Bundan 42 yıl önce Türkiye devrim gençlik hareketinin öncülerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)’nun kurucularından Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilmişlerdir.

Bu idamlar Türkiye tarihi açısından birçok bakımdan dönüm noktasıdır. Türk devletine karşı doğrudan ve cepheden ilk mücadele olmuştur. Kuşkusuz önce de Türkiye devletine karşı Türkiye toplumu içinden çıkan örgütlenmeler olmuş ve mücadeleler verilmiştir. Binlerce sosyalist zindanlara atılmıştır. Belli periyotlarla sosyalistler için siyasi soykırım diyebileceğimiz “tevkifatlar” yapılmıştır. Tanınmış tüm eski sosyalistler yıllarca zindanlarda tutulmuştur. Yıllarca zindanda tutulan ünlü şair Nazım Hikmet, sonunda Türkiye’den kaçmak zorunda kalmıştır. Ancak Türk devletine açıkça cepheden radikal ve silahlı mücadele yürüterek devleti yıkmak isteyen bir duruş gösterip bir ilki başarmışlardır. Baskıcı, sömürücü devlete karşı radikal bir mücadele, zihniyet ve direnişi böylece başlatmışlardır. Bunu tabii ki çok önemli görmek gerekir. Türk devletine karşı mücadele edilemez gibi bir yargıyı yıkmışlardır. Devleti yıkmamışlar, ancak tutumları ve davranışlarıyla devlete karşı radikal mücadele kültürünün oluşmasında bir devrim yapmışlardır.
Kürt Halk Önderi’nin Türk devletine karşı radikal mücadele başlatmasında ve kırk yıldan fazladır bu mücadeleyi yürütmesinde Denizlerin, Hüseyinlerin ve Yusufların idamı, Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledilmesi, İbrahim Kaypakkaya’nın işkence altında can vermesinin büyük etkisi vardır. Bu direnişçiler ve büyük devrimciler Kürt Özgürlük Hareketi’nin radikal mücadelesinin mayası olmuşlardır. Kürt Halk Önderi bu devrimcileri Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncülerinden kabul etmiştir. Onların anısına bağlılığın gereği bu mücadeleyi başlatıp yürüttüklerini söylemiştir. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin gelişmesinde onların rolünü de sürekli vurgulamıştır.

İdama karşı verilen söz...

Deniz, Hüseyin ve Yusuf idama götürüldüklerinde Kürt Halk Önderi de Mamak Cezaevi’ndedir. Denizler, Kürt Halk Önderi’nin bulunduğu bölümden alınıp idama götürülmüştür. Bu idamlar Önderliği derinden etkilemiştir. Bunların idamı Kürt Halk Önderi açısından devrimi geliştirme sözü olmuştur. Bu idamlardan dersler çıkarmıştır. “Öyle bir devrimci mücadele yürütmeliyiz ki kesintiye uğramasın ve bu devrimcilerin anısı devrimlerle taçlansın” sözünü vermiştir. İşte devrimci sorumluluk ve ciddiyet budur; yaşamını fedaice veren devrimcilere bağlılık budur. Kürt Halk Önderi Özgürlük Mücadelesini başta Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla Haki Karer ve Mayıs ayında şehit düşen tüm devrimcilerin anısına bağlılığın gereği geliştirmiştir. Devrimcilerin idamıyla verdiği sözü Haki Karer’in şehadetiyle PKK’nin kuruluşuyla taçlandırmış; mücadele kararlılığını ve sürekliliğini böylece bugünlere kadar getirmiştir.
Denizlerin idamı dünya tarihinde örnek olacak sonuçlar doğurmuştur. Türk devleti Denizleri idam ederek, Mahir’i katlederek, İbrahim’i işkencede katlederek devrimci mücadeleyi boğmak istemiştir. Ancak bu devrimcilerin katledilmesi tersi sonuç vermiş, Türkiye’deki devrimci mücadelenin zeminini daha fazla güçlendirmiştir. Tarihteki büyük devrimcilerin mücadelesi ve direnişi her zaman büyük sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Şehadetleri mücadele için büyük bir zemin olmuştur. Ama Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin şehadeti kadar büyük verim veren şehadetlere az rastlanır. Onlar toprağa düşmüş, ama bu topraklarda devrimci mücadele fışkırmıştır.

Toprağa düşen üç tohum

Sanırım 1974 Mayıs’ında her yere yapıştırdığımız, astığımız afişlerin altında “Üç Tohum Toprağa Düştü” diyerek başlayan dört satırlık bir şiir vardı. Şehadetlerinin ikinci yılında üç tohumun toprağa düştüğünü ve bu tohumların büyük bir devrimci mücadele ortaya çıkaracağını söylemek bile bu devrimcilerin etkisini göstermektedir. Bu satırlarda yazılanlar kısa sürede gerçekleşmiştir. Toprağa düşen bu tohumlar öyle filizler vermiştir ki, Türk devleti bu filizleri sökemediği gibi, Türkiye toprağı da devrimci mücadele için verimli hale gelmiştir. Özellikle Kürdistan’da mücadelenin gelişmesi için büyük bir zemin oluşmuştur.
1970’li yıllarda Türkiye’deki devrimci mücadele zemini güçlü hale geldiği gibi, büyük bir toplumsal hareket de ortaya çıkmıştır. Devrimci örgütlenmeler büyük bir gelişme göstermiş, mücadele boyutlanmıştır. Öyle ki, Türkiye’de devlet sistemi tarihinin en büyük krizini yaşamıştır. Ancak ideolojik ve teorik yetersizlikler, çok parçalı örgüt ve mücadele gerçeği bu mücadeleyi başarılı kılmamış, aksine Türk devleti bu yetersizliklerden yararlanarak 1980 faşist askeri darbesiyle devrimcilere büyük darbe vurmuştur. Bu gerçeklik, öncülüğün ne kadar önemli olduğunu bir daha kanıtlamıştır.
1970’ler, Denizlerin mücadelesinin ortaya çıkardığı büyük zemin ve imkanları yeterince değerlendirememiş olsa da Türkiye’de güçlü bir devrimci mücadele mirası bırakmıştır. 1970’li yıllar olumlu ve olumsuz özellikleriyle önemli bir deneyim olmuştur. Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin büyük mücadelesi ve 1970’li yıllarda yükselen ve daha sonra tasfiye edilen devrimci mücadele bugünlere güçlü bir ışık tutmaktadır.
Vurgulamalıyız ki Denizlerin özlemi, direnişleri Kürt Özgürlük Hareketi’nde güçlü temsilini bulmuştur. Denizlerin idam sehpasında “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının mücadelesi ve birliği” haykırışı PKK’nin öncülük mücadelesinde bugün somutlaşmıştır. Böylece Denizlerin özlemi, mücadelesi ve mirasına en iyi biçimde PKK’nin sahip çıktığı kanıtlanmıştır.

Mücadele HDP’de birleşiyor

Kürt Halk Önderi, Türkiye’deki devrimci güçlerin mücadelesinin yarattığı birikimle Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıkardığı birikimi birleştirmeye ve ortak bir mücadele haline getirmeye çalışmaktadır. Kürt Halk Önderi’nin ve Özgürlük Hareketi’nin yıllardır yaratmaya çalıştığı bu mücadele birlikteliğidir. Bu mücadele birlikteliğiyle Türkiye’yi demokratikleşip Kürdistan’ı özgürleşmeye ve böylece Denizlerin özlemini gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Böylece kapitalist sisteme alternatif sosyalizmin önü de açılmış olacaktır.
Bugün kuşkusuz HDP ve HDK esas olarak da Türkiye’deki tüm demokrasi ve özgürlük mücadelesi birikimiyle Kürdistan’da yürütülen özgürlük mücadelesinin birikimini bir çatı altında buluşturmayı ifade ediyor. Denizlerin ve Hakilerin özlemi ve mücadelesi HDP’de birleşiyor. Bu iki kaynak da güçlüdür. Eğer doğru ve tümden birleştirilirse Türkiye’nin geleceği kesinlikle özgür ve demokratik olacaktır. Denizlerin şahsında, Mahirlerin, İbrahimlerin, Orhan Yılmazkayaların mücadelesinin yarattığı tüm değerlerden söz ediyoruz. Haki şahsında Mayıs ayında şehit düşen Mehmet Karasungur, Halil Çavgun, Ferhat Kurtay ve Ozan Mızginlerin mücadelesinden söz ediyoruz.
Devrimci mücadele hamlesi...
Türkiye ve Kürdistan’a’daki bu birikim birleştirebilirse kesinlikle Türkiye’deki gericilik alt edilir. Ancak bu konuda hem Kürtler içindeki hem de Türkiye solu ve demokrasi güçleri içindeki yanlış eğilimlerin giderilmesi ya da aşılması gerekir. Biri Kürtler adına HDP projesini boşa çıkarmaya ve etkisizleştirmeye çalışıyor, diğeri de sol adına. Her ikisi de bir madalyonun iki yüzüdür. Her ikisi de Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü bilerek ya da bilmeyerek isteyenlerdir.
Milliyetçilik ya da dar ideolojik yaklaşımlar bu tutumu ortaya çıkarıyor. Bu tutumlarıyla da kültürel soykırımcı Türk devleti ve Kürt sorununun çözümünü istemeyen uluslararası güçlerin politikalarının parçası oluyorlar.
Eğer Denizler şahsında Türkiye’deki demokrasi mücadele birikimine, Hakiler şahsında Kürt Özgürlük Hareketi’nin yarattığı birikime bağlı kalınacaksa, yapılması gereken, iki halkın birliğini yaratmak, Türkiye’deki siyasi duruma devrimci müdahale yapmaktır. Bu birliği engelleyen yaklaşımlar Kürdistan’da rantçılığa ya da dış güçlerin politikasına; Türkiye cephesinde ise Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyen güçlere hizmet ederler. Böylece sol ve demokrasi güçleri marjinal sınırlarda; Kürtler ise sürekli çatışma içinde tutularak dış güçlerin politikalarına hizmet eden bir konumda tutulurlar. Bu durum dar, uzak görüşlü olmayan, sığ düşünceli politik bir ufku ifade etmektedir. Bu da sürekli sonuç almayan bir kısırdöngü içinde kalmaya mahkum olma durumunu ortaya çıkarmaktadır.
Denizlerin ve Hakilerin büyük ufukları ve devrimci ruhları bu sığlığı, büyük düşünmeyen ve sonuç alıcı olmayan tutumları kıracak karakterdedir. Eğer onlara bağlılıktan söz edilecekse, bu da Demokratik Türkiye ve Özgür Kürdistan’ı gerçekleştirebilecek bir hamle yaptıracak zihniyet ve politik araçlara sahip olmak ve devrimci mücadele hamlesi başlatmakla mümkündür.  

MUSTAFA KARASU