Türkiye’de iktidarda olan faşizm kendi ömrümü uzatabilmek için sadece savaş seçeneğinin kaldığını bilerek saldırıyor. AKP iktidara geldiği günden beri Türkiye halklarını çeşitli politik manevralarla kandırarak günümüze kadar geldi. Artık böyle bir dil ile ya da toplumu yanıltarak iktidarda kalamayacağını görüyor ve biliyor.
AKP faşizmi, iktidarda olduğu süreç içerisinde adeta toplumu var eden her bir bireyin ayağına demir pranga bağlamak istedi. Herkesin kendisine tabi olması için bin bir hile ve oyun geliştirdi. Demir prangalar bağlanacak ki, toplum aç kalsa da, işsiz kalsa da, birileri otobüse binmek için bilet parası bulamayıp birileri 13 uçak sahibi olsa da tepki göstermeyecek. Böylelikle iktidarlarını sağlama almak için her şeyden korkulan bir ülke ve bir toplum yaratmak istedi. Toplumun bir kesimi korkutularak sindirildi. Bir kesimi, her türlü maddiyat kullanılarak zenginleştirilip susturuldu. Zenginleşen fakire bakarak korktu; “baskı ve zulme karşı sesimi çıkarırsam onun gibi aç kalırım” diye düşündü, “rant kapılarım kapanır” diye çamura battıkça battı, insanlık suçuna ortak oldukça oldu. Madalyonun her iki tarafında her bir basamak yeni bir korku basamağına açıldı. Fakir ve yoksullaşanların ise ruh hali, duyguları, düşünce yapıları, davranışları üzerinde öylesine bir egemenlik kuruldu ki, bu yaşam bir kadermiş gibi iman edildi, bir alın yazısıymış gibi bakıldı. İnsan duygusu, psikolojisi üzerinde ideolojik tahakküm kurulmak istendi, devrimci çıkışların potansiyelini taşıyan insan topluluklarını kaderciliğe itti. İnsanlar da kendisine öngörülen yaşam ölçülerinin dışına çıkarlarsa var olamam, günah işlemiş olurum gibi bir ruh haline sahip olmaktan öteye gidemedi.
Emekçi ve yoksulların emeği üzerinden palazlananlar ise böyle bir ruh halini insanlara empoze ederek bireyi köleleştirmede kendine bağlamadaki en büyük kuvveti ve kudreti oldu. Ulus-devlet zihniyeti ve faşizm, tek yaşam ölçüsü budur anlamında bin bir yalanla, gündem çarpıtmalarıyla insanların gerçekleri görmesinin önünü aldı. Kendisini her türlü insanlık değerleri ile cilalayarak gerçek yüzünü sakladı. İnsanlığın temel değerleri bu temelde çarpıtılarak toplum ve ülke bir ölüler diyarına çevrilmek istendi. Tüm bunların hepsi de AKP faşizmi tarafından adeta deri değiştirilerek yapıldı. Her yeni seçim süreçlerinde toplumun var olan ve günlük yaşamını bire bir etkileyen sorunları çözüyormuş gibi yaparak, özellikle Kürt sorununu çözecekmiş gibi yaparak Türkiye halklarını yanılttı ve kandırdı. İktidarı için her şeyi mubah gördü.
Ancak geldiğimiz aşamada bu deri değiştirmelerin bir yenilik değil, sadece kendi zenginliklerine yeni zenginlikler katmak amaçlı olduğu görüldü. Artık nabza göre şerbet verme dönemi kapanmıştır. MHP’lileşen AKP’nin gerçek yüzü açığa çıkmıştır.
Elbette yaşam; insan ve doğa düşmanlarının, insan kanı akıtarak kendini var erdenlerin tanımladığı gibi değildir. Yaşam; egemenlerin koyduğu kurallarla yaşamak değildir. İnsan, kölece yaşamın yasalarını değiştirme potansiyeline sahiptir. Yaşam; eşitlikçi ve özgürlükçü oldukça bir anlam kazanır. Diğeri her insanın boynuna bir fiyat etiketi asmak gibi bir şeydir. İşte günümüzde Türk halkı bir tas çorbayı da bulamayacak düzeyde fakirleştirilerek sefil duruma getirilmiştir. Ne uğruna yapılmıştır? Kürt halkının varlığını ortadan kaldırma adına yapılmıştır. Bu insanlık suçuna sessiz kalanlar da kendi payına düşeni alacaklardır. Bugün çocuklarına bir ekmek bile alamayanlar bu insanlık suçuna ortak oldukları müddetçe “çocuğuma ekmek alamıyorum” diye üzülemeyecektir. Çünkü ortada ekmek alacak çocukta kalmayacaktır. Çünkü faşizm, Türk gençliğini bir kara delik gibi yutmaya devam etmektedir. Yoksul Türk halkının çocuklarını Kürdistan’da Kürt halkını öldürmek için ölüm makinasına dönüştürmüştür. Tayyip Erdoğan’ın “ustalık dönemi” olarak tanımladığı dönemin en önemli icraatlarından biri ölen askerlerin cenazelerini profesyonelce yok edip toplumun gözünden uzak sessiz sedasız gündemden çıkarmak olmuştur. Bir yandan binlerce insan tutuklayarak açıktan yeni cezaevleri inşa ederken, bir yandan da yerin altına gömdüğü binlerce Türk gencine gizli ölüm zindanları inşa etmektedir. İşte ustalık dönemimin en önemli iki icraatı yer üstünde özgürlük uğruna mücadele edenleri canlı canlı zindanlara doldururken; ikinci icraatı ise, Kürdistan’da ölen Türk gençlerine yerin altında zindan inşa etmektir.
Yarın uyandığımızda AKP faşizmi yeni bir deri değiştirme girişiminde bulunursa hiç şaşırmayalım. Çünkü bu değişime hala inanan bir kesimin de olabileceğini elbette hesaplayacaktır.
Bu noktada Kürt halkı açısından ise şu söylenebilir: Kürdistan özgürlük mücadelesi yeni bir 15 Ağustos Atılımının yıldönümünü yaşarken AKP’nin soykırım saldırılarına karşı Devrimci Halk Savaşı ile direnebileceğini kanıtlamıştır. Kürt halkı özgür yaşamı yaratma hedefi ile mücadele yürütürken yönünü ve yolunu netleştirmiştir. Bu yön ve yol direnerek özgür yaşamı yaratma hedeflidir. Bu hedef dar anlamda sadece Kürt halkını da kapsamamaktadır, tüm bölge halklarını hatta dünya insanlığını kapsayan bir niteliğe de sahiptir. Yürünen yolda yaşam değerlerini büyütmek için karşılaşılacak bütün engelleri aşma iradesine ulaşmıştır. Bu da özgür yaşama anlam yüklemekle bağlantılıdır. Yoksa bu kadar ağır baskı ve katliam ortamında özgür yaşam mücadelesine cüret etmek nasıl mümkün olabilir. Bu noktada Türkiye’deki halklar, Kürt halkının bu cüretli mücadelesini anlayabilmeli ve özgür yaşam için mücadele mevziisine girmeyi tarihsel bir görev olarak görmelidir. Özgür iradenin de ancak ve ancak böyle bir mücadele ile mümkün olabileceğine inanmalıdır.