Suphi Nejat Ağırnaslı'nın "Menkıbe: Mevcut, menkul ve müşterek komünizmde ısrar beyanı" yazısını okuyan kalıpçı sol geleneklerin surat ifadelerini aklıma getiriyorum da! Heval Paramaz'ın bizlere bıraktığı miras, Türkiye soluna ait bütün klasiklere bir eleştiri niteliği taşıyor; aynı zamanda bir özeleştiri verme gereğini de. Bunun dışındaki başka birçok analizi de bunun altını çiziyor. Evet, bunlar bizim vazgeçilmeyen gerçeklerimiz, kendini tekrarlayan tarihimiz, geleceğe doğru bir politika yaratamayışımız, geçmişe bel bağlayarak yenilikten kaçınmalarımız; daha doğrusu üretemeyişimiz, buna dayalı olarak da, çocuğumuz olan tüketim sisteminden kopamayışımız... Peki, doğru olan ne? 

Son süreçlerde oluşan bir sorgulayış değil benimkisi. Heval Paramaz gibi gerçeklerin pençesinden kopamamak itti beni buna. Artık görmezliği, görünmezliği, popülizmi, kendini tekrarlayan, yenilenemeyen kavramları yakıştıramazdım kendime. Bir halkı suçlayarak siyaset yürüten, onlar üzerinden rant sağlayan şefçi zihniyetlerin kol gezdiği; sabit kafe devrimciliğinin ötesinde bir gelecek vaadi olmayan, üniversite yıllarında heyecanlı sonrasında evli-işli-barklı olan bir yaşam yeterli değildi. Belirli bir evreye erişince artık doyurmuyor. Ne diyordu Heval Paramaz: “Gündelik olanı ekonomik, olsa olsa talep birimlerine ayıranlar, konjonktürle kopamayacaktır, kendi örgütsel ekonomileriyle beslenerek siyasetçi olmaya devam edeceklerdir. Ama merak etmeyin, insanların çoğu hala size 1971'den dolayı akmakta ve hemen hemen tamamı bir biçimde bununla bağlantı kurmaktadır; kurumsal düzeyde, siyasetçilere dönüşerek...”


Sloganları tekrar etmek 

neye yarar?

Gerçek bir serüvenci yahut hakikat arayışçısı, bununla yetinmeyecektir. Hakikat insanı, kendini halktan üstün gören bir zihniyetin devamlılığından kendisini aklayabilenler olacaktır. Yine belirli günler, haftalar, aylarda gövde gösterilerinden, geleceğe dönük bir politikayı yıllardan beri örgütleyememiş, halklardan kopuk ve hep geç kalanlardan kendisini aklayacak olandır. Sözünün eri olmayı başarabilenlerdir. “Hesap soracağız", "Yaşasın halkların kardeşliği" "Direne direne kazanacağız” sözlerini her gün tekrarlayıp evine dönenlerden kendini aklayacak olandır. 

Tüm bu tanımlamaların, yaşananların, birikimlerin eksikliğine geç farkına varmak elbet zor oluyor. Yahut yeniden başlamak bir yola, yeni doğmuş bebek misali olmak, gidilecek mesafeyi uzatıyor. Ama olsun; sonunda anlamlı yaşama erişmiş oluyorsun. (Heval Paramaz'ın ulaştığı mertebenin kutsal destanı, bu sebeple sınırlı anlatışlara layık olmayacaktır.) Gerçek anlamda milyonların öfkesini, açlığını, yaşanan zulmü hissedenlerden biri oluyorsun. Ve aynı zamanda yaşarken merak edemediklerinin arayışçısı oluyorsun. Bazen geç oluyor, doğru; ama eksik bir şeyler de olsa tamamlayabilme şansını yakalıyorsun. 


O hazine keşfedilmeli!

"Yeni bir insan" olmanın şartları hep bunu gerektirdi. Düşüşlere, sektelere, yol bozukluklarına rağmen, yenilgilere rağmen... Kabul etmek gerekirse, yaşarken merak edemediklerini, ulaşamadıklarını yaşama ait kılındığında merak etmek, bazen de utanç verici oluyor. "Geç kalmak istemezdim" diye kendini sorgular oluyorsun. Sonrasında bazen duygusal bir zekanın mahkumiyetini yaşıyorsun. Bir şiir, bir türkü, bir hikaye seslendiğinde diyorsun: "Ne de güzel anlatıyor onu...” Fakat daha önce sana onu anlatan hiç olmamış! "Son dakika" haberinde sana kendisini anlatan fotoğrafının güzelliği ile tanımışsın onu. Sana bir çağrıda bulunuyor ve görmemek yakışmaz diyorsun. 

O hazine keşfedilmeli ve tüm insanlık güzelliğinden faydalanmalı! Öyle ki, kaptırıyorsun kendini; bir hazine arayışçılığının ötesini yaşamına ekliyorsun. Her anın, her bakışın, her dokunuşun anlamla bütünleşiyor. Kendini onda hissediyorsun. Yakın geliyor düşünceler, yolculuklar ve ulaşılan mertebe... Aynı çıkışın sahibi olmak, yeni sorumlulukları doğuruyor. Yeni bir şeye gebe oluyorsun, sancılı da olsa bunu başarmak durumunda kalıyorsun. Kendine yönelik özeleştirilerin artık anlamlı bir noktaya ulaşıyor. Önce herkes gibi gerçeklerle yüzleşmek istemiyorsun. Kolay değil bu, gerçekten çok zor. Yeni bir başlangıç, her şeye yeniden başlamak, her şeyi yeniden öğrenmek...

Onu anlamak, 

onu anlatmak...

"Sıradan bir insan olarak sıradan bir seçim yaptı ve dünyayı büyüledi" sözü ile yüz yüze kaldığında farkına varıyorsun ki sen de büyülenmişsin, o sıradan seçimlerin sahibi olmuşsun. İki kelimeden oluşan bir başlangıcın sahibini görememek küfredilesi oluyor bazen, ama gel gelelim ki edemiyorsun. Yetersiz kalıyor ve gereksiz. Yiğit duruşu ve onca bilginin bedene kavuştuğu bir insanın mütevazılığı, böylesinin ötesi oluyor çünkü. Bir bakmışsın, bir kuşun kanadında uçuyor; bir bakmışsın, dağdaki bir ceylanın gözlerinde; bir bakıyorsun sonra, silahının tetik boşluğunda, halkların birliğinden çıkan seste...

Anlatmak istiyorsun sonra. Peşinden gideceğin, seni yeni başlangıca iten o büyüyü anlatabilmek... “O, enternasyonalizmin gerçek sembolüydü! Ömürlük uykuya dalan insanlığı yaşama davet edendi!” Tüm kelimelerin bütünleştiği cümleleri ne kadar sarf etsen de onu anlatamamakla yüzleşiyorsun. Yaşamında değişimin kurucusu olan bir duruşu anlatmak neden hep zor oldu, bilmiyorum. Ama onu yaşayabilmek zor da olsa, anlatamasan da güzel olan oluyor. Yüce dağ başından aşılan yollarda yürüyen bir insanı en anlamlı şekilde anlatmanın yazmakla yeterli olmayacağı, zaten hep net olanlar arasında yer aldı. 


Seni dağlarımızdan selamlıyorum!

"Bizi sıkışık trafik, kasvetli gündelik hayat koşuşturmacası, rekabetçi berbat dünya, korkunç iç hesaplaşmalar ve dev bir vicdan azabıyla öylece bıraktı. O kendi hayatını başyapıt bir roman gibi yaşadı. Şimdi kendi seçtiği yoluyla ve arsız espri anlayışıyla beynimize, kalbimize kazındı. O kafası karışık, gözleri çipilli, gündüz mahmur, gece uyanık, eylemde lider, gündelik hayatta biraz üşengeç, onun çok sevdiği deyimiyle 'bildiğimiz yediğimiz' Necomuzdu ve hep öyle kalacak. O, kendi seçtiği yolda Paramaz Kızılbaş oldu ve bizi büyüledi. Biz de sıradan insanlar olarak, sıradan insanları büyülemenin peşine düşeceğiz, Paramaz'ın büyüsünü sürdüreceğiz."

Yeni bir adımın başlangıcıyla, büyü kazanının sürdürücü topluluğuna bir selam ederek, bu sürdürücü topluluğa dahil olmanın onuruyla... Seni bu dağların onurlu mücadelesi içinde selamlıyorum Paramaz yoldaş. Seni ve mücadeleni daha onurlu bir dünyada anlatacağımız günlerin savaşımı adına, silahlarımızı kaldıracağız ve o güne yürüyeceğiz. Senden edindiğim güçle, ben de orada olacağım.

Anılarının hazinesi ve büyüsü mücadelemizde sonsuzlaşacak.