
Mazgirt Belediye Başkanı Türkel ile yerel seçimler öncesi hazırlıklar, çalışmalar ve Dêrsim’de kadın ve gençliğin durumunu konuştuk.
Mazgirt Belediye Başkanı olarak, Mart 2014’te yapılacak yerel seçimler için çalışmalara başladınız mı?
Yerel seçimleri önemsiyoruz. Merkezi iktidarlar ve burjuva partileri de önemsiyor. CHP ve AKP, Dêrsim coğrafyasını tamamen ablukaya almak istiyor. Özellikle AKP, Dêrsim merkezde ve ilçelerinde yerel yönetimi elde etmek için çok çaba sarfediyor. Ancak halkımızın onlara bakmaması bize umut veriyor. Bizler yurtseverler, sol-sosyalistler olarak, Dêrsim’de her ne pahasına olursa olsun, mutlaka bir birliktelik yaratıp bu gerici partilere geçit vermeyeceğiz. Ki Dêrsim gibi önemli bir bölgeyi bu gerici partilere bırakamayız. Madem birileri bu halk için mücadele ediyor, bedenlerini ölüme yatırıyorsa, bizler de bazı şeylerden vazgeçmemiz gerekiyor. Belediye başkanından belediye meclis üyelerine kadar, il genel meclis üyelerinden belediye çalışanlarına kadar hepimiz eski ve klasik yaklaşımlardan vazgeçmemiz gerekiyor ve bir birliktelik yakalayıp ortaklaşmamız gerekiyor. Aksi takdirde halkımız kaybeder, biz kaybederiz, Dêrsim kaybeder.
Bakın şunu her zaman söylüyoruz, bizler koltuk sevdalısı değiliz, bizler halk yararına, halkın geleceği için, geçmişimizi geleceğe taşımak için halkımıza hizmet ediyoruz. Bunun için yerel seçimler öncesi şimdilik en azından herkes ortak hareket etme zorunluluğunun farkında. Bunu hep dile getiriyoruz. Mevcut sistem, zaman ve süreç bize bunu dayatıyor. Ayrı ayrı hareket etme lüksümüz yok. Biraz önce dediğim gibi aksi taktirde hepimiz kaybederiz. Temennim ortak hareket etmenin devam etmesidir.
Yıllardır devlet Dêrsim’i, coğrafyasını ve insanlarını yok etme çabası içerisindedir. Hatta yeni politikalar da uygulanıyor. Bunlara karşı nasıl tutum alıyorsunuz?
Evet bunun açık örneği, devlet, cemaat, esrar, fuhuş, ajanlık dayatmaları ve benzeri tuzaklarla Dêrsim’in üzerinde yoğunlaşıyorlar. Diğer yandan Dêrsim’i barajlarla boğma hedefi var. Halen bütün vadilere baraj kurma çalışmaları devam ediyor.
Barış sürecinde yeni karakolların inşası, baraj inşaatlarının hızlandırılması ve bunun için yol güzergahlarının değişmesi. Tüm bunlar strateji uzmanları tarafından geliştirilen projelerdir. Temelinde de Dêrsim’in yok etme vardır. Bunların yanı sıra devlet yetkililerinin siyanür ile altın arama çalışmaları var. Bu da en az barajlar kadar ağır bir doğa katliamıdır.
Burada şunu açık yüreklilikle söylemek gerekiyor. Biz bunlara dur demek için çok geç kaldık. Mesela Peri vadisinde ve Nazmiye’ye yakın olan Pembelik barajını durdurmak istedik. Bizden önce eylemler yapıldı, sivil gruplarla devlet güçleri arasında çatşma çıkmıştı. Sonra biz gittik. Gittiğimiz de baraj bitmişti, tüneller, alt yapı herşey bitmişti. Birçok yer kamulaştırılmış, paralar çoktan el değiştirmişti. Yani herşey bittikten sonra biz gittik ve ‘buradan kum alma, barajlar olmasın’ dedik. Kamyon ilk kepçe ile oraya gittiğinde sen neredeydin! Herşey olmuş, bitmiş sonra gelip ‘yapma’ diyorsun. Yine Mazgirt köprüsünde baraj yapıldı, bitti. Herkes parasını aldı. Su tutuldu ve belli bir seviyeye yükseldi. Ondan sonra biz gittik ‘vay su tutulmasın’ dedik. Sonra oraya ‘barajlara hayır’ yazılı iki pankart astık. Böyle bir mantık olur mu? Böyle olmaz!
Daha birçok barajlar kurulmak isteniyor. Aynı hatayı Ovacık’ta ve diğer ilçelerimiz de yapmayalım. Geleceği şimdiden görmemiz gerekiyor, ona göre mücadele yöntemleri geliştirmemiz gerekiyor. Yoksa her bir tarafımız barajlar olacak, yollarımız değişecek, ekolojik dengemiz alt üst olacak.
Bir de bu barajlar, karakollar yapılırken işçiler, mühendisler Amed’den, Bingöl’den Batman’dan getiriliyor. Yerli müteahhitler halktan tepki gördükleri için ihaleleri alamıyor. Ama Amed’den gelen müteahhit ihaleyi alıyor. Böyle olunca Dêrsim halkı ile diğer illerden gelen halk arasında düşmanlık teşvik ediliyor. Bu da ayrı bir tepkidir.
Mazgirt Belediyesi olarak, kentin gelişimi için bir takım projeleriniz vardı. Onlar hangi konumdalar?
Sosyal alanlar için üç projemiz vardı, onları hayata geçirdik ve halk bundan çok memnun. Yine kadın misafirhanesi, köylü misafirhanesi, akaryakıt istasyonu, otel yaptık. İlçemize üniversite getirdik. Ve bunların hepsini aylık geliri 25 bin Lira olan belediye bütçesiyle yaptık. Bu 25 bin Lira’yla hem halkımıza hizmet götürüyoruz hem çalışanlarımızın maaşını ödüyoruz. Biz sıkıntıları emek ve özveriyle aşıyoruz.
Bitmemiş projelerimiz de var. Bunlardan bir tanesi köylülerimize hitaben bir marangozhane-ağaç atölyesiydi. Atölye için makine ve diğer malzemeleri aldık ancak burayı çalıştırabilecek vasıflı bir eleman yokluğunda henüz açamadık. Yine Mazgirt’te dünya kadar bina dikildi. Devlet TOKİ‘leri koydu. Ben 88 konut ve bir market ihalesi yaptım. Konutların alt bodrumları bitti.
Biz kendi öz iradesiyle, kimseye muhtaç olmadan kültürüne ve coğrafyasına sahip çıkan, geçmişini geleceğe taşıyabilen bir halk tipi yaratmak istiyoruz. Zenginlik, rahatlık var olan temel sorunları çözmez.
Eskiden köyümde kapitalist üretim araçları, elektrik yokken özgürdüm. Şimdi vadilerin, dağların gidiyor, ormanların yakılıyor her taraf kamulaştırılıp satılıyor. Ve sen kalkıp halen seni tanımayan, seni içten boşaltmaya çalışman, doğanı, tarihini kültürünü yok etmeye çalışan bir yapıya oy veriyorsun.
Dêrsim’i AKP’ye hiçbir zaman vermeyeceğiz. Ama şunu da açıkca söyleyeyim: AKP seçim çalışmalarını, birçok seçim yapılacağını düşünerek başlatıyor. Bunu seçimden seçime yapmıyor, düzenli olarak yapıyor. Bizler ise seçim süreci dışında çalışma yürütmüyoruz. Seçim olmadan kaç köye gittik, kaç insanı ziyaret ettik, kaç kişi ile konuştuk? Hangi milletvekilimiz, hangi il veya ilçe yönetimi bir yere gitti. Yerel yönetim kadrolarımız ne kadar çalışıyor? Adaylarımız ne zaman bir köye gitti, gittiği evde bir çay içti mi? Sadece seçimden eçime ‘oyunu bana ver’ demekle olmaz. Bizim bu konuda bir özeleştiri vermemiz gerekiyor. Sadece seçimden seçime kapılarını çalmak doğru değil. Bunları görmez isek, geleceği de göremeyiz.
Gülen Cemaati’nin Dêrsim’de asimilasyon politikalarını uyguladığına dair ciddi iddialar var. Bunları bize aktarabilir misiniz?
Fethullah Gülen Cemaati yıllardır Dêrsim’e el atmış durumda. Cemaat önce yoksullaştırılmış bir halkı kendisine kanalize etme yollarını oluşturuyor. İş bulma kurumları ile bir kamu sektöründe, özel sektörde iş vermeyle kendine bağlama politikilarını yoğunca izliyor. Eğer cemaate alternatif bir politika üretemezsen, halkın elinden tutamazsan böylesi sinsi ve asimilasyon politikaları heryerden filizlenecektir. Bakın sadece Mazgirt’e bakarsak, şuan AKP’li olan insanların sayısında büyük bir artış var. Bu tehlikelidir.
Dêrsim’de bugüne kadar kendi ayakları üzerinde duran, devlete el uzatmayan halkı yoksullaştırdılar. 12 Eylül’den sonra tarımcılık ve hayvancılık tasfiye edildi, gençlik tamamıyla sürgüne tabi tutuldu. Geriye kalan yaşlı insanlarımız da merkezi iktidara tabi kılındı. Şimdi sosyal kalkınma vakıflarına gelip 50 Lira, 100 Lira için yardım talep ediyorlar. Bu da mevcut burjuva partilerinin çalışması için bir fırsattır.
Okulları ile, eğitim sistemiyle, valiliğinden kaymakamlığa, mülki iradeden sosyal ve ekonomik kurum başkanlarına kadar kadro ve çalışanlarıyla AKP zaten kendi iktidarını kurmuş. İşte buna alternatif yaratmalıyız. Yoksa halkı kaybederiz. Sadece ticari sektörde değil, açtıkları özel okullarla da tuzak alanlarını genişletiyor. İşte bilgisayar verilyorlar, farklı teknik malzeme veriyorlar.
Cemaat tarikat örgütlenmesinde yer alan eğitimciler bizim gençlerimizi kendi yerlerinde, evlerinden alarak getirip orada okullarında eğitiyorlar. Köylerden, ilçelerden öğrencileri, yoksul ailelerin çocuklarını biraraya getirerek, topluca eğitim yani ders veriyorlar. Aldığımız duyumlara göre bu gençlere tek şart olarak da İslam dini ibadetlerini yerine getirmekmiş. Yani bir nevi dershane tarzında yürütülen kurslar, fakat asimilasyonun kendisi tertiplenen yerlerdir bunlar.
Dêrsim’de gençliğin konumunu nasıl görüyorsunuz?
Doğrusunu isterseniz il ve ilçelerimizde çok fazla genç kalmadı. Dêrsim’de kalan gençlerimizi de yalnız bırakmamaya çalışıyoruz. Toplantılarımıza katıyor, düşüncelerini alıyor, fikir alışverişinde bulunuyoruz. Eskiye göre durum şimdi daha iyi. Dêrsim’in önemli sorunlarından biri bali, tiner ve esrar sorunudur. Bu, biz Mazgirt’te görevi aldığımızda da ilçemizin bir sorunuydu. Biz bu bağımlılık tuzağına düşürülen gençlerimizin elinden tuttuk ve önemli oranda azalttık. Eskiden yüzde 80 oranındaysa bugün bunu yüzde 1’lerin altına düşürdük.
Bu değişimi nasıl başardınız?
Gençlerimizin bazıları boşluktan, devlet güçleri tarafından zorla ve çeşitli yöntemlerle esrara alıştırılmış. Biz gençlik toplantıları düzenledik. Toplantılara gençlerle birlikte ailelerini de çağırdık. Sorunlarını ve isteklerini öğrendik ve ortak çözüm yolları aradık. Onlara eğitiyor, iş imkanı sağlıyoruz. Kendileriyle sürekli ilgileniyor yalnız bırakmıyoruz. Sahipleniyoruz onları.
Onlara ihtiyacımızın olduğunu söyleyerek çalışmalarımıza kattık. Bu gençlerin bize birçok yardımları da oldu. Her iki tarafta istediği başarıyı sağladı. Eğitim görmek isteyen gençlerimiz de cemaat dışı bir alternatif yaratmamızı istedi. Biz de Eğitim-Sen ve benzeri eğitim kurumlarımıza başvurduk. Sosyalist ve yurtsever eğitmen arkadaşlarımız var. Eğitim alanı yaratabiliyoruz. Bazı ihtiyaçları giderebiliyoruz.
İşte Amed’de cemaat ve dersahanelere alternatif olarak Eğitim Destek Evleri var. Buralar halkımız tarafından kuruldu. Bizler kendi öğretmenlerimizle, akademisyenlerimizle, doktor ve doçentlerimizle alternatif eğitim merkezleri oluşturmak zorundayız. Elimizde son model teknoloji olmasa da, yeterince maddi imkanımız olmasa da bunu özgücümüzle başarmalıyız. İşte en doğal alternatif budur ve bunu başarmak zorundayız. Gençlerimizin ellerinden tutmak, Dêrsim’in geleceğini kurtarmak anlamına geliyor.
Peki, Dêrsim halkı niçin bu kadar tuzaklara maruz kalıyor?
Bakın, 12 Eylül öncesinde büyüklerimiz yağını, balını, çökeleğini üretiyordu. Aile geçimini kendisi sağlıyordu. Bugün insanlarımız üretmiyor. Ve herşeyi devletten bekliyor. Bu da ister istemez bağımlılığı yaratıyor. Mesela anadilimiz. Sen çocuğuna neden anadilini, Kürtçe’yi öğretmiyorsun? Bilmediğinden değil, öğretmek istemediğin için öğretmiyorsun. Bunun temel sebebi nedir? Devlet sana ‘öğretme’ diyorsa da buna karşı duruşun ile, özveri ile anadilini çocuğuna öğretmelisin.
Mazgirt’e 40 köy-kent projesi gerçekleştirdik. Köylülerin üretimlerini satabilmeleri için ilçe pazarı oluşturduk. Ama insanlar gelip herhangi bir şey satmıyor. Bırak domates, biber satmayı, kendi yiyeceğini üretmiyor. Ama her aile sosyal devlet kapılarına gidip ayda 50 Lira, 100 Lira için kapılarda bekliyor. Bu pasifleşmeyi, üretimi durdurarak salt tüketimi oluşmasını başta devlet yarattı. Bu bir gerçektir. Ama bizim insanlar da buna meyil verdi.
Yine Avrupa’da bir akrabası varsa ondan yardım alıyor. Kendisi de zamanını kahvelerde, çay bahçelerinde, evde oturarak geçirir. Bu yanlış bir gidişattır. Bu yaklaşım toplumu içten yok eder. Makarna, bir torba una, bir poşet sebzeye tenezzül eden insanlar, bu şekil pasif ve tembel konuma düşüyor. Belediyelerin temel görevi halka hizmet etmektir. Bunu yaparken halkın bunu kabul etmesi önemlidir. Ama kimi insanlarımız bilinçli olarak belediyelerin projelerine karşı anti propaganda yapıyor.
Kadınlarımız ne yazık ki çoğunluğu evinden dışarı çıkmaz. Yemeğini yiyor, artıklarını poşete koyuyor ve pencereden -dışarıya bakmadan- atıyor. Evlerin önlerinde arkalarında bir sürü çöp poşeti yığılmış. Yani konumumuz bu kadar vahim olmuş. Bir kişini kendi coğrafyasına, bölgesine, insanına, inancına, kültürüne sahip çıkan bir tutumu olması çok önemli ve yaşamın temelidir. Bakın birçok ilçemizde cemevleri yapıldı, yapılıyor. Ama buralara kaç kişi gidiyor? Gitmiyorlar, katkı sunmuyorlar. Bu çok acı, üzüntülü bir durumdur. Burada elbette belediyeler, demokratik partilere ve sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşüyor. Ama insanların da buna yaklaşımları bir o kadar da önemli olur.
Peki kadınların istihdamlarına ilişkin nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?
Belediye olarak elimizde var olan imkanlarla kadınlara istihdam sağladık. Ancak bu çok fazla değildir. Örneğin iki kadını işe almışısız veya bir kadına iş kurmada destek olmuşsuzdur. Belediye olarak çok fazla imkanımız yok. Ancak imkanlar dahilinde kadınlarımızı sadece evde veya tarlada değil, kendi maaşını alacak şekilde bir iş alanında çalışmaya teşvik ediyoruz. Açıkcası bu yönlü çalışmalarımız da yetersizdir. Yine örnek verirsek 6 bin metrekarelik parke döşenecek. Buna daha çok erkekler kabul ediliyor. Önümüz kış ve kar çekme ve benzeri beden işlerinde çalışacak yeni elemanlar almamız gerekiyor. Adayların çoğu da erkektir. Belediyede çalışan eleman yetersizliği var. Ama bir eleman alırken sadece ofisteki işleri değil, aynı zamanda dışarıdaki kazma-kürek işlerinde yani beden gücüyle yapılan işleri de yapabilecek elemana ihtiyaç vardır.
Bir de kadınlar kendileri iş başvurusu yapmıyor. Kadınlara en büyük fayda aslında köy-kent projesi olan ilçe pazarımızdı. El emeğiyle ürettiği ürünlerinden kazanabileceği ticari imkandı. Onu da kadınlarımızın aktif ve düzenli çalışmalarına bağlı. Bunun yanında henüz hayata geçirilmemiş iş atölyelerin kurulması var. Bu da sadece mevsimlik üretim değil de kalıcı el sanatı üretimi mümkün olacak. Bu da önemli ve desteklenmesi gereken bir projedir. Umarım bir sonraki belediye döneminde bu daha da olumlu bir konum kazanır.
Sonuç olarak Mazgirt Belediyesi olarak birçok projeyi hayata geçirdik. Ancak hünez tamamlanmamış, başlatılmamış çok sayıda proje de bekliyor. Yani emek, özveri ve çaba isteyen yolumuz uzun. Bütün umudumuz bu yolumuzdan sapmadan, doğru yolda devam ederek, inkara, asimilasyona ve imhaya karşı halkımıza hak ettiği tüm hizmetleri sunmaktır.
NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU