Hem linçe maruz kalıp hem de gözaltına alınan işçiler, kendileri ile konuşan ilçe kaymakamı ve emniyet müdürünün "İstihbarat aldık, ülkücüler toplanıp size saldıracaklar. Bugünden sonra çarşıya inen arkadaşınız geri bile dönemeyebilir'' diyerek korkutulduklarını söyledi. Yaşananların ardından 9 Kürt işçi "koruyamayız" denilerek ilçeden çıkarıldı.
Son aylarda özellikle Aydın, Kütahya, Manisa gibi Batı illerinde Kürt işçilere dönük linç girişimleri ve çalıştıkları yerlerden kovulmaların sonuncusu 19 Nisan'da Isparta Şarkikaraağaç'ta meydana geldi. Kürt işçiler, inşaatlarda çalışmak için gittikleri ilçede maruz kaldıkları linç ve tehditlerden dolayı işlerini terk ederek memleketlerine dönmek zorunda kaldı. İlçeye gittikleri ilk günden, olay gününe kadar sürekli tedirginlik yaşadıklarını söyleyen işçiler, esnaflarla aralarında çıkan bir tartışmanın ardından ''Bunlar PKK'li, bizi tehdit ediyorlar" şeklinde çıkan söylentiler üzerine gözaltına alındıklarını ifade etti. Gözaltında emniyet müdürü ve kaymakamın kendileri ile görüştüğünü söyleyen işçiler, çok büyük olayların çıkacağı, can güvenliklerinin alınamayacağı yönündeki beyanlar üzerine korktuklarını ve kendilerine hazırlanan araçlarla ilçeyi terk ettiklerini söyledi.

Linç öncesi her zamanki söylentiler
İlçeyi terk ederek yaşadığı Manisa'nın Salihli İlçesi'ne dönen aslen Muşlu olan Burhan Tayfur adlı işçi, yaşadıklarını şöyle anlattı: ''Isparta Şarkikaraağaç'a çalışmaya gittik. Bir gün bir arkadaşımız esnafın birinden telefon satın aldı. Telefonu aldıktan yarım saat sonra bozuk olduğunu görüp geri götürmüş. Dükkandakiler telefonu geri almayacaklarını söyleyip arkadaşımıza sert davranmışlar. Biz de o sırada kahvede oyun oynuyorduk. Arkadaşımız gelip bizi çağırdı. Hep beraber telefoncuya gittik. Dükkanda arkadaşımızla telefoncular arasında tartışma çıktı. Dükkandakiler birden bire, 'Bunlar Diyarbakırlılar, bunlar teröristtir, PKK'lidir. Bizi tehdit ediyorlar' diye bağırmaya başladılar. Orada bir boğuşma yaşandı sonra bizim patron oraya gelip 'Bunlar PKK'li değil. Bizim işçilerimiz' dedi. Kavganın büyümesine izin vermedi. Sonra biz evimize gittik. Akşam polisler gelip bizi emniyete götürdüler. İfadelerimizi verdik, kavga etiğimiz insanları gece 11.30 gibi, bizi de sabaha karşı saat 04.00 gibi bıraktılar." Serbest bırakıldıktan sonraki gün emniyet müdürünün kendilerini çağırarak konuştuğunu aktaran Tayfur, "Bize ilçede daha büyük olaylar yaşanacağını, istihbarat aldıklarını, ülkücülerin toplandıklarını, burada güvende olmadığımızı, bizleri bir haftadan fazla koruyamayacaklarını söyledi. Hatta bir arkadaşımızın çarşıya indiğinde bir daha geri gelemeyebileceğini bile söyledi. Biz de tedirginleştik. Can korkusu ile orada duramazdık. İlçede iki gün kaldıktan sonra, bize araba tuttular, toplandık araba ile Isparta otogarına geldik. Oradan herkes memleketine gitti" dedi.

'Biz adam öldürmedik'

Aslen Amedli olan ancak Salihli'de yaşayan Mehmet Tanrıkulu ise, sadece ekmek parası için oraya gittiklerini, bir şey yapmamalarına rağmen adam öldürmüş biri gibi muamele gördüklerini dile getirdi. Tanrıkulu yaşadıklarını şöyle anlattı: ''Olayın olduğu akşam inşaatta yemek yiyeceğimiz zaman polisler gelip hepimizi topladı. Karakola giderken bir polis bize bağırıp, 'Hanginiz Diyarbakırlı?' dedi. Biz de ona, 'Adam öldürmedik, bir şey de yapmadık' dedik. Sonra emniyet müdürü geldi bizim esnafı tehdit ettiğimizi söyledi. Biz de ekmeğimiz için geldiğimizi, kesinlikle böyle bir şey yapmadığımızı söyledik. Sonra kaymakam geldi, o da aynı şeyleri söyledi. Biz yine kabul etmedik, olayı onların çıkardığını, tüm çarşının komple üzerlerine yığıldığını söyledik. Sopalarla bize saldırdıklarını küfür ettiklerini söyledik. Daha sonra biz inşaatımıza geri gittik. Ülkü Ocakları başkanı, bizim patronu arayıp, 'Bana Şarkikaraağaç'ı yıktırtma, beni oraya getirtme' diye tehdit etmiş. Bizim patron da Ülkü Ocakları üyesi. O da, 'Bu arkadaşlar benim yanımda çalışıyorlar, ben bu insanları tanıyorum' diyerek bizi savunmuş. Ama o günden sonra sürekli takip edildiğimizi hissediyorduk. Hem ilçe yerlileri, hem de polisler hep peşimizdeydiler. Sonra bir gün inşaat iskelesindeyken polisler gelip 'can güvenliğiniz yok, burayı terk edin' diyerek bizi inşaat iskelesinden indirdi. Bize eşyalarımızı toplamamızı söylediler. Biz de eşyalarımızı toparladık. Sonra iki araba geldi, Isparta'ya kadar bizi getirip bıraktılar. Oradan da hepimiz dağıldık''


İBRAHİM COŞKUN - DİHA/MANİSA