Filmmor ve JINHA ortak bir proje olarak, IŞİD’in Mexmûr Kampı’na yönelik saldırılarını görüntülerken 8 Ağustos’ta vücuduna isabet eden şarapnel parçaları nedeniyle hayatını kaybeden gazeteci Deniz Fırat’ın yaşam öyküsünü konu alan  belgesel film hazırlıyor. Tüm hazırlıkları tamamlanmak üzere olan belgeselin Mayıs ayında gösterime girmesi bekleniyor. Belgeselin yönetmeni Melek Özman, “Bu film, bir kadının başka bir kadını tanıması ve anlatması hikayesidir” diyor ve ekliyor: “Biz Deniz’in yaşadığı yerleri dolaşıyoruz. Deniz’in izleyince seveceği bir film yapıyoruz. Onun sevdiği, özlediği, görmek istediği mekanlarda çekiyoruz. Mexmûr’da, Kandil’de, Deniz’in arkadaşlarıyla, kız kardeşleriyle filmi çektik. Filmin bütün ekibi Filmmor ve JINHA’dan kadınlardan oluşuyor. Belgeseli çekerken de sadece kadınlarla konuştuk” dedi.


Denizi anlamak ve anlatmak

“Deniz’i kadın arkadaşlarına sorduk. Deniz, bizim için de konuştuğumuz arkadaşları için de yaşıyordu o yüzden bu belgesel bir anma değil, Deniz’e kadınlardan bir armağan” diyen Melek, Deniz’in seveceği bir film yapmaya çalıştıklarını O’nun filmi izleyince,  görmek istediği mekanlara ve görmek istediği arkadaşlarına belgeselde yer verdiklerini söyledi. Melek, filmin çıkış aşamasına da değinerek belgeselin çekimlerine Kasım ayında başladıklarını söyledi. Melek, “Mexmûr da Deniz’i kaybettiğimizde bende herkes gibi haberlerden öğrendim. Tabi ki yaşanan her şehadete çok üzülüyoruz ama Deniz’e o an başka türlü üzüldüm. Çünkü savaş vardı. Bir taraftan Kobanê haberlerini izliyorduk, bir taraftan kadınlar için her şeyin biraz kötüye gittiği zor zamanlar vardı ve bu zorluğa direnen kadınların mücadelesi vardı. Bu sebeple, kendimi kötü hissettiğim bir zamandı, çok da evden dışarı çıkmıyordum ve sürekli haber başında ne olacağını izliyordum. JINHA’dan arkadaşlarla konuşurken, onlara ne güzel olurdu onun filmini yapmak, yapmayacak mısınız? diye sordum. Çünkü oda elinde kamerasıyla direnen medya gerillasıydı, hepimiz için oradaydı dedim. Görüşmeler sonrası ortak bir çalışma yapabileceğimizi düşündük. Denizi anlamak ve anlatmakta birbirimizi tamamlayacağımıza inanarak başladık” dedi.


‘Gücü ve enerjisi bana geçti’

Hayat hikayesini öğrendikçe Deniz’den çok etkilendiğini söyleyen Melek,  “Deniz, IŞİD saldırıları yüzünden Mexmûr boşaltıldığında çekme dedikleri halde ben kameramla burada kalacağım, görüntü alacağım demişti. Cephenin en önünde görüntü almaya çalışmıştı. Ben ondan çok güç aldım. Umutsuz bir anımda beni o umutsuzluktan Deniz kurtardı. Hepimiz olduğumuz yerde elimizden geleni yaparsak umut var çünkü” diyerek Denizle kurduğu bağın kendisine umut verdiğini kaydetti. Melek, Deniz’in, Mexmûr’dan dünyaya duyuracağı bir ses ya da görüntü için kendinden vazgeçerken kendisinin de elinden geleni yapmak için güç aldığını söyledi.


‘Başka kadınları tanıma hikayesi’

Belgesel filmlerinin Deniz’i anlar ve anlatabilir mi? diye başta çok çekinceleri olduğunun altını çizen Melek, “Onunla farklıyız, o farklılıkları biliyorum ve birbirimizin hikayelerini anlamadan anlatmakta bir sorun olduğunu düşünüyorum. Büyütülecek bir farklılık değil aramızdaki. O farklılık mesafelerden belki de, çünkü ben, Deniz’in Mexmûr’daki görüntülerini izlediğimde o duygu bende tamamen silindi. Deniz, Mexmûr’da bir evde arkadaşları ile toplandığında “çift jandarma” diye bir türkü söylüyor. O bir Artvin türküsü ve benim çocukken öğrendiğim ilk türküydü. Deniz de o türküyü çok seviyordu. Bu basit bir örnek ama bir birimizi anlayabilecek, birbirimizi tanıdıkça aşacak çok şey var” vurgusu yaptı.  Deniz’i anlama ve anlatabilme hikayesinin filme dahil olduğunu belirten Melek, bu filmin aslında bir kadının başka bir kadını tanıma ve anlatma hikayesi olduğuna dikkat çekti.


‘İzlerken seveceği film çekmek’

“Benim Deniz’i tanıma hikayem, onun yaşadığı yerlere yolculuğum, onun yaşadığı yerlere onun gözüyle sanki ona izletmek için çeker gibiydi” diyen Melek, “Sevdiği derelerin sesini kaydettik. Denizin sesini kaydettik. Sevdiği dağları ve mekanları çektik. Denizin kayıtları, onun çektikleri, aldığı röportajları, yazıları, Deniz o kadar yazı yazmış ki gazete yazısından, televizyon programına kadar. Mexmûr’un tek gazetesini çıkartıyor. Mexmûr’daki çocuklarla birlikte gazete dağıtıyor. Deniz’le birlikte gazete dağıtan çocukları çektik. Onunla temas eden herkesle konuştuk” dedi. Deniz’in arkadaşlarıyla tanışmanın kendisi için çok özel olduğunu kaydeden Melek, Deniz’in arkadaşlarının Deniz’i çok güzel anlattıklarını ve bu yüzden Deniz’i tanımış kadar olduklarını söyleyerek “Maalesef biz birbirimizi göremeyince, kaybedince yada uzaklaşınca kıymetini anlarız. Ama Deniz’de anladığım kadarıyla ondan da öte bir durum vardı. Herkes Deniz’i çok seviyordu. Bizde Deniz’in filmini yaptığımız için çok sevilerek karşılandık. Herkes çok sevindi, Deniz’in hikayesini anlattığımız için, deyim yerindeyse herkes bize kucak açtı. Bizde o yüzden daha çok sorumluluk yüklendik” vurgusu yaptı.


‘Yaşarken tanımayı isterdim’

Filmi Mayıs ayında bitirmeyi çok istediklerini ifade eden Melek, filmin müziklerini ise, Mizgîn Tahir’in yapacağını söyledi. Deniz’in izleyince seveceği bir film olması için emek verdiklerini dile getiren Melek, “Mayıs ayında Deniz’in yaşadığı bütün yerlerde, aynı anda bir gala yapmak istiyoruz ama yetişmezse de yazın muhakkak bitmiş olacak” dedi. Son olarak Deniz’i çok sevdiğinin altını çizen Melek, “Onu yokluğunda da olsa tanıdığım için çok mutluyum, ama gerçekten onu yaşarken tanımayı çok isterdim. Denizin hala yaşayabildiği bir dünyada olmayı isterdim. Kadınların bunca şiddete, savaşa ve saldırıya maruz kalmadığı bir dünyada yaşamak isterdim” dedi.


MIZGÎN TABU/JINHA/İSTANBUL