
Türk devletinin hakiki kurucu ve kuramcısı İttihat ve Terakki Teşkilatıdır. Kemalistler, oylardan ayrı değil, tetikçilik, her türlü entrika, provokatörlükten gelme "B" takımıdır.
İttihatçı triumviranın (tepedeki üçlü) Talat, Enver ve Cemal Paşalar hariç, tüm eli kanlı Ermeni soykırımcıları, Kürt katliamcılar TC’nin kurucuları arasındadır.
Osmanlı ordusuna komuta eden Alman Generallerinin, İttihatçılara empoze ettiği ırkçılık ise Almanya Birliğinin Kurucusu Otto Von Sanders milliyetçiliğidir. İklim başka, zemin farklı ama, çakma Türk aklıyla, "onlar emredip yaptırınca oluyor"du.
Ancak bu ırkçılığın ideoloğu Ziya Gökalp Kürt, Türk-İslam hamasetinin şairi Mehmet Akif de Arnavut’tu. Yani, herşeyleri çakmaydı. Çakma vaziyetleri günümüzde de berdevamdır.
Ancak, bugün olduğu gibi, Kemalist rejimin de değişmez düşmanı, Kürtlerdi.
Nasıl olmasındı? Ermenileri kırarak bertaraf etmişlerdi. Süryani ve Keldanileri bitirilmiş, Ege, Marmara, Akdeniz Rumlarının kılıçtan kurtulanları sürülmüş, Karadeniz Pontusları kırılarak, sürgüne çıkarılarak veya "ben de Türk oldum, abi" diye bağırttılarak hizaya getirilmişti. Pontusçuların kimi torunları bugün, "tutmayın lan beni, ben bir Türk milliyetçisiyim" naralı, Faşisttir...
Fakat herkes hizalanırken, bugün de özgürlük hayallerini haykırarak "ben benim, sen de sensin" demekte direnen başlıca halktır, Kürtler.
Ayrıca, çaresizlikten en çok yanılan halk. Mesela İttihatçıları desteklemişlerdi. Kürt Şerif Paşa Jön Türklerdendi. Ama 1908’de iktidar olduklarında ilk iş olarak, okullarda Kürt dilini yasakladılar. Şerif Paşa Jön Türklükten çekildi, Kürtler baş kaldırdı. Ama olan olmuştu.
Onlara göz kırparak iktidara oturan Kemalist kadro, Kürt okullarını kapatmakla kalmadı. Kürtçe konuşmayı da yasakladı.
Ama Kürtler, tarihi akış içinde, yanaştıkları her kişi ve kuruluştan ihanet görmeye devam edecekti. Bu ayrı melese de, gümüzde de Kürtçe konuşan, müzik dinleyen Kürtler, ilk yasağın yansıması olarak, sokaklarda dövülüp linç edilerek öldürülüyor veya kurşunlanıyorlar.
Kemalistler, günün lümpen Faşistlerine oranla daha mertti. Çünkü sinerek değil, doğrudan geliyorlardı. Onlar, sokaklarda cezacılar (infazcılar) çalıştırıyorlardı. Kürt renk ve kıyafetleri içinde sokağa çıkan veya Kürtçe konuşanlar, anında yakalanıp yerinde dayaktan geçiriliyor, sonra para cezasına çarptırıyorlardı. Parası olmayanların yeleği, ceketine, yüzüğü, bileziğine, altındaki eşek veya ata el konuyor, hiç bir şeyi olmayanlar ise hapsediyorlardı.
Bu dönemde, Türk ırkçılığına nanik yaparcasına dikelen bir kesim vardı: Dengbêjler...
Dengbêjler, Antik Yunan, Roma şairleri soyundandır. Pek çoğunun okuması, yazması yoktur, ama belleklerinde yüzlerce kilam, stran tutarak diyar diyar dolaşırlar.
Onlar toplumun siyasal, sosyal, tarihi ve kültürel belleği, öte yandan sözcüleridir. Tarihçi ve sözlü tarih anlatıcıları...
Bir yanda sel, seylap, tipi, aşit (çığ) gibi doğa olaylarını, öbür yanda savaşların yıkımını, barbarların talan seferlerini yeni kuşaklara nakleden anlatıcılardır. Kürdistan hafızası, ayaklı arşivi...
Başkaldıranların baladını dağdan dağa sektirendir, onlar. Cemaatlere, zalimin yaydığı zulüm yangınlarının acılarını, sürgün göçlerinin trajedik çilelerinin yanında, Memê Alan destanı benzeri yürek burkan, divane aşk destanlarını aktarandır, onlar.
Dil ustası, edebiyat yaratıcılardır. Kürdistan’ın dört bir yanında, köylerde, yaylalarda, tarla, bağ, bahçe, çayırlarla ulu tepelerde onların uyandıran, haber veren, tarihi öğreten, aşk ile sevdayı dillendiren sedaları yankılanıyor yüz yıllardan beri. Kürdistan dengbêjler yurdudur.
Ancak, yaratı ve hünerleri olan kilamları, stranları hep, ağızlarda söz olarak kaldı. Yaratılan destanların pek azı yazıya geçmiştir. Gerisi, kolektif hazıraların aşınması ya da değiştirilmesine kaderine terk edilmiştir.
Dengbêjler diyarının çocukları Avukat Ömer Güneş ile Mühendis İbrahim Şahin, ölümsüzlerin eserlerini, her türlü tahribattan koruyacak adımı attılar. Dengbêjler Antolojisini hazırlamak gibi dünyanın en zor işine girdiler. Nubahar Yayınları da, yayın işini üstlenince, Antolojinin ilk adımı olarak, efsanevi iki dev Dengbêj Reso ve Şakiro ciltleri, Kürtçe ve Türkçe olarak okurla buluştu.
Kürtler dinledikleri kilamların aslını, şimdi hikayeleriyle birlikte kağıt üzerinde okuyorlar şimdi.
Ne kadar güzel! Unutmamak gerekiyor ki, ulusal kurtuluş savaşları, bir halkın siyasal, sosyal, kültürel edinimleriyle bir bütündür. Dengbêjler ise Kürdistan’ın ruh damarıdır...