Barış İçin Kadın Girişimi’nin oluşturduğu ve aralarında Ayten Türkmen, Candan Yıldız, Cemre Baytok, Çiçek Çelebioğlu, Filiz Karakuş, Filiz Uğuz, Hatice Altınışık, Nimet Tanrıkulu, Nilgün Yurdalan, Nükhet Sirman, Yurdusev Özsökmenler ve benim de olduğum bir heyet ile Dêrsim’e gittik.  

Dêrsim şarkıda söylendiği gibi, dört dağ içindedir ve o dağlarında yıllarca kendi çocuklarına ev sahipliği yapmıştır.1938’in izlerini hala görürsünüz orada. Katliamları, asimilasyonları fazlası ile yaşamış, evlatlarını son otuz yıllık savaşta yitirmiş bir halkın şehridir. İsimsiz yitiklerin mezarları ile doludur o kadim kent…
En son Sakine Cansız’ın cenazesi için gitmiştim Dêrsim’e. Sakine, ablam, arkadaşım, dostum… Ağabeyimin de mezarı orada, Mazlum ve Delil Doğan’ın da ve birçok devrimcinin de…  Bir zamanların zindan direnişçileri, bir zamanların yol arkadaşları kendi ülkelerinde ve kendi topraklarında yine buluşmuşlardı. Dêrsim’i hêq saklasın… Dêrsimliler bir kere daha Sakine’ye sahip çıkarak göstermişti yiğitliğini, gururlu bir abide gibi karşılamışlardı Sakine’yi. Dêrsim’in tüm zindeleri ağıtlar yakıyordu o gün, Kürdistan dağları, ovaları Tertelenin ağrısını, anısını, acısını bir kez daha Sakine ile anmıştı…  
Bizden önce Barış İçin Kadın Girişimi’nden Filiz Uğuz Dêrsim’e gitmişti ve ziyaretlerimizin ön görüşmelerini yapıp çalışmamızı kolaylaştırmıştı.
Programımızın ilk bölümü Dêrsim’de bulunan Partilerin kadın üyeleri ve kadın dernekleri ile görüşmekti. Dêrsim Belediyesi, Emek Partisi, AKP, CHP, KAMER’i ziyaret ettik. Daha sonra da Barış Annelerinin öncülüğünde kurulan barış çadırını ziyaret ettik. BDP’yi ziyaret etmedik çünkü onların çoğunluğu zaten barış çadırında idi. Valilikten de randevu talebinde bulunduk ama tüm ısrarlarımıza rağmen vali randevu talebimize yanıt dahi vermedi.

Çocukları iş bulsun diye AKP’li oldular

Dêrsim merkezde dolaştığınızda parmaklar; “bakın şu giden AKP’lidir, şu da CHP’lidir’ demelerinin altında bir enformasyon vermekten ziyade; bir ayıbı, bir kınamayı ifade etmek için söylüyorlar. Bu partilerde yer alan kadınları ziyaret etmek için kapılarını çalıyoruz. İlk durağımız AKP’li kadınlar. Onlarda bulundukları durumdan pek hoşnut değildi, ama sadece kendileri ya da çocukları bir iş bulsun diye orada yer alıyorlardı. Onların söylediği bağlı bulundukları iktidarın söylemi değildi, onlar Dêrsimli olarak, acıları bire bir yaşayan kadınlar olarak konuştular bizimle…
AKP’den ayrılıp CHP’li kadınlara konuk olduk. CHP’li kadınların ise sadece kafaları karışık değildi. Biraz mahcup, biraz eziktiler. Genel başkanları Kemal Kılıçdaroğlu’nun Dêrsimli olması onlarında başına gelmiş en kötü talihsizlikti. “Ne yapacaksınız, kader” der gibi ‘ama, ancak, fakat’larla içine düştükleri durumu savunmaya çalışıyorlardı. Ne var ki gerçek onların çıkarlarından daha önemliydi. Geçmişte dedeleri, nineleri aynı zihniyet tarafından katledildi, yok sayıldı, bugünde aynı CHP zihniyeti onları ‘terbiye’ ederek yok sayıyordu… Dêrsim’de kurulan barış çadırından, “haberimiz yok” demeleri de utançlarını gizleme çabasından başka bir şey değildi. Söyledikleri tek cümle var “biz sürecin ne olduğunu bilmiyoruz.” Hatırladınız mı bu sözü? CHP lideri söylüyor.

CHP bildiğiniz gibi… 


CHP’li kadınlara soruyoruz peki nasıl olacak bu iş? “Barış sürecinin yanında olduk, hiç karşısında olmadık. Bizim içimizde çatlak sesler var, her partide olur. Barış sürecine destek olanlar daha suskun gibi. Sosyal demokratlar savaştan yana olmazlar. Tunceliler asla savaşı istemez, barışa karşı bir duruşumuz asla söz konusu değil. Bu coğrafyada 1938’den bu yana hep anneler ağladı. Bizim barıştan hiçbir beklentimiz yok, açık açık konuşulsun, süreci gizli tutuyorlar.”
“Peki, siz ne yaptınız?” sorumuza ise verecekleri bir yanıt yok. İçlerinden biri şöyle diyor; “Burada AKP’li olursanız iş buluyorsunuz, o yüzden buradaki halk gidip AKP’ye üye oluyor, AKP’nin dışındakilere iş yok… Dêrsim’de uyuşturucu madde bağımlılığı var, devlet veriyor bu maddeleri…” Belki de söylen tek doğru söz bu.

AKP’li kadınlar ne şiş yansın ne kebap…

Barışı, AKP’li kadınlara soruyoruz. “Barış süreci ile birlikte piknik yapmaya başladık. Bu süreç dileriz devam eder. Eskiden köylerimize gidemiyorduk, ama şimdi rahatça gidebiliyoruz. Eskiden asker köye götürdüğümüz bir makarnanın bile hesabını soruyordu. İstenilen hakların verilmesi lazım. Devlete iş düşüyor, askerde, gerilla da bizim çocuklarımız, annelerin ağlamaması gerekiyor. İş imkanlarının yaratılması gerek, ciddi ekonomik sorunlarımız var.”

EMEK Partili kadınlar yol haritasını açıkladı

AKP’li kadınların genel geçer laflarından sonra EMEK Partili kadınlara konuk oluyoruz:  
“Süreci önemsiyoruz. Savaşın en önemli mağduru kadınlar. Merak ediyoruz barış nasıl olacak? Bu sürece inancımız var ama AKP’nin de tavrını merak ediyoruz. AKP hala “tek millet, tek vatan” diyor. Bir yandan gerilla çekilirken, bir yandan da özel hareket araçları mahallelerde geziniyor ve bir yandan da karakol yapımları devam ediyor. Halk, “PKK geri çekiliyor ama asker niye çekilmiyor?” diye soruyor. Şehrin içinde sivil polisler geziniyor. Cenazelerin gelmemesi bizi sevindiriyor. Mayınların temizlenmesi gerekiyor. 10557 askeri mayın döşeli duruyor. Türkiye’de mayının en çok döşendiği yerdir Dêrsim. YİBO’ların kaldırılması ve köylere okulların açılması şart. Ana dilde eğitim olması şart. Kürt halkının mücadelesi sonucu bu barış oldu. Çocukların silah sesleri ile büyümesini istemiyoruz. Gitgide hırçınlaşan bir kuşak büyüyor, biz böyle kuşakların büyümesini istemiyoruz. Kadınlar olmadan bu süreç ilerlemez…”

Bu kente kadın belediye başkanı yakışır

Dêrsim Belediye Başkanı’nın kadın olması da bizim için ayrı bir önem taşıyordu. Dêrsim ziyaretinde süreci Edibe Şahin’e soruyoruz;
 “Akan kanın durması insanlarda büyük bir umut yarattı. Dêrsim politik bir kent, Sakine Cansız’ın cenazesinde bir kere daha gördük. Elbette ki bu sürece ilişkin kaygıları ve soruları var. 38’den bu yana birçok kere asimilasyona uğramış bir halktır Dêrsim halkı. Kolay değil 30 yıldır savaşın da içindeler. Devlete ve sisteme güvenmiyorlar. Burada kurulan barış çadırını hiç tahmin etmediğimiz kadınlarda ziyaret etti. Ben umutluyum.”

Barış çadırında kadınlar

Kent merkezinde görüşmelerimizi tamamladıktan sonra Dêrsim’in Alacık Köyü yakınlarında kadınların kurduğu barış çadırını ziyaret etmek için yola çıktık. Heyetimizi taşıyan araçlar Nazmiye yol ayrımında askerler tarafından durduruldu. Her şey normale yakın görünürken bir asker üzerimize bir el kurşun sıktı. Bu sadece gerginliğe neden olmadı, aynı zamanda barışın her an bir kurşuna kurban edilebileceğini de gösterdi. Yaşanan bu olay üzerine Barış İçin Kadın Girişimi’nden birkaç arkadaş karakola gidip yetkililerle görüşmek istedik. Karakola vardığımızda tel örgülerin ardındaki askerler telaşlandı.
“Yetkili biriyle görüşmek istiyoruz” dedik. Daha sonra karakolda görev yapan ve Binbaşı olduğunu söyleyen kişi bizim ile görüştü. Olayın vahametini gördüğümüzü ve tanık olduğumuzu söyledik. Binbaşı söylediklerimizi not aldı ve olayı savcı ile görüştüğünü, silah sıkan askerin askeri mahkemede yargılanacağını söyledi. Silah sıkan askeri, askeri savcı yargılayacaktı? Barış için kurulan çadıra geri döndük ve oradaki kadınları dinledik.

Seyit Rıza’nın kemiklerini istiyoruz

“Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin belirlenmesi gerekiyor. Gerilla çekilirse bizi kim koruyacak? Devletin 38’yılında soykırım yaptığını kabullenmesi gerek. Karakollar neden yapılıyor? Bu süreci hem bir kabul ediş var ama bir o kadar da kaygımız var. Toplu mezarların, inanç merkezlerimizin üzerine karakol yapıyorlar. Barajlar doğayı katlediyor. Gerilla neden çekiliyor? Tıpkı 38’deki gibi bizi katledecekler. Gerilla geri çekildikten sonra devlet vazgeçerse ne olacak? Gerillanın geri çekilmesi ile birlikte fuhuş, uyuşturucu yoluyla asimilasyon artacak. Halk PKK’ye güveniyor ama bu durumlardan dolayı kafamız karışık. Siyanürle altın arama artacak. Kurduğumuz barış çadırının etrafında askeriyeye ait, akrepler, tomalar var, silahlı askerler cirit atıyor. Bizim güvenliğimizi kim sağlayacak? Koruculuk sistemi devlet eliyle yapılıyor, koruculuk en çok kadını tehdit ediyor. Biz geçmişte tacizi, tecavüzü korucular tarafından yaşadık. Koruculuk lav edilmeli. Dêrsim’deki kadın korucular özel bir politikanın sonucu. Burası 25–30 bin nüfuslu bir yer ama bunun 10 binden fazlasını asker, polis oluşturuyor. Bir kişiye iki güvenlik görevlisi düşüyor.
38 soykırımı hala bilinçlerimizde taze. Dêrsim’i inanç üzerinden de değerlendirmek gerek. Karakol inşaatları Dêrsim’in ibadet yerlerinin üzerine yapılıyor. Dêrsim halkı, inancını, kültürünü, kimliğini, dilini yaşatmak istiyor. Dêrsim bu sürece yeterli derecede katılmadı, bu da bahsettiğimiz kaygılardan kaynaklı. Devlet soykırımdan dolayı özür dilemeli. Dêrsim halkı önderliğine bağlıdır, bu konuda iknadır, ama soykırımla yüzleşmeden barış olmaz. Baraj ve karakol yapımları durmazsa Dêrsim’i barışa ikna edemezsiniz. Gerilla burada sadece silahlı mücadele yürütmüyordu, yozlaşma ve asimilasyona karşı da mücadele yürütüyordu. Gerilla burada bir kültür, gerillanın Dêrsim’de yarattığı bir kültürde var. Dêrsim merkezi devletin yarattığı politikalardan etkilenmiş olabilir, ama köylerimiz hala kimliğini ve inancını yaşatıyor. Halkımız gerilla ile iç içe yaşıyor. Buraya gelen Akil insanlar heyetine soru soran öğrenciler polis tarafından tehdit edildi.”

KAMER...

“Barışı istiyoruz. Anneler gününde askerler çiçek dağıttı ama geçmişte böyle şeyler olmazdı. 62 plakalar hala durduruluyor. Bu şehirde genelev yok ama ona rağmen gerilla çekilirse fuhuş artar. Dêrsim’deki kadın koruculuğu farklı bir politika. Pülümür’de de kadın korucular var, bu kadınlar yoksulluktan kaynaklı korucu olmayı tercih etmişler. Devlet ilan ediyor ve “kadın korucu alacağız” diyorlar. Korucu kadrosuyla alınan kadınlar, karakollarda askerlere çay yapıp, bulaşık yıkıyorlar. Yine bu korucu kadınlar askerlerin silahlarını temizliyorlar. Hatta bu kadın korucular içinde yakınları dağda ölenler de var. Birahaneler açılıyor, birahanelerin üst katları ev olarak kullanılıyor. Dêrsim’de fuhuş sektörünü yaratmak isteyen bir kesim var.
Barış Anneleri İnisiyatifinden Döndü Ergin: “Biz barış için buradayız. Artık çocuklarımız ölsün istemiyoruz. Ben bu savaşta iki evladımı yitirdim. Bir evladımın mezarı var ama diğerinin mezarı dahi yok. Dêrsim’de cemaatler var, üniversite üzerinden örgütlenme yapıyorlar. Annelerin acısına kimse sahip çıkmıyor. Keşke asker anneleri de yanımızda çadır açsalardı, biz hiç tereddüt etmeden onlara da hizmet ederdik.”
Barış İçin Kadın Girişimi’nden Nükhet Sirman: “Oluşturulan gözlem ve temas grubu olarak buradayız. Dêrsim’de kadınların talepleri aynı. Sürecin şeffaf olması gerekiyor, barış sürecinin en önemli adımlarından biri de güvenlik reformunun olmasıdır. Dünyadaki bütün barış süreçlerinde yol temizliği ve güvenlik reformu yapılıyor. O yüzden buraya gelirken askerin silah sıkması ve güvenlik güçlerinin halkın arasında silahları ile dolaşması güveni azaltır…”

Sinan karakoluna gittik

Yine programımızın sonunda yapım aşamasında olan Sinan karakoluna gittik. Barış olacaksa bu karakollar neden yapılıyor? Sadece Dêrsim’de yapımı süren 44 yeni karakol inşaatının devam ettiğini öğrenmek bile insanı dehşete düşürüyor. Bölge genelinde bu sayı 400 kadar. 159 bitmiş, 250 karakolunda bitme aşamasında olduğunu öğreniyoruz. Bu da devletin savaş politikalarından vazgeçmediğinin işareti. Yapılan karakolların bir kısmı da inanç merkezlerinin üzerinde yapılıyor. Bu da Dêrsim inancına sistematik saldırının bir parçası olarak algılanıyor. Bu konuda insan soramadan edemiyor; barış olacaksa yeni karakolların yapımı değil var olanların yıkılması lazım. Dêrsim halkıda bunu talep ediyor. Karakol yapımını protesto edip, açıklama yapıp oradan ayrıldık.

Dağların anahtarı…

Son söz: Dêrsim’de hem umut hem de hüzün var. Dêrsim’de ünlü bir sözdür ‘dağların anahtarı’. Bu anahtar dağlarda zaman zaman kaybedilse de; o anahtar hep var olmuştur. Dêrsim 38’de kaybedilen anahtar sonraki yıllarda kaybedenlerin torunları tarafından bulundu ve şimdi onlar gururla taşıyor. Dêrsim halkı o anahtarın yeniden kaybolmasını istemiyor. Bunun sebepleri var.
Dêrsim halkı gerillaya fazlası ile güveniyordu ve gerillanın çekilmesinden kaynaklı ciddi sorunlar yaşayacaklarından da korkuyorlar. Bunlardan biri de fuhuştu. Dêrsim’de bir tane bile genelev yok buna rağmen böyle bir korku yaşamaları başka soruları da akla getiriyordu. Dêrsim’e fuhşu, uyuşturucuyu sokmaya çalışan sistematik bir politikanın olduğu uluslararası sivil toplum örgütlerinin raporlarıyla da kanıtlandı.

Barış İçin Kadın Girişimi nedir?

Nimet Tanrıkulu: 90’lı yıllardan bu yana, savaşa ve şiddete karşı barış mücadelesi yürüten kadınlar 30 yılı aşkın bir süredir de devam eden savaş ve savaşın yarattığı militarist politikalara karşı Kürt-Türk ve farklı halklardan ve inançtan kadınlar 2009 yılının Mayıs ayında Barış İçin Kadın Girişimi’ni oluşturduk. Bu savaşın en çok kadınları etkilediğini yaşadığımız şiddetten dolayı biliyorduk. Barış talebini bu toprakların her yerinde büyütmek, bu ülkenin her yerinde, sokaklarında, evlerde, okullarda, işyerlerinde barışı konuşarak, barışı toplumsallaştırmayı amaçlıyorduk. Savaşların göç, yoksulluk, ayrımcılık, şiddet ve tecavüz gibi sonuçlarını en ağır şekilde yaşayan biz kadınlar barış toplumsallaşmazsa gerçek bir barış olmayacağını biliyorduk.
Barış ve müzakere sürecinin başladığı şu günlerde kadınların rol alması gerekiyordu, çünkü öznelerden biri de kadınlardı. 4 Mayıs’ta bir konferans gerçekleştirdik. Konferansta müzakere sürecinde kadınların müdahil olma biçimi, BM’nin 1325 sayılı kararı ile kadınların çatışmaların önlenmesi, çözümlenmesi ve barışın sağlanması yönündeki rollerini konuştuk. Konferansta çıkan kararlardan biri de, “Temas ve gözlem” grubunun oluşturulması oldu. Grubumuz ilk olarak Dêrsim’de temas ve gözlemlerde bulundu…


ESRA ÇİFTÇİ