Afrika ve Ortadoğu’dan gelen mültecilerin ilk ayak bastıkları yerlerden biri olan Lampedusa adasında aylarca yaşayarak sakinleriyle vakit geçiren yönetmen Gianfranco Rosi, 12 yaşındaki Samuele’yi yaşadığı toprakları ve uzak denizleri keşfederken takip eder. Adanın tarih ve kültürü ile gündelik yaşamına dair ipuçlarının izini sürer.
Afrika’yla Sicilya arasındaki denizde, tıklım tıkış doluşturuldukları botlarda, bata çıka yol alarak Avrupa’ya gelmek isteyen göçmenlerin ilk durağı olan Lampedusa Adası.
2016 Berlin Festivali’nde en iyi filme verilen büyük ödül ‘Altın Ayı’yı kazanan İtalyan belgeseli “Fuocoammare / Denizdeki Ateş” yoksul göçmenlerin dramına odaklanan etkili bir yapım.
Yönetmen Gianfranco Rosi bu filmini çekmek için aylarca Lampedusa Adası’nda yaşayıp Libyalı, Kürt ve Suriyeli’sine dek her milletten göçmenleri gözlemlediği, Avrupa’nın hep görmezden geldiği göçmen sorunu ekseninde geçen “Denizdeki Ateş”te, önce Lampedusa sakini İtalyanların hayatlarından kimi kesitler, sonra da göçmenlerin sudan kurtarılması, temizlenmesi, nakledilmesi sahnelerini izliyoruz.
Zeytin ağacı dalından kesip sapan yapan, 11-12 yaşlarındaki Samuele adındaki yerinde duramayan, afacan bir çocuk. Hava çok kötü olduğundan denize çıkamayan adanın suskun balıkçıları. Göz alabildiğince uzanan açık denizdeki delik deşik botlarda, hayatta kalma mücadelesi veren yüzlerce, binlerce Afrikalı-Ortadoğulu gariban. Virüslere, salgın hastalıklara karşı korunaklı, astronotumsu giysiler-kasklar içindeki, “şimdilik şu kadar ceset topladık” diyen İtalyan kurtarıcılar, sağlıkçılar…
Hem gerçekçi hem duygusal
1964 doğumlu İtalyan belgeselci Gianfranco Rosi’nin yazıp yönetmenliğini ve kameramanlığını da üstlenerek, kendi isimleriyle bizzat kendilerini oynayan amatör oyuncularla, baştan sona gerçekçi bir anlatımla ve yer yer duygusal bir yaklaşımla, Lampedusa denen Akdeniz adasında çektiği, 114 dakikalık, seyri zor, kasvetli dramları beyazperdeye düşürüp izleyicinin karşısına getiren bu “Denizdeki Ateş”, ödüllü bir belgeselden çok insanın içini acıtan, çok etkileyici bir izlenimi de uyandırıyor finalinde.
KÜLTÜR SERVİSİ