevini üstlenebilmesi gerekir.
Pakette tartışılmaya değer en kritik konu seçim sistemidir ve bu konuda da Başbakan, neyin kendisi için daha hayırlı olacağına henüz karar verememiş gözükmektedir.
Seçim sistemleri anayasa blokunun bir parçasıdır. Seçim ve siyasi partiler sisteminde egemenliği paylaşma ve birlikte yönetme arayışı yerine iktidarını koruma güdüsü ile hareket ediliyorsa bu yolun sonunun demokratikleşmeye çıkmayacağı kesindir.
Bu açıdan söylenebilecek son söz dış politikadaki gelişmelerle ilgili olabilir. İran’ın yaptığı hamleler, Türk dış politikasında manevra yapmayı zorunlu kılmıştır. Kürt sorununun çözümünde devlet aklının siyasi aklın önüne geçtiği bir dönemde, Türkiye’de egemenlik algısını sorgulatacak en kritik gelişme Suriye’de taşların yerine oturma biçimi olabilir.
Demokratikleşme teknik değil egemenlik sorunudur
Bazıları ısrarla Türkiye’nin demokratikleşme sorununu teknik ayrıntılar üzerinden tartışmayı tercih etse de, özünde ele alınması gereken egemenlik konusudur. Egemenlikle ilgili tartışmadan kaçınarak işi şekli düzenlemelere indirgemek, sadece kendimizi kandırmaya çalışmaktır. Yurttaşların tek tek ya da örgütlü biçimde topluca kendi geleceği ile ilgili kararların alınması süreçlerine etkin müdahil olamadıkları bir ortamda demokrasiden söz edilemez.