Dersim’e en son Aşure Lokması etkinliği için (3 Ekim 2017) gittim. Devletin Tunç Eli Kanunu yürürlükteydi! Şehrin çevresi gözetleme kuleleriyle, kalekollarla kuşatılmış, giriş çıkışlar kontrol altında! Tunç Eli Kanunun yürütücüleri bunları da yeterli görmemiş ki kentin, Pülümür, Ovacık, Elazığ ve Pertek girişlerine hiçbir yerde görmediğim bir tür X RAY cihazı koymuşlar. X RAY cihazının bulunduğu noktada aracınız zorunlu olarak duruyor, çünkü yerden otomatik bir bariyer çıkıp önünüzü kapatıyor. Her iki tarafınızda yaklaşık 3 m. Beton bariyer ve bu bariyerin eni sadece bir araç geçebilecek kadar. “Uyarı tabelaları” gerekli “Emir ve komutu” yazıyor. Örneğin, “Aracını iç lambasını yak! Aracından in, bagajı aç!” Tunç Eli Kanuncuları bariyere monte edilmiş ses cihazından aynı emir ve komutları sesli de söylüyorlar! Arabayı kullanan arkadaşımız söylenenleri yapıyor. Önümüzü kapatan bariyer iniyor ve geçiyoruz. Yaklaşık 100 m. İlerde bu kere canlı kontrol var. Etrafı kum torbalarıyla berkitilmiş kulübede tetikte duran askerlerin (Galiba asker olmalılar. Bu işten pek de anlamam ya!) dışında kollarında bir takım rütbeler olan birileri aracın içine bakıyor ve “Geç” işareti yapıyor. 

Aracımızı kullanan arkadaş Dersim’de yaşıyor. Sanırım uygulamayı farklı bulduğundan olacak “Alla Allah…!” diyor. “Noldu kurban?” dedim. “Pirim bunlar son üç dört gündür çok nazik olmuşlar! Bunda bir iş var!?” diyor. “Bunların nazikliği buysa, kabalığı nasıl?” diyorum. Arkadaşımız gülüyor ve “Görmeseniz daha iyi olur pirim!” diyor. Devletin Tunç Eli Kanunu 25 Aralık 1935’te TBMM’de kabul edildi. Tunç Eli kavramından maksat “Devletin Tunç Eli Dersim’in tepesine inecek!” demekti. Ancak Osmanlı’nın 1514 “Yavuz’un Mısır Seferi” denen toplu katliamlar döneminden beri Dersim Tunç Eli Kanunu ile yönetiliyor ya da yönetilemiyor! Aleviler 10 Ekim 680 Kerbela Katliamından beri OHAL ile yönetiliyor! Kürt halkı Kürdistan’ı dört parçaya bölen 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşmasından beri OHAL ile yönetiliyor. Türkiye Devrimci Demokratik Hareketi de 28 Ocak 1921’de Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Karadeniz’de bir devlet oyunuyla katledilmesinden beri OHAL uygulamasıyla karşı karşıyadır. Bu üç tarihi hakikat Dersim’e her anlamda sirayet etmiş, Dersim insanının kökünü kazımak, doğasını yok etmek, kutsal değerlerini kirletmek, Dersim’de yaşamı tümden bitirmek için zehirli gaz gibi Dersim’in havasını, suyunu, dağını, ovasını kuşatmıştır!  

Hal böyleyken “90’lı yıllara geri dönüş” yok “Faili meçhullere geri dönüş” tekrardan “Köy boşaltmalar başladı!” Gibi acemice yorumların hiçbir kıymeti yoktur. Ortada bir tek hakikat vardır yukarıda saydığımız tarihi süreçler nedeniyle Dersim 1500 yıldır Tunç Eli Kanunu ile yönetilmektedir. Dedik ya Dersim’e ilk sefer Yavuz tarafından 1514’te yapıldı. Oğulları, torunları Yavuz’dan geri kalır mı? Yavuz’dan daha Yavuz olup Tedip, Tenkil ve Tehcirden oluşan Tunç Eli Kanununu Dersim için “Ebedi kanun” haline getirdiler! 1839 Tanzimat Fermanıyla Yavuz’un Yavuzcuk torunları bugüne kadar sürecek Tunç Eli Kanunu uygulamasına başladılar. 1848 Yılında Dersim Erzurum Beyler Beyliğine bağlı bir sancak haline getirilir. Dersim Sancağı, Hozat’tan yönetilen Gürcanis, Kuruçay, Ovacık, Mazgirt, Kuzican, Kemah kazaları ile Koçgiri Aşiretinden ibaret olup daha sonra Sancak Merkezi Ovacık olur. Dersim’i fiiliyatta Erzurum Beyler Beyliğine bağlayamayan Osmanlı 1850 yılında 11.300 asker ile Dersim’e sefer edip, Hozat ve Mazgirt’e birer askeri kışla kurar. 1862’de Dersim bir sancak olarak Mamuretü’l Aziz’e (Elazığ) bağlanır.

1875’te Ahmet Muhtar Paşa denen Yavuzcuk Dersim’e ayar vermek için Erzurum’da bir toplantı yapar! 1880’de Dersim “Erzurum ve Elazığ’a bağlanamadığı için” vilayet ilan edilir! 8 yıl sonra tekrar sancak olarak Elazığ’a bağlanır! 1896’da Müşir Zeki Paşa ve Anadolu umum Müfettişi Şakir Paşa “Dersim’in ıslahı cihetine” giderler. Bu “Islah” Tunç Eli Kanunun bir benzeri olup, “Bölgeye Nakşibendi Şeyhlerini tayin etmek, medreseler kurup ahaliyi irşat etmek, yalnız bu şeyhlerin devletten maaş aldıklarını zinhar duyurmamak” kaydıyla Tedip, Tenkil, Tehcir devam eder. 1903’te Dersim Mutasarrıfı Ali Bey’in, 1905’te İttihat ve Terakki mensubu Celal Bayar’ın raporları üzerine Dersim’e askeri harekat yapılır. 1907’de yine Dersim’e Askeri Harekat yapılır. 2. Meşrutiyet’in ilanı üzerine “Meşrutiyet’in ilanı sebebiyle Dersim’de kan dökmenin caiz olmayacağı, aşiretlerle anlaşarak harekata son verilmesi” istense de fermana ve talimatlara boyun eğmeyen Heyderanlı aşiretine 28 Temmuz 1908’de askeri sefer yapılır. Bu sefer yeterli görülmediğinden 1909’da Heyderanlılar başta olmak üzere “Dersim Tedip Harekatı” başlatılır. 

1911’de Pülümür askeri harekatı, 1914’te Qırxu Aşiretini hedef alan askeri harekat, 1917/18’de Şark Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa “Dersimlilerin Ermenilerle işbirliği yapıp, Ermenileri himaye ettikleri, Şarki ve Garbi Dersim fark etmeksizin tamamının hilebaz, Ermeni ve Moskof dostu, şerir, şahsiyetsiz katli vacip kimseler!” olduğunu rapor eder. 1921’de Dersim/Koçgiri’de Sakallı Nurettin Paşa (Dersim katili Abdullah Alpdoğan’ın kayın pederidir.) ve Topal Osman eşkıyası kızılca katliam ve soykırım yapar! 1926’da Koçuşağı (Qocun), 1927’de Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporuna binaen tedip, tenkil, tehcir devam etmektedir. 1930’da Müşir Fevzi Çakmak Paşa’nın “Dersim ahalisi cahildir. Şakilik ruhu bu ahaliye sirayet etmiştir! Tedip ve tenkil mecburiyeti vardır!” Raporunun lüzumu üzerine tedip, tenkil, tehcire devam edilir. 1930’da bu kere İsmet Paşa İnönü şu mahiyette bir rapor hazırlar; “Bu ülkede sadece Türk Ulusu ırki haklara sahiptir. Başka hiç kimse hak talebinde bulunamaz. Dersim çıbanbaşıdır!” 1931’de Umum Müfettiş 
İbrahim Tali (Öngören) Bey “Dersim’i dört bir cihetten muhasara etmek ve dahi tedip, tenkil, tehcir ile ıslah etmek lüzum eder!” raporu düzenler! 

11 Temmuz 1931’de 1. Türk Tarih Kongresi toplanır ve “Bir Türk Dünyaya bedeldir!” kararına varır! Zaten 1925 ile 1934 arasında Şark Islahat Planı yürürlüktedir. Bu plan gereği Dersim’de ve tüm Kürdistan’da tedip, tenkil, tehcir kesintisiz devam etmektedir. 1934/38 döneminde “Mecburi İskan Kanunu” 1935 tarihli 2. İnönü raporu, Mustafa Kemal’in 1 Kasım 1935 TBMM açış konuşması, 25 Aralık 1935 “Tunç Eli Vilayeti İdaresi Hakkında Kanun” ve sonrasını zaten bilen biliyor! Bilmeyen de ya okumamış, izlememiş, dinlememiş olup bitenden habersiz, ilgisiz kişilerdir ya da “Cumhuriyet Tunceli’ye medeniyet götürdü!” diyen ırkçı, faşistlerdir. Şu halde zulüm ve katliamın katmerlisi, Tunç Eli Kanunun güncellenmiş hali devam ediyor! 

Ee öyle ya!... Ortada zulüm ve katliam varsa, zulüm ve katliama karşı Hak ve hakikatin devridaimi de davam edecek. Pir Seyit Rıza İmam Hüseyin’in, Hallac-ı Mansur’un, Seyit Nesimi’nin, Pir Sultan Abdal’ın devridaimidir. Zaten darda sır olurken “Evladı Kerbelayıx, bi xayahıx, ayıptır, zulümdür, cinayettir!” demiş ve İmam Hüseyin’in devridaimi olduğunu kendisini idam edecek Yezit Soyluların yüzüne söylemiştir.

Dersim’in “Tedip, Tenkil, Tehcir” harekatıyla soykırıma uğratılması ve Pir Seyit Rıza’nın idam edilmesiyle Tunç Eli Kanunu bitmedi! Katmerlenerek devam etti. Yaklaşık 30 yıllık bir sessizlikten sonra 1967’lerde, nasıl ki Pir Seyit Rıza İmam Hüseyin’in devridaimi olarak zuhur ettiyse, bu kere Pir Seyit Rıza’nın devridaimi olan Hüseyin Cevahir (Baba Mansur Ocağı Piridir) İbrahim Kaypakaya (Hacıbektaş Ocağı talibidir.) ve yoldaşları zuhur ettiler! Pir Seyit Rıza, Bese Ana, Alişêr ve Zarife Ana çok bereketli bir mücadele geleneği bırakmışlardı. Bese Ana ve Zarife Ana da Fatma Ana’nın, Zeynep Ana’nın devridaimiydi! 1970’lerde Mazlum Doğan, Delil Doğan (Baba Mansur Ocağı pirleridir!) Pir Seyit Rıza ve Alişêr’in devridaimi, Sakine Cansızlar da Bese Ana ve Zarife Ana’nın devridaimi olarak zuhur ettiler. Hakkın ve hakikatin davasını yürütenler asla yok olmazlar. Hakkın ve hakikatin bir gereği olarak bir canda, tende, doğadaki bir nebatta, bir varlıkta, bir olayda devridaim ederler, yaşarlar! Pir Seyit Rıza ve Bese Ana’yı, Alişêr ve Zarife Ana’yı “Yok ettiğini” sananlar bilmeli ki bu devridaim hep sürecek! Zulüm ve katliam varsa devridaim o minvalde olacak. Özgürlük, eşitlik ve adalet varsa devridaim, Hak ve hakikat yolunda can baş verenlerin kutsal erdemlerini toplumsal yaşama uyarlayarak devam edecektir.