Dêrsim’in Merkez İlçe Belediyesi’ni Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Ovacık ve Mazgirt ilçe belediyelerini ise Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyesi belediye başkanları yönetiyor. DBP, yerel yönetim politikasını “Demokratik Özerklik” hedefiyle eş güdümlü belirliyor, yerel yönetimlerin en önemli görevi olarak Demokratik Özerkliğin inşası tarif ediliyor. DHF’nin yerel yönetimler politikasını ise Devrimci Halkçı Yerel Yönetimler Sempozyumu’nda yapılan tartışmalardan anlamak mümkün. DHF de halk meclislerine dayanan, halkın siyasal ve ekonomik örgütlenmesine de öncülük eden bir yerel yönetim tarifi yapıyor. Hal böyle olunca Dêrsim’in iki önemli belediyesinin başkanına bunları sormamak olmazdı.

Dêrsim Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Ali Bul, Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel ve Dêrsim Barosu Vekil Başkanı Av. Özgür Ulaş Kaplan ile söyleşimizin bugünkü bölümünde gündemimiz yerel yönetimler... İki başkana da yerel yönetimlere dair iddialarını, bunların pratiğe yansımalarını, yapılamayanların gerekçesini sorduk; halkçı belediyecilik açısından oldukça önemli vurgular yaptılar.


Peki, biraz da yerel yönetimleri konuşalım... DBP’li belediyelerin de, Mazgirt ve Ovacık belediyelerinin de çok ileri iddiaları var. Belediyeleri halkın örgütlenmesinin, demokratik özerkliğin, demokratik dönüşümün temel kurumları olarak görüyorsunuz. Öncelikle Dêrsim Merkez’de yerel seçimlerden bu yana geçen bir yılda Demokratik Özerkliğin inşası bağlamında neler yapılabildi?

Mehmet Ali Bul: Her şeyden önce, beş bin yıllık erkek egemen sistemin yıkılması açısından eşbaşkanlık sistemine geçilmesi, önemli bir başlangıç oldu. Kadın temsiliyeti, yerel yönetimlerin her alanında oluşturuldu. Sistemin, yasaların engellemelerine rağmen bu hayata geçirilmeye çalışılıyor. Sistem de elbette buna karşı önlemlerini aldı, dava açtı, eşbaşkanlık sisteminin yürütmesini durdurdu. Ama fiili olarak devam ediyor, vazgeçmeyeceğiz de. Biz bu uygulamayı bir devrim olarak görüyoruz.

Yine bu süreçte geçmişten gelen yerel yönetimler deneyimimizin ötesine geçmeye çalışıyoruz. Demokratik Özerkliğin inşasını hedefleyen bir Demokratik Yerel Yönetimler Birliği oluşturuldu. 26 kişiden oluşan bu birliğin sekiz kişiden oluşan yürütmesi oluşturuldu. 107 belediyenin tamamında, Demokratik Özerkliğin 9 boyutu doğrultusunda örgütlenme çabası var. Köy komünlerinden başlayıp kent meclislerine kadar giden bir örgütlenmenin yaratılması çalışmalarını biz de başlattık. Dersim Merkez’de mahalle meclisleri oluşturuldu. Kent Meclisi, 30 kişiyle oluşturuldu.


Şu anda bütün mahallelerde meclisler oluştu mu?

Evet, bütün mahallelerde oluşturuldu.


Nasıl işliyor peki bu meclisler?

Mahallelerimizdeki meclisler kararlarını kent meclislerine iletiyor; kent meclisleri ise onların bir bileşeni olan bize iletiyor.


Siz Kent Meclisi’nin bileşenisiniz yani, meclis size bağlı değil...

Tabii, Kent Meclisi hepimizin üstündedir.


Peki bu meclislerden çıkan karar doğrultusunda yapılan çalışmalara, şimdiye kadar oluşmuş somut bir örnek var mı?

M. Ali Bul: Yeni yeni oluştu henüz ve seçim süreciyle birlikte meclis çalışmaları da seçime endekslendi. Tabii önümüze koyduğumuz bazı hedefler var. Özellikle anadil konusunda bazı çalışmaların olması konusunda kararlaşmalar var.  Tabii yenidir. Bir asıra yaklaşan bir cumhuriyet tarihinin alışkanlıkları bir çırpıda değişmesi, yasal engellerin aşılması ve bireylerin alışkanlıklarını terk etmesi kolay görünmüyor. Ama bunun temeli atıldı. Somut olarak bazı eylemler düzenlendi. Kentteki demokratik talepleri dile getirmek konusunda Halk Meclisi’nce kararlar alındı. Gazik Mahallesi’ne “Gazik” tabelasının asılması kararı, Kent Meclisi tarafından alındı. Ekoloji Çalıştayı’nın yapılması kararı da Kent Meclisi tarafından alındı. Anadilde eğitim veren kreşle ilgili çalışmanın planlanması tamamlandı, ihale aşamasına gelindi. 15-20 gün içinde ihaleye çıkıp Sihenk’te anadilde eğitim veren bir kreş açacağız. Umuyoruz ki meclisin öngördüğü çalışmalar, Dersim’in kültürüne, tarihine uygun bir tarzda ilerler. Yeni olmasından dolayı tabii bazı eksiklerimiz, yetersizliklerimiz de vardır. 


DBP’li belediyelerin uzun süredir ortaya koydukları Demokratik Özerklik eksenli belediyecilik anlayışı, kimseden beklemeden hayatı örgütlemeyi, inşa etmeyi hedefleyen, bu doğrultuda mesela ekonomiyi kooperatiflerle ve benzeri örgütlülüklerle yeniden düzenlemeyi perspektif edinen bir anlayış. Ama halen tam olarak oturtulabilmiş değil. Sözü dolandırmadan soralım: Neden halen tam olarak yapılamıyor?

M. Ali Bul: Yılların alışkanlıklarından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Devletin bütün olanaklarına rağmen biz sistemimizi oturtmaya çalışıyoruz. Yeni bir başlangıç tabii. Toplumdaki ve bireylerdeki alışkanlıkları kırmak, çok da kolay olmuyor. Ama çok doğru, geleceği aydınlatan bir yol ve yönteme sahibiz.

Dersim’de ekolojik çalışmalar tutuyor. Çevre duyarlılığı bir hayli gelişti. Projelerimiz arasında kadın istihdamına dayalı seracılık projemiz var. Arazi sorunumuz var, Hazine’yle sorunlar yaşıyoruz, devlet bürokratik engeller çıkarıyor ama aşmaya çalışıyoruz. Çalışmalar bu yönde gidiyor. Tabii bunlar yeterli değil. Kolay da değil. Bir çırpıda bu yerel yönetimler anlayışımızı oturtmak zor. Fakat yöntem ve gidişatın gelecek dönemlere bir ufuk açacağını düşünüyorum.


Tekin Başkan, siz de “Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Sempozyumu” gerçekleştirdiniz. Orada ortaya konulanlar da oldukça iddialı. Sizde de halk meclislerine yaslanan, belediyeleri hayatı örgütleyen kurumlar olarak gören bir yaklaşım söz konusu. Siz buna dair neler yapabildiniz?

Tekin Türkel: Başta bir şeyi söylemek gerekiyor: Bir il kendini, ilçeleriyle var eder; bir ilçe ise kendini, köyleriyle var eder. 12 Eylül, insansızlaştırma ve geri kalanını üretimden koparma politikalarıyla tüketim toplumu yarattı Dersim’de. Tam da bu noktada bizim devrimci, halkçı yerel yönetimler olarak merkezi sisteme karşı alternatif bir sistem oluşturmamız gerekiyor. Demokratik Özerkliği inşa etmeli, köylüleri üretime teşvik etmeliyiz.

Kapı kulu zihniyetini egemen kılarak yoksul insanları kendine bağımlı kılmaya çalışan bir sistem var. Dolayısıyla insanlarımızı üretmez hale getirmiş, yoksullaştırmış, sosyal yardım kapılarına muhtaç etmiş. Meselemiz budur. Bir belediye olarak iki tarla ekmemiz de bütünü değiştirebildiğimiz anlamına gelmez. Amaç, toplumun bütününü üretime teşvik etmek olmalı. Bizdeyse çok kötü bir kültür oturdu. Çocuklar babalarına yurtdışından para gönderiyor, “Al baba, tarlayı boşver, domates ekme, biber ekme, Kovancılar’dan alırsın” diyorlar. Bu çok tehlikeli bir süreçtir.

Biz şimdi Mazgirt Belediyesi olarak köylümüzü üretime teşvik etmek amacıyla bir köylü pazarı oluşturduk. Reyonlarını oluşturduk. Bütün muhtarları toplantıya çağırıp pazarı tanıttık, üretme çağrısı yaptık. Diyoruz ki, Kaymakamlık’a gidip “Bana 50 lira ver” diyeceğinize, çarşıya gelmeden bir leğen ekmek pişirin, kendi ürettiğinizle geçinin.

Köylü, köylülükten çıkarılmıştır. Şimdi biz Dersim’in köylülerine nasıl halen köylü diyelim? Yumurtasını, domatesini, yoğurdunu, ekmeğini ilçeden getiriyor. Hiçbir şey üretmiyor. Mesele burada: Biz bu köylüyü nasıl üretime teşvik edeceğiz?

Sıkıntının en önemli boyutu ise gençliktir. Gençliği devlet Dersim’den uzaklaştırdı. Kimini hapishanelere koydu, kimi ekmek derdiyle gitti. 60-70 yaşındaki insanlara besicilik yaptıramıyorsun, tarla ektiremiyorsun. Üretimin asıl ham maddesi gençliktir. Gençliğin geri dönerek coğrafyasına sahip çıkması gerekiyor. Aksi takdirde biteriz. Giderek ayak izlerimiz de biter.

Mazgirt Belediyesi’nin imkanı yok. Ama farz edelim ki imkanımız oldu, iki tarla ektik, bu neyi çözecek, hangi sorunu çözecek? Popülizme, vitrinlere oynamıyoruz, asıl çözüm nedir, onu düşünelim. Üretime dair yapabileceğimiz neyse, onu konuşalım. Bizim mesela ilk somut önerimiz festivallerin artık kaldırılmasıdır. İçeriği değişmiştir. Yıllık trilyonlar harcanıyor. Biz bu parayla her yıl en azından beş tane köyümüzü yeniden inşa ederiz. Yoksullaştırılmış ve metropollerin varoşlarına mahkum edilmiş insanlarımızı kendi toprağında üretime teşvik edebiliriz. Türkü söyleyen de gelsin çalışsın, niye çalışmıyor? Türküler söylüyorlar, devrimciyim, ilericiyim, yüreğim bu dağ taş için atıyor! Ama kimse kusura bakmasın, on bin lira, yirmi bin lira alarak sahnede dağ taş sevdasını söylemekle Dersim’de hiçbir şey değişmez, işler yürümez. Gideceğiz, çalışacağız. Kitlemizle, insanlarımızla örtüşmemiz gerekiyor. Hastaysa sahip çıkmamız, yoksulsa yoksulluğunu paylaşmamız gerekiyor. Üretimi beraberce paylaşmamız gerekiyor.

Yakılan, yıkılan köylerimizi inşa etmekten bahsediyoruz. Belediyelerimizin traktörleri, iş makineleri, harcı, kumu var. Bu süreci başlatmamız gerekiyor. Demokratik Özerklik’ten bahsediyoruz, nasıl oturtacağız? Dağa, taşa türkü söyleyerek mi oturtacağız?


En çok önemsediğiniz konu da heralde köylere dönüş...

Tekin Türkel: Halkımızın, metropollerin varoşlarında zor durumda olan insanlarımızın geri dönmesi gerekiyor. Mazgirt’in 12 Eylül öncesi yirmi bine yakın seçmeni vardı. 85 köyümüz, 5 mezramız, 104 beldemiz vardı bizim. Ama şimdi bakın, kimse yok burada. Gelirimiz yok, açık söyleyeyim. Yedinci yıldır belediye yönetimindeyiz, AKP’den devraldık. Bütün gelirimiz, çalışanlarımızın net ücretinin yarısı kadardır. Bununla ne yapabiliriz? Dost kurumlarımızın, çevremizin, yoldaşlarımızın emekleri, katkılarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.


Ama insanların geri dönüp hayatlarını kurmasından bahsediyoruz, bu insanlara, aileleriyle birlikte yaşamlarını kurmak yönünde somut vaatlerimiz olması gerekiyor. Nasıl ayakta duracaklar?

Tekin Türkel: Besicilik yapabilirler, arıcılık yapabilirler, birçok iş yapabilirler. Bu projelerimiz zaten mevcuttur. Sorun projede değil, ekonomide. Geri dönen insanın yıkılan evinin tadilini el birliğiyle yapabilirsek gelir. Önce sistemden evlerimizi koparmamız gerekiyor. Şimdi bu oluşan birlikteliğimizde de beni umutlandıran bu. Birlikteliğimiz seçim birlikteliğini aşar, devrimci bir birlikteliğe dönüşür, coğrafyamızın bütününe yayılır, bütün köylerimizi birleştirir, insanlarımızın özlem ve taleplerine de çözüm olur, umudunu taşıyorum. Ayrıştırmayı tekrar herhangi birinin yapmasını da ben şahsen kesinlikle istemiyorum, karşıyım. Farklı pencerelerden bakabiliriz ama ayrı hareket etmek gibi bir lüksümüz yok. Aksi takdirde yarın katliamlara da maruz kalabiliriz. Meçhul. Kesinlikle kol kola, el ele özgürlüğümüze yürüyeceğiz. Bu sorunlarımızın da başka çaresi yok. Aksi takdirde köleleşiriz. Ben Mehmet Ali Bul’um, Mehmet Ali Bul ben’dir.

Mehmet Ali Bul: Başkanıma kısa bir ek yapmak istiyorum. Çevre köylerimize baktığımızda ciddi bir üretim alışkanlığı vardı. 80 öncesinde ise bu değişti. Bir kent köysüz olmaz ama köy kentsiz olabilir. Üretimi olmayan bir kentin her türlü yozlaşmayla karşı karşıya kalması söz konusu olur. 80 Darbesi ve sonrasında Dersim’deki köy boşaltmalarından sonra üretimi esas almayan, tüketime dayalı bir toplum yaratıldı. Ne bizim, ne Mazgirt ne de Ovacık belediyelerinin ekonomik olarak bu köyleri tek başımıza onarma gücümüz yok. Ama önemli olan üretim zihniyetini tekrar yaratmaktır. Kooperatifleşerek, üretmek isteyenleri bir araya getirerek küçük küçük de olsa başlayabiliriz. Aksi takdirde bizim taşıma kaynaklarla köyleri inşa etme şansımız yok. Bu hantal yapının ortadan kalkması lazım. Hazırla alıp yapmak kolaydır ama geleceği yoktur. Önemli olan zihniyeti değiştirmek, toplumu tekrar üretime yönlendirebilmektir. Dersim Belediyeler Birliği gibi bir birlikle de bütün yerel yönetimleri bu çalışmalara katabiliriz. Böyle bir seferberlik ruhuyla ancak yapılabilir. Bir çırpıda olabilecek bir şey değil ama yolu, yöntemi doğru tutturursak ben Dersim’i tekrar özüne çeviren bir çalışma yapabileceğimizi düşünüyorum. Bu noktada da önemli olan barış sürecinin kesinlikle sonuçlanması. Bu olmadığı sürece önümüz tıkanıyor. İnsanlarımız her şeyden önce bir halk olarak burada yaşadığını ispat etme çabası içinde. Bu konuda sıkıntılar olunca diğer konular da sarpa sarıyor.


Belki biraz uzatmış olacağım ama sormadan edemiyorum. Yerel seçimler öncesinden beri çok yoğun biçimde bütün belediyeciler aynı şeyleri söyleyip durdu. Kooperatifleri dünya örnekleriyle irdeledik, bir sürü söz birikti. Ama artık kendi coğrafyamızdan somut, toplumsal örnekleri tartışmanın vakti gelmedi mi?

Mehmet Ali Bul: Kesinlikle geldi. Bunu mahalle meclislerinde dile getirdik. Bazı arkadaşlarımıza bir araya gelerek örnek olacak işler yapmalarını önerdik. Tabii bunlar çok rahat söylenebilen ama pratikte uygulanması noktasında biraz daha zorlanılan şeyler. Üretmeyen, sorgulamayan bir toplum yaratılmış. AKP döneminde ise daha sıkıntılı bir insan profili yaratıldı. Şimdi bir toplumsal bilinç oluşuyor. Tahribat çok derin olduğu için onarımı da çok kolay olmuyor. Ama umutluyuz. Özellikle barışın sağlanması durumunda mahallelerimizde komünlerin üretime yönelik adımlar atacağını biliyoruz. Yerel yönetimler olarak biz de elimizden gelen biçimde bunun öncülüğünü yapacağız. Bir emek, zaman gerekir, öyle kolay olmuyor. Ama doğru olanın bu olduğunu bildiğimiz için başarmak zorundayız, başka da şansımız yok.

Tekin Türkel: Fakat çok da olumsuz konuşmayalım, bakın mesela Arıcılar Kooperatifi bitti, çok güzel bir yerde duruyor. Böyle örnekler oluşuyor, bu kooperatif de örnek olacaktır. Bir yerde bir örgütlülüğün oluşması için üretime dönük bir şeyler yapılması gerekiyor. Bazı gelişmeler var. Eskiden kurbanlık hayvan bulamıyorken şimdi Dersim’de besicilik alabildiğine gelişti. Arıcılık bayağı gelişti. Yine sütümüzü ve yoğurdumuzu kendimiz üretiyor. Tavuk çiftliklerimizde Dersim’in yumurtasını üretiyoruz. Kadın kolektifleri üzerinden üretim yapılıyor. Bir anda olabilecek şeyler değil. Özellikle barış sürecinin hayat bulmasıyla gelişecek.


Son olarak: Yurtdışında Dêrsim’den çok daha fazla Dêrsimli yaşıyor. Onlar belediyeleri için ne yapabilirler?

Tekin Türkel: Öncelikli çağrım şu: Nüfusumuz gittikçe düşüyor. Zor durumda kalmayacaklarsa bütün insanlarımızın ikametgahlarını kendi il ya da ilçe merkezlerine almalarını istiyoruz. Nüfusumuzun düşüklüğü, İller Bankası’ndan aldığımız payı da çok düşürüyor.

Onun dışında, biliyoruz ki yurtdışında yaşayan insanlarımızın da çok fazla sıkıntısı var. Hem memleket özlemi yaşıyorlar hem de hayatlarını kurmaya çalışıyorlar. Ekonomik bir talebimiz yok onlardan. Ama diyoruz ki, Dêrsim bizim için, ezilenler, devrimciler için çok önemlidir. Mutlaka, yok olmaması için çalışmalıyız. En üst boyutta bir duyarlılık gösterilmesi gerekiyor. Bir sigaramızın parasını memleketimize ayıralım, uykumuzun bir saatinden de memleketimiz için feragat edelim. Coğrafyamızı ancak bu şekilde var edebiliriz.

Durumu iyi olan insanlarımız ise bizimle el ele vererek yoksul insanlarımıza iş imkanı sağlayabilirlerse seviniriz.

Mehmet Ali Bul: Biz Dêrsimlilerden başta, nerede yaşarlarsa yaşasınlar inançlarını, dillerini korumalarını istiyoruz. İçlerinde iş insanlarımız varsa, sermayelerinin bir kısmını Dêrsim’de kooperatifleşme için ayırabilirler, ön ayak olurlar. Biz de destek oluruz.

Av. Özgür Ulaş Kaplan: Başkanlarımızın yerel yönetimlere dair söylediklerini biz de destekliyoruz. Belediyelerimiz katılımcı olmaya çalışıyor, kent meclislerinde, halk meclislerinde bunu görebiliyoruz. Baro üyeleri de bu meclislere dahil. Tabii çok farklı boyutlar var, Dêrsim’in insansızlaştırılması, soykırım politikaları gibi... Yurtdışında yaşayan insanlarımız, Dêrsim’in sorunlarının uluslararası kamuoyuna taşınması yönünde görev alabilirler. Buradan kamuoyu yaratılmasının bazen çok önemi oluyor. Bugüne kadar bu duyarlılık gösterildi, bugünden sonra da gösterileceğine inanıyorum.  BİTTİ


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ