7’nci Dêrsim Kültür Festivali, Almanya’nın Frankfurt kentinde, çok sayıda Dêrsimli ve Dêrsim dostunun katılımıyla gerçekleşti. 29 Mayıs Cuma ve 30 Mayıs Cumartesi günleri gerçekleşen festivalde, Dêrsimlilerin kendi dil ve kültürüne sahip çıkması istendi. Festival kapsamında gerçekleşen panellerde ise Kadın kırımı, Ermeni, Dêrsim ve Êzîdî soykırımlarına dikkat çekildi ve 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye destek çağrısında bulunuldu. 

Frankfurt Rebstockpark’ta yapılan festivalin organizesini Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Dêrsim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Kurmeş Derneği, Dêrsim Soykırım Karşıtı Derneği, Dêrsim Yeniden İnşa Cemiyeti, Sekesür İnisiyatifi gerçekleştirdi. 

Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDEM) ve Almanya Demokratik Güç Birliği bileşenleri de festivale destek verdi. 

7’nci Dêrsim Kültür Festivali, 29 Mayıs Cuma akşamı ‘Dêrsim Soykırımı bağlamında kadın ve soykırım gerçeğı‘ adlı panelle başladı. Panele Êzîdî Kadınlar Birliği Temsilcisi ve Şengal Katliamı’nın tanığı Leyla Boran, Ermeni araştırmacı yazar Virginie Düsen, yazar ve yönetmen Nezahat Gündoğan ve yazar Kazım Cihan yer aldı. Moderatörlüğünü Dêrsim Soykırım Karşıtı Derneği Başkanı Ayfer Ber’in yaptığı panelde, 37-38 yıllarında Dêrsim ve Kürdistan coğrafyasında yapılan katliamlar kadın ekseninde tartışıldı. 

Virginie Düsen, Ermeni Soykırımı’nda Ermeni kadın ve kızlarının yaşadığı travmaları aktardı. Düsen dün kaçırılan ve yabancı ailelere verilen Ermeni kızlarının kendi hayatlarını büyük bir travmayla sürdürdüğünü söyledi.

Leyla Boran da Kürtçe başladığı konuşmasında Êzîdî toplumunun yaşadığı katliamları anlattı. Boran “Belki bir çoğumuz en son 3 Ağustos’ta Êzîdî halkını, DAİŞ’in yaptığı katliamla duydu. Êzîdî halkı son katliamla birlikte 73’üncü fermanla karşılaştı. Geçmişte Türkiye ve Kürdistan’a baktığımızda Ermeni, Süryani, Asuri, Êzîdî, Keldani, Alevi, Kürtler, Türkler gibi birçok kimlikleri içinde barındıran bir haritadır aslında. Bugün ise o coğrafyaya baktığızda soykırımın kızıl renginden başka bir şey göremiyoruz. Êzîdî halkı güneşe bakarak dua ederler fakat dua ederken “önce 72 millete”, sonra da “bize” derler. Êzîdîler 1300 yıldır soykırımdan geçiyor. İslamiyet’in çıkışı ile birlikte Êzîdî toplumu soykırımdan geçiyor. Birçok fetva ile Êzîdîleri katlettiler. Örneğin 1640’ta 9 bin Êzîdî kafaları kesilerek katledildi. Hepimiz, ‘Bu gerçek İslam değildir’ diye bağırır çağırırız ama kendilerini gerçek İslam görenler de hep sustu. Karşı çıkmadı. Bu soykırımlara hep sessiz kaldı” şeklinde konuştu. 


Soykırım anlaşılırsa doğru yaşam olur 

Êzîdî toplumunun, en yoğun yaşadığı bölgenin Güney Kürdistan olduğunu vurgulayan Boran, 700 bine yakın Êzîdî’nin Güney’de 2 milyona yakın Êzîdî’nin ise dünyanın farklı yerlerinde olduğunu dile getirdi. 3 Ağustos 2014’teki DAİŞ vahşetini ise Boran şu ifadeyle dile getirdi: “3 Ağustos’ta saat ikide silah sesleri geldi. Halk aslında böyle bir saldırıyı bekliyordu. Bu saldırıda Êzîdîler ve Şii Türkmenler katledildi. Kadınlar ise kaçırılarak satıldı. Kadın neden Ermeni Soykırımı, Dersim Soykırımı, Êzîdî Soykırımı’nda kaçırıldı ve satıldı? Çünkü kadın anadır, topraktır ve hayatın kendisidir. Hayatı veren kadındır. Bir toplumu ayakta tutan kadındır. Topluma can verendir. Bundan dolayı da düşürmenin ilk hedef tahtasındaki de kadındır. Çocuklar, erkekler katlediliyor, kadınlar eritiliyor. Bir toplum böyle yok ediliyor. Bir katliam tehtidi vardı, ama karşı bir tedbir de olması gerekiyordu. Bir soykırım da beklemiyorduk. Güney Kürdistan’da Şengal bölgesinde 12 bin peşmerge vardı. Çetelerin silah sesleri geldiğinde gözlerimiz o peşmergeleri aradı. Fakat göremedik. Saat üç oldu bütün kapılar kapatıldı. Çünkü peşmerge kaçtı. Bu katliama ise karşı koyacak gücümüz yoktu. Saat 5’te kendimizi Rabia’da bulduk. 12 bin peşmerge sadece bir iki kurşun sıksaydı bu soykırım olmayacaktı. Hepimizin aklına gelen dağlara sığınmak oldu. Êzîdîlerin ilk yardımına koşan ise HPG, YPG ve YPJ güçleriydi. Savaşçılar son anda halkın büyük bir bölümünü soykırıma uğramaktan kurtardı. Bugün Ermeni, Êzîdî, Alevi soykırımları anlaşıldığı zaman insanlar doğru yaşamı da öğrenecektir.”

Nezahat Gündoğan da 50’ye yakın tanık üzerinden topladıkları bilgiler doğrultusunda kadın ve genç kızların yaşadıkları travmaları değerlendirdi. Kürtçe isimlerin Türkçeye çevrildiğini, kadın ve kızların kaçırılarak bilmedikleri inanç ve kültürü yaşamaya zorlandıkların söyledi. Gündoğan “İnsani görevlerimizi yerine getirmek için elimizden geleni yapıyoruz” dedi. 

Kirmanckî olarak katılımcıları selamlayan Kazım Cihan da tekleşme anlayışı, milliyetçilik anlayışının halklara soykırımı getirdiğini söyledi. Başta Ermeni Soykırım olmak üzere bütün soykırımların, tekleştirme politikasının bilinçli bir planı olduğunu dile getiren Cihan, “Dêrsim Soykırımı’nın, Osmanlı döneminde işlenen katliamlar ve soykırımların bir devamıdır” vurgusu yaptı. 

Panelden sonra ‘Homeda Tîj’ tiyatrosu sahne aldı. 7 ila 15 yaş arasında bulunan çocuklar Kirmanckî, Kurmancî, Türkçe ve Almanca şarkılar okudu.  

Cuma günü son olarak da cem töreni yapıldı. Cemde Pir Rıza Yağmur ve Pir Hüseyin Bildik, Melek Ana, Pir Barginli, Narin Gülçiçeği ve Zakir Ali Sizer posta oturdu. 


HDP’ye destek çağrıları 

Festivalin cumartesi günkü programında ise çok sayıda konuşmacı ve sanatçı sahneye çıktı.  FEDA Eşbaşkanı Erdoğan Yalgın ve Bemal Özdemir konuşmak için sahneye çıktılar. Yalgın, “Unutmayınız, 4 Mayıs 1937’de Kürdistan’ın kalbine saplanmış, zehirli bir hancerdir Dêrsim Soykırımı. Kutsal ocaklarımıza, pir ve piranlarımıza, atalarımıza amansız terteledir. Bu soykırım, CHP’nin kurucusu ve Osmanlı paşası Mustafa Kemal Atatürk’ün projesidir. Bunları unutmayalım. 7 Haziran seçimlerinde bu acıları içimizde hissederek sandığa gidelim” vurgusu yaptı. 

Dêrsim Baro Başkanı Özgür Ulaş Kaplan da Dêrsimlilerin büyük acılara maruz kaldığını söyeldi. Türkiye’de yargının muhalifleri baskı altında tuttuğunu dile getiren Kaplan, “Dêrsim’de bugün sadece insanlarımızı değil, doğamızı da tahrip ediyorlar. 200’e yakın HES ve maden projesi ile doğa tahrip ediliyor” dedi. 

Festivalde konuşan NAVDEM Başkanı Yüksel Koç ise daha çok Avrupa’daki seçimleri değerlendirdi. Koç “Bugüne kadar ortaklaşmayı başaramadığımız için egemenler bizleri katlediyordu. Kendilerini biz ortaklaşmadığımız için güçlü görüyorlardı. Ancak 7 Haziran için büyük bir ittifak geliştirdik. Bu ittifak stratejiktir” dedi. 

ADEF Genel Başkanı Muharrem Erdoğan ise “Bu festival bir çok açıdan büyük önem taşıyor. Seçime bir hafta kala olması daha da önemli. AKP faşizminin halkları ezmesi ve inkar politikasını reddediyoruz” dedi. 


‘Gelin oy verin barajı yıkalım’

Dêrsim Belediye Eşbaşkanı M.Ali Bul da HDP’nin başarısının AKP’yi korkuttuğunu belirtti. Adana ve Mersin’deki saldırıları bu kapsamda değerlendiren Bul, “Korktukları için Adana ve Mersin’de ciddi saldırılar yaptılar. Yapacakları katliamla cenazeleri değişik kentlere göndererek HDP’nin başarısını engellemeye çalıştılar, ancak başarılı olamadılar. Bu yüzden Avrupa’da yaşayan Türkiyeli ve Kürdistanlılara çağrım: Gelin oy verin barajı yıkalım” dedi.  

Mazgirt Belediyesi Başkanı Tekin Türkel de DHF üyelerine yönelik operasyonları kınadı. Türkel, 7 Haziran seçimlerinin ise 12 Eylül Faşizmi’ne dur demek olduğunu söyledi. 

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ise “Barajı aşarsak Erdoğan başkan olamayacaktır. Aşamazsak, Erdoğan saltanatını kuracak. Ben herkese oylarınızı kullanın çağrısında bulunuyorum” dedi. Konuşmacılar arasında yer alan Dêrsim Yeniden İşaa Cemiyeti temsilcisi Haydar Işık da, Dêrsim coğrafyasında karakol, kalekol ve barajlarını inşa edildiğini ve bu şekilde Dêrsim’in yok edilmeye çalışıldığını dile getirdi. Işık son olarak “Alevi kalın, Kürt kalın, kendiniz kalın” dedi. 

Konuşmacılar arasında Sol Parti Federal Milletvekili Adrej Hunko da vardı. Seçime ilişkin bundan 3 hafta önce Kürdistan’da izleminde bulunduğunu söyleyen Hunko, medyanın HDP’ye yer vermede adaletsiz davrandığına işaret etti. Andrej Hunko Sol Parti adına seçimden bir hafta sonra da Kürdistan ve Türkiye’ye giderek orada her seçim sonrası yaşanan antidemokrat uygulamaları ve baskıları izlemeyip kamuoyuna duyaracağını söyledi. 

Festivalin kültür programında ise Grup Munzur, Lale Koçgün, Hasan Sağlam, Silbus û Tarî, Ali Sizer, İpek Reçber, Şiyar Munzur, Necla Saygılı, Hıdır Kutan, Ali Baran, Ali Erel ve grubu, Varvara halk oyunları yer aldı. 


Başkanlar projelerini anlattı 


Festivalin ikinci gününde gerçekleşen ‘Dêrsim ve Demokratik Öz Yönetimler Deneyimi’ paneline konuşmacı olarak Dêrsim Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Ali Bul ile Mazgirt Belediyesi Eşbaşkanı Tekin Türkel katıldı. Nihal Bayram’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Türkel, 7 Haziran seçimlerinde bütün devrimci güçlerin HDP bünyesinde buluşması gerektiğini söyledi. 

Mazgirt’i 2 tirilyonluk bir borç ve enkaz şeklinde AKP’den devraldıklarını söyleyen Türkel, yeşil alan, halk kütüphanesi, içme soyu şebekesi ve kanalizasyon hizmetlerinde belli bir mesafenin alındığını dile getirdi. Başta Kadınlara ve gençliğe yönelik önemli projelerin üzerinden halkın onayını kazandıklarını vurgulayan Türkel, daha iyi bir yaşam, daha iyi bir gelecek için belediyelerin bu konuda önemli hizmet sunmaları gerektiğine vurgu yaptı.

Mehmet Ali Bul da halkın özgücü ile gercekleşen yerel yönetim sisteminin Rojava örneğinde olduğu gibi başarılı olduğunu söyledi. Dêrsim ilinin sosyal, ekolojik ve ekonomik sorunlarını paylaşan Bul, kadın istihdamı projelerinden gençlik sosyal mekanlarına, su şebekesinden arıtma sistemine, öğrenci eğitim yardımlarından kadın buluşma evlerine, doğa koruma projelerinden anadil ve çocuk projelerine, toprak ve arazi çalışmalarından esnaf yardımlarına, çöp toplama sisteminden kanalizasyon çalışmalarına, mesleki eğitim çalışmalarından arıcılık ve hayvancılık alt yapı yardımlarına yaşamın temel ihtiyaç ve kalkınma yardımlarını paylaştı. Devletin halen birçok projelerde olumsuz ve engelli rol oynadığını hatırlatan Bul, bu konuda halkın daha iyi bir yaşam kazanması ve Dêrsimin geleceğini koruması ve korunması temelinde Dêrsim halkının mücadelesi dün olduğu gibi bugün de devam ettiğini vurguladı.


 Y.ÖZGÜR POLİTİKA HABER EKİBİ