Depremin ikinci afeti: AFAD
Forum Haberleri —

AFAD
- AFAD, esas itibariyle içinde dincilerin örgütlendiği, 'hayır kurumu' ya da 'yardım kurumu' adı altında din sömürüsü yaparak, hükümetin propaganda aygıtı haline gelen bir oluşuma dönüşmüştür.
RAUF KARAKOÇAN
Maraş depremi, faşist AKP-MHP iktidarının gerçek yüzünü her açıdan belgeleyen, kanıtlayan ve kayıt altına alan bir özeliğe de sahiptir. Depremzedeler, yaşadıkları tarifsiz acıyı dile getirmekten ziyade, devletin uygulamalarından yakınarak isyan etmektedir. Devletin bütün yetkilerini tek elde toplayan diktatör Erdoğan, kasıtlı olarak ölümlerin artmasını istemektedir. Depremzedelere karşı uygulamaları tam bir düşman hukukudur. Arama-kurtarma faaliyetlerinden sorumlu olan AFAD, depremzedelerin eleştiri odağındadır. Deprem enkazı altında kalan insanların kurtarılmasında birinci derece de sorumlu kılınan, tek resmi koordinasyon olarak gösterilen AFAD, asli görevlerini bir tarafa bırakarak, sahada diktatörün figüranlığını yapıyor.
Kızılay, AFAD gibi resmi ‘yardım kuruluşları’ AKP’nin siyasi büroları gibi çalıştığına tanık olmaktayız. Arama-kurtarma çalışmaları, ilk yardım ve ihtiyaçlarının karşılanmasında, deprem sahasının bütün gereksinimlerinden (güvenlik konuları da dahil, gıda, ısınma, barınma, hijyen gibi) sorumlu olan bu kurumlar, ne yazık ki, düşman hukukunun uygulayıcıları durumuna geldiler. AFAD, enkaz altından gelen seslere ve ısı algılayıcılarına aldırış etmeden insanları bilerek, bilinçli bir şekilde enkaz altında ölüme terk etmektedir. Kurtulmayı bekleyen insanlar arasında da ayrımcılık yaparak öncelikleri, hükümete yakın olan depremzedelerdir. Bir ülkenin kokuşmuş siyasi iktidarından, siyasi sisteminden, başka türlü davranmasını beklemek aslında saflıktır. Suç pratiklerinin sahibi olan bu kurumlar, hesap vermesi gereken kurumlar durumundadır.
Faşist AKP iktidarı, kendisinden olmayanı öldürme siyasetini sürdürmektedir. Alenen kurşuna dizmeyi belki bu aşamada göze alamıyor fakat depremi ‘lütuf’ görerek enkaz altındakilerini ölüme terk etmesinin yöntemini iyi biliyor. Türkiye, AKP iktidarı döneminde, insanlığın kuruduğu, çoraklaştığı bir ülke haline geldi. Bunu en iyi bilen Kürtler’dir. Çünkü Kürtler, yaşadığı bütün coğrafyalarda, AKP-MHP iktidarının zulmüyle karşı karşıyadır, bu faşizan baskıları her gün yaşamaktadır. Deprem felaketinde mağdur olmuş insanlara yaklaşımında da ayrımcı siyaset anlayışını; dinci, kinci, intikamcı yaklaşımı rahatlıkla görmek mümkündür. AFAD’ın tam olarak yaptığı işte budur. İnsani yardım görevini yerine getirmekten ziyade, iktidarın düşman yaklaşımına göre hareket etmektedir.
AFAD, AKP hükümeti tarafından kurulmuş bir kurum olup İmam Hatip mezunu biri tarafından yönetilmektedir. Esas itibariyle, içinde dincilerin örgütlendiği, 'hayır kurumu' ya da 'yardım kurumu' adı altında din sömürüsü yaparak, hükümetin propaganda aygıtı haline gelen bir oluşum olduğunu nerdeyse bilmeyen yoktur. Deprem bölgesindeki halk, AFAD’ın çalışmalarını kendi gözleriyle görmekte ve tanık olmaktadır. AFAD, AKP’nin yan kuruluşu gibi çalıştığını deprem mahallinde tanımış oldu. Afet bölgesinde iktidarın açığını kapatan bu kurumdan, enkaz altındaki insanları kurtarmayı beklemek de saflıktır. Maraş depremiyle birlikte, Diktatör Erdoğan’ın ve AKP faşizminin gerçek yüzü bütün yönleriyle ortaya çıkmıştır. Yani anlaşılan o ki, ciğerin kediye teslim edildiğini halk yeni yeni öğreniş oluyor.
AKP iktidarı imar barış planlarıyla Maraş ve Hatay’da binlerce aileye şaşaalı reklam spotlarıyla ev dağıtırken, deprem kuşağında ölüme gönderdiğinin farkındaydı. Ölüme gönderdiği insanlardan oy almak için bol keseden 'imar barış planı' kapsamında ev dağıttı. Halkı soydu, yandaşı palazlandırdı. Dinci siyaset anlayışıyla oldukça da prim yaptı. Geldiği noktada artık çöküş başlamıştır. Bunca yaşanmışlıklardan halkın ders çıkarması ve başına gelen felaketin müsebbibini tanıması gerekiyor. Maraş deprem felaketi, faşist AKP iktidarı pratiğinin sonuçlarından sadece bir tanesidir. İmar barışı, diktatör Erdoğan’ın bizzat kendisinin halka müjdesidir. İmar denetimi de hakeza yandaşa rant alanları açan AKP’nin sorumluluk sahasına girmektedir. Netice itibarıyla, insan kıyımına yol açan felaketin yolunu döşeyen AKP’dir. AKP’nin kendisi de Türkiye’nin başına gelmiş en büyük felakettir.
Deprem felaketinden bile nemalanmaya çalışan bir zihniyete biat etmek, insan olmaktan çıkmak olduğunu, bu çekilen acılardan öğrenmiş oluyoruz. Depremin vurduğu halkı bir de faşist AKP iktidarı ve AFAD vuruyor. Enkaz altında kurtulmayı bekleyen binlerce insanı bilerek kurtarmıyorlar, kurtarmak isteyen ekiplere de müdahale ediyorlar. Depremde ağır hasar gören Kürt Alevi köyleri basında bile yer almıyor. O yerleşim yerlerine bilerek yardım ulaştırmıyorlar. Hatta Kürtler’i ve Aleviler’i yargısız infaz türü bir uygulamaya tabi tutmuşlar. Moloz yığınları altında, açlıkta, soğukta ölüme terk etmişler. Aleviler’in katledildiği, 1979 Maraş katliamından daha beter bir durum söz konusudur.
Deprem sonrası yağma ve talan, kaybolan çocuklar, delil karartmalar, yetkililerin işlediği gaflar ise işin başka bir boyutudur. Gırtlağına kadar pisliğe batmış AKP’den bir şey beklemekten ziyade onu alaşağı etmeye odaklanmak lazım. Trajedinin hesabını sormak, yaraları sarmak bu iktidardan kurtulmakla olur.







