Erdoğan ZAMUR

Dersim’de Uzunçayır Baraj Gölünde Gülistan Doku ile kayıp JAK mensubu Yılmaz Güneş'i arama çalışmaları devam ederken, bugün bir başka kişiye ait olduğu belirlenen bir cesede ulaşıldı. Cesedin bundan yaklaşık 1 ay önce Hozat'ta kaybolan Esma Kılıçaslan ait olduğu netleşti.

Edindiğim bilgiye göre Esma Kılıçaslan yaklaşık bir ay önce Dersim merkeze geldiği daha sonra kendisinden bir daha haber alınamadığı yönünde. Genel kanı ‘kocaya kaçtığı’ yönünde olunca kaybolma aile tarafında gizlendiği belirtiliyor. Nihayet bugün cenazenin ortaya çıkmasından sonra herşey gün yüzüne çıkmış oldu.

Dersim’de son yıllarda artan cinayetler, intiharlar aslında bize bir uyarı veriyordu. Dersim toplumu giderek artan oranda bir kültürel yozlaşma girdabına yakalanmış durumda. Özgürlük adı altında topluma dayatılan "Ben özgürüm kimse bana karışamaz", "Hayat benim istediğim gibi yaşarım" anlayışı işte toplumu getirdiği nokta burasıdır.

Daha önce defalarca dile getirmemize rağmen "Dersimliler devrimcidir, ilericidir, özgürlükçüdür, yobaz değiller" vs gibi söylemlerle hep üstü örtüldü. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Dersim'de ne oluyor? sorusunun cevabı bütün kaygılardan uzak olarak vermediğimiz müddetçe bu olaylar bitmez. Yine Dersim’de son bir yıl içindeki cinsel saldırıları, Pertek ve Ovacık'da ki çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları ahlaki çöküntünün geldiği boyutları göz önüne sermektedir.

Geçen yaz Dersim'de uzun bir süre kaldım. İnsan ilişkilerini yakında takip etme şansını yakaladım. Bire bir duyduklarım, gözlemlediklerim beni ürküttü. 1990'lı yılları yaşamış bir birey olarak ilk defa Dersim toplumunda korktum. O eski, toprağına, inancına, insanına sahip çıkan Dersim toplumunun yerinde yeller esiyor. Herşeye kar-zarar mantığıyla bakan bir topluma dönüş gerçekliği yüzüme bit tokat gibi inmişti.

Gülistan Doku'nun kaybolmasından sonra bir gazeteci merakıyla bu olayı biraz araştırmak istedim. Gülistan Doku olayın önce Dinar köprüsünde intihar etmiş olabilir dendi. Hatta yapılan resmi açıklamada köprüyü gören bir kameranın olmadığı belirtilmişti. Oysa Munzur Üniversitesinin bir kamerası tam da burayı görüyordu. Kamera yok diye açıklama yapanlar sonra kamera bozukmuş kayıt yapılmamış açıklaması yaptılar. Gülistan Doku olayını, faili meçhul bir olaya büründürmenin altında yatan farklı bir durum mu var?

Doku'nun kaybolması araştırırken önümüze "Dersim’de öğrenci bir kadına 3 uzman askerin tecavüz ettiği, belini kırdığı" iddiası düştü. Uzakta bir konuyu araştırmak kolay değil. Dersim’de şehir efsanesi haline gelen bu olayı doğrulamak şansımız olmadı. Ancak bütün bu araştırma süresince Dersim'de fuhuşun giderek yaygınlaştığı, buna daha çok öğrenci gençleri alet edildiği ortaya çıktı.

Gülistan Doku'nun erkek arkadaşı olduğu söylenilen Zaynal Abarakov ile son görüştüğü Atatürk Mahallesindeki kafeyi kim işletiyor? Atatürk Mahallesindeki kafenin çalışanları genelde Munzur Üniversitesinde okuyan kadın öğrenciler olduğu doğru mu? Bazı kadın öğrenciler, yurda resmi polis aracıyla bırakıldığı doğru mu?

Herkesin özel hayatı kendini bağlar. Bizim kimsenin özel hayatına müdahale etme hakkımız yok. Ancak "Herdê Dewrêş" diye adlandırdığımız bizim için kutsallık arz eden Dersim’de bu kadar yozlaşma asla kabul edilemez. Kızılbaş inancının bize destur ettiği

"ELİNE, BELİNE, DİLİNE SAHİP ÇIK" sözü bizi var eden, toplumsal kimliğimizi koruyan, dayanışmayı geliştiren ve "72 millete bir nazardan bakma"yı yaşamsallaştırmaktadır. Ancak görünen o ki biz ne EL'imize, ne DİL'imize ne de BEL'imize sahip çıkıyoruz.

Özgürlük dediğimiz şey toplumsal ahlakla buluşursa bir anlam ifade eder. Dersim’de herkesin bildiği ancak kimsenin dile getirmek istemediği uyuşturucudan fuhuşa kadar, en yoz yaşam hüküm sürüyor. Bunları açıkça dile getirmedikçe, bunlarla hesaplaşmadan gençlerimizin bu yaşam uzaklaştırmayız. Görevli kolluk güçleriyle geliştirilen ilişkiler ve sonrası ne yazık ki daha çok benzer olayların olmasının zeminidir.

İşte Adorno "YANLIŞ YAŞAM DOĞRU YAŞANMAZ" sözü tam da bu noktada önemlidir. Dersim’de yaşananların önüne geçmek için önce yanlış yaşamda vazgeçmek gerekir. Yanlış yaşamı mahkum etmedikçe yapılacak bütün müdahaleler bir ağrı kesici görevi görecektir. Asla hastalığı tedavi etmeyecektir. Dersim’de geçici çözümleler yol alınamaz. Radikal bir yaklaşım sergilemek için siyasi partilerden sivil toplum kuruluşlarınca, yöre derneklerinden sanat-edebiyat dünyasına ve inanç önderlerine kadar bir bütün olarak bir araya gelmek ve tavır koymak gerekir.

Bunu yapabilir miyiz? Yapabilir miyiz bilmiyorum ama bildiğim bir tek şey var, o da eğer o toprağın kutsallığına inanıyorsak mutlaka yapmamız gerekiyor.