Bu seferki rehberim genç bir Kürt. Arabasında Kürtçe kaset yok, hep Farsça şarkılar dinliyor. Neden Kürtçe dinlemiyorsun diye sorduğumda mantıklı bir yanıt alamadım. Çok umursamadım da.

Koçan’dan sonra sağa sapıyoruz, Deregez 135 kilometre uzaklıkta yazıyor. İlk köy Îmam Qulî. Uzun ve yüksek dağ silsilesini veya Gerdenê Tîvan’ı geçtikten sonra Çivîlî Kürt köyünde mola veriyoruz. İlk dağ silsilesinden sonra iki sıradağ arasında kalan bölgede Kürt köyleri sıralanıyor. Birinci dağ silsilesini geçince bir hamama girdiğinizi hissedersiniz. Diğer tarafta duvar gibi uzanan dağların arka tarafı Türkmenistan. Dağın bu yamacında Sefî Duranger adında bir akarsu akıyor. Bunun kenarında kurulan köylerde pirinç ekili. Yeşil tarlaların arasından geçerken pirinç kokusu etrafı sarıyor.

Hedefimiz son Kürt köylerinden biri olan Ebbas Qele, Akçabad sınırına ve gümrüğüne 25 km uzaklıkta. Türkiye plakalı tırlara yolun iki tarafında çokça rastlamak mümkün. Çivîlî’yi geçtikten sonra Memed Taqîbeg, Hesen Ketxuda Kürt köyleri gelir. Daha sonra Türk olan Keletî Çinar köyü gelir, büyük ve Sünni bir köy. Onu geçince Çinar, Sengsurax, Fîrûze (250 hane), Palikanlu, Burcî Qale, Colfan, Xelanlu Kürt köyleri sıralanır. Onları takiben Nuğandan, Remezan Qele, Qerekuyulu Türkmen köyleri gelir. Saadabat, Xaxyan, Ustayı Kahu, Tacidin, Perkend, Otanlu köyleri karışık. Sonra Dağdar köyü sıralanır. Bundan sonra bir fırını andıran Deregez gelir. Kalabalık ve büyük bir şehir. Genelde Kürtler yaşıyor, Kürtçe seslerini sık sık duymak mümkün. Türkler, Hemedan ve Türkmenistan’dan Deregez’e sonradan getirilmiş. Deregez toplam 80 bin nufüslu. Bunun 50 bini Kürt, 20 bin Türkmen ve Türk, 10 bini ise diğer halklardan oluşuyor. Buradaki Türkmen-Kürt ilişkileri çok iyi, aralarında hiç kavga çıkmamış. Yalnız Ruşkar mıntıkasında yaşayan Lor ve Kurmanciye yakın bir dil konuşanlar çok kavgacıymış. Hem kendi aralarında hem de Kürtlerle hep kavgalılarmış.

Deregez’den sonra Canabad, Çelqiz (Kırk Kız) ve Ebbas Qale Kürt köyleri var. Arkalarında Allahu Ekber dağları sınır boyunca bir duvar gibi uzanır, ön cephesinde Çelqiz dağları var. Efsaneye göre 40 kız dağın orta kısımlarından yukarıya doğru çıkarken dağ kapanarak kızları yutmuş. Kızlar ağlaşınca gözyaşları sel olup aşağıya akmış. Su hala akıyor. İnsanlar suyun başına gelerek dua ediyor. Bu Çelqiz hikayesini Kürtlerin yaşadığı birçok yerde duymak mümkün. Bazı bölgelerde Kırk Kız Mezarı olarak geçer.

Ebbas Qale’den Laîn yoluna ya da doğuya gidince Perkend, Qeleçe, Saadakat ve Sengor Türk köyleri gelir. Daha sonra Kahu (180 hane), Otanlu Kürt köyleri ile Tajdîn Türkmen köyü var. Türkmenistan sınırındaki sıradağlardan akan şelale halkın dinlenme yeri olmuş. Kürtler, Çelmir ismini vermişler. Çelmir’in öbür tarafı Türkmenistan sınırı ve orada da 35 Kürt köyünün bulunduğunu duyduk. Burada ser xet-bin xet yok ama dağın öbür tarafı ile bu tarafı var.

 
 

Bir siyahinin hikayesi

   

Cewzan’ın önemli bir özelliği de siyahilerinin olması. Köyün yaşlısı Hecî Welî Fedaî (80) köyün tarihini ve siyahi hikayesini şöyle aktarıyor: “Türkmen ve Özbek baskıları ile Bojnurd şehrinden buraya geldik. 150 yıl önce köyümüzden Hecî Îbrahîm, Hecî Berat (babam), Hecî Rûşen, Hecî Memed katırlarla Mekke’ye giderler. Orada bir ev kiralarlar. Bunlara 10-12 yaşlarında siyahi bir çocuk hizmet eder. Daha sonra bunlardan kendisini Îmam Reza’nın şehrine götürmelerini ister. Kürt köylüleri fakir ve yetim çocuğu kendileri ile getirir. İki sene sonra Kürtçeyi öğrenir. Köylüler yardım eder ve kendisine bir dükkan açarlar. Vicdanlı biri olduğu için müşterisi çoğalır ve zengin olur. Bu gencin en belirgin özelliği ulusal giysilerini hiç değiştirmemiş olması.

Birgün İran askerleri köye gelerek elbisesini değiştirmesini ya da burayı terk etmesini isterler ama o ikisini de kabul etmez ve ölünceye kadar köyde yaşar. Daha sonra oğlu (şimdi 100 yaşında) işini devam ettirir ve çok zengin olur. Onlar şimdi büyük bir aile ve Qoçan’da Kürt olarak yaşamlarına devam ediyorlar. Bu temelde, bir gün siyahi Kürtler ile karşılaşırsanız şaşırmayın.

 
 

Med şehrine yolculuk

   

İkinci turumuz Med şehrine doğru. Meşhed’in kuzeyinden Çinaran’ı geçtikten sonra sağ kol üzeri Radkan yoluna sapıyoruz. Radkan’ın geneli de Kürt. Bu kasabadan sonra yüksek dağ silsilesi başlıyor. İlk sıradağları aştıktan sonra Şad Qulî ve Îmamza Kürt köylerini geçiyoruz. Bunlar genellikle Sêvikan aşiretine mensup. Sonra Barî köyünü geçiyoruz. Bu bölgede iki paralel dağ silsilesini kesen üçüncü bir dağ kolu var. Tam bunun üzerinde Medlere ait bir şehrin olduğunu, kale duvarları ve burç kalıntılarının hala var olduğunu köylüler aktardı. Bu şehir kalıntısından hiçbir yazılı belge, heykel ve işaretin kalmadığını da eklediler.

Zaê Mirîşkan suyunu geçtikten sonra Abgehî ve Mirîşkan köylerine varıyoruz. Bunların geneli de Sêvikan aşiretinden. Abgehî’de bir Irak-İran savaşı gazisi Mahmud ile tanışıyoruz. Savaşta bombardıman gazından etkilenmiş, sinir sistemi ile ciğerleri yaralı. Ona ‘Tiryak’ (duman) çekerken rastlıyorum. “Doktor iç dedi! Eğer içmezsem nefes alamıyorum, baygınlık geçiriyor, uyuyamıyorum” dedi. Sonra oğlundan bahsetti: “Kobanê savaşı sırasında benden biraz para istedi. Tahran’a gideceğini söyledi. Birkaç gün sonra sınır polisi bana telefon etti ve onu arkadaşları ile sınırda yakaladıklarını bildirdi. Kobanê’ye gitmek isterken yakalanmıştı.”

Üzüm salkımı gibi üst üste yığılan bu yüksek dağların arasındaki avuç içi kadar olan bir Kürt köyündeki yurtsever hisler elbette insanı gururlandırırken narkotiğin hemen hemen her eve girmiş olması da insanı o derece üzüyordu.

Dönüşte Radkan’dan sonra başka bir yol aldık. İlk köy Moran adındaki bir Berberi (Moğol) köyü. 200 yıl önce Afganistan’dan getirilerek Kürtlerin arasına yerleştirmişler. Bu politikanın Xorasan’ın tamamında uygulandığını, Berber, Tat, Türkmen, Fars, Taliş gibi birçok ulusun Kürt köyleri arasına serpiştirildiğini görmek mümkün.