HDP Genel Merkezi tarafından hazırlanan “Cizre’de Sokağa Çıkma Yasağı Sırasında Sivil Yurttaşlara Yönelik İnfazlar ve Hak İhlalleri Raporu” açıklandı. “Cizre ablukasına neden gelindi”, “Neden Cizre”, “Cizre’de yaşananlar, tanıklıklar ve tespitler”, “Sokağa çıkma yasağının ulusal ve uluslararası hukukta yeri”, “Talepler”, “Yandaş basında Cizre” başlıklarını kapsayan rapor, 50 sayfadan oluşuyor.

7 Haziran seçimi ardından AKP’nin yeni savaş konseptini devreye koyduğu belirtilen raporda, Suruç ve Zergele katliamları hatırlatıldı. Özellikle HDP’nin başarılı olduğu yerlerde sokağa çıkma yasaklarıyla fiili bir öldürme rejiminin görünür kılındığı vurgulanarak, Varto, Lice, Silvan, Sur ve Yüksekova ardından Cizre’de yaşanan infazlara dikkat çekildi. 


Neden Cizre?

4 Eylül’de ilan edilen 9 günlük sokağa çıkma yasağı boyunca devlet güçlerinin saldırıları sonucu aralarında en az 4 çocuğun ve bir bebeğin de bulunduğu 21 sivilin katledildiği belirtilen HDP raporunda, “neden Cizre” sorusunun Cizre’nin direniş tarihinde gizli olduğu kaydedildi: “Cizre 90’lar boyunca en çok zulüm ve baskıya uğrayan kentlerin başında geldi. 1992 Newroz’unda yaşananlar insanların hafızalarında hala tazedir. Özgürlük ve eşitlik talebini her daim en yüksek perdeden seslendiren Cizre halkı, inkar, imha ve asimilasyon politikalarına karşı tarihin tüm aşamalarında direnmeyi bilmiştir. Devlet tarafından sürdürülen asimilasyon siyasetine rağmen bir türlü Türkleştirilememiştir. Tam da bu yüzden iktidarların hedef tahtası olmuştur.”


7 Haziran ardından başladı

7 Haziran seçimlerinde HDP’nin yüzde 92 gibi çok yüksek bir oy oranına ulaşması ardından Cizre’nin AKP’nin yeni savaş konseptinde de özel olarak hedef seçildiği kaydedilen raporda, “Devlet, Cizre’yi kan gölüne çevirerek Kürt halkının iradesini ve direnişini kırmaya çalışmıtır” denildi. Bu amaçla sokağa çıkma yasağı başlamadan seçimlerden hemen sonra Cizre’nin fiili bir olağanüstü hal ile yönetilmeye başlandığı belirtilerek, devletin infazlara başladığına işaret edildi. 7 Haziran’dan Ağustos’un son gününe kadar sadece Cizre’de Abdullah Özdal, Hasan Nerse (17) Emin Yanaş (10), Eyüp Ergen (27), Mesut Sanrı (39), Baran Çağlı (7), Sahip Akıl (31) isimli 7 kişinin hükümetin silahlı kuvvetleri tarafından katledildiği belirtilen raporda, sokağa çıkma yasağı başlamadan günler once Cizre’ye askeri yığınak yapıldığı, yasaktan 3 gün önce 1 Eylül’de Nusaybin üzerinden Cizre’ye 150 zırhlı araç ve 50 otobüsle özel harekat polisleri sevk edildiği belirtildi.


Topyekün savaş konsepti

HDP, 4 Eylül’de ilan edilen sokağa çıkma yasağı ardından ise açık bir sivil katliam yaşandığını belirtti. Cizre’nin bütün cadde ve sokaklarında doçka, uçaksavar mermileri, A6 silahlarına ait mermiler, roket, bomba atarın da içerisinde olduğu on binlerce mermi kovanı bulunduğuna dikkat çeken HDP, “AKP Devleti Cizre’ye kelimenin tam anlamıyla topyekün savaş konseptinin tüm insanlık dışı araçlarını devreye sokarak açık bir sivil katliama girişmiş, 35 günlük bebek ve 7 çocuk sahibi bir anne de dahil olmak üzere 21 sivil yurttaşı katletmiştir. Yaşamını yitiren 21 kişiden 15’i direkt kolluk güçlerinin açtığı ateş sonucu katledilirken, geriye kalanlarda hasta olmalarına ragmen saatlerce ambulansların mahallelere girişine izin verilmemesi sonucu hayatını kaybetmiştir” dedi. 


Sorumlusu AKP hükümeti

“150 bin nüfuslu ilçenin tamamına sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, ilçe ağır bir abluka altına alınmış, yasak boyunca halkın tüm hak ve özgürlükleri gasp edilmiştir” diyen HDP, “Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar uzun süreli ve kesintisiz sokağa çıkma yasağı uygulanmamıştır. Son bir haftada Cizre’de yaşananlar insanlık tarihinde utanç ve zulüm günleri olarak anılacaktır. Tüm bu zulümlerin sorumlusu seçimlerden istediği sonucu elde edemeyen, 400 vekili alamayan AKP hükümetidir. 90’lı yıllara rahmet okutan insanlık dışı uygulamalar Kürt halkının hafızasına ikinci bir Kobanê olarak kazınmıştır” diye belirtti. 


4 mahallede yoğunlaştı

Polis saldırılarının özellikle Nur, Cudi, Yafes ve Sur mahallelerine dönük olduğuna dikkat çekilen raporda, HDP’nin Cizre’de yaşanan vahşete yönelik tanıklık ve tespitleri de paylaşıldı. İlçeye yönelik abluka, saldırılar, ilçenin dış dünyayla nasıl iletişiminin koparıldığı, elektrik ve suların kesildiği, kesintisiz uygulanan yasak boyunca halkın gıda ihtiyacını karşılamasının engellendiği, balkondan, pencereden bakanlar da dahil hareket eden her şeyin hedef alındığı, yaralıların hastaneye, yaşamını yitirenlerin morga kaldırılmasının engellendiği, yanan evleri söndürmek isteyen itfaiye ve hastaları almak isteyen ambulanslara da ateş açıldığı aktarıldı. 


Katledilen siviller

Gün gün, mahalle mahalle yaşanan zulmün anlatıldığı raporda, katledilenlerin güncel listesinin de şu şekilde olduğu bildirildi:

Mehmet Emin Levent (25), Hacı Ata Borçin (70), Xetban Bülbül (65), Sait Çağdavul (19), Muhammed Tahir Yaramış (35 günlük), Cemile Çağırga (10), Osman Çağlı (18), İbrahim Çiçek (80), Meryem Süne (53), Özgür Taşkın (18), Seyit Eşref Erdin (60), Zeynep Taşkın (18), Maşallah Edin (35), Sait Nayci (17), Selman Ağar (10), Bünyamin İrci (15), Mehmet Dökmen (70), Bahattin Sevinik (50), Suphi Sarak (50), Mehmet Erdoğan (75), Şahin Açık (74).


Yakınlarını kaybedenler anlattı

Raporda, Cizre’deki katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarının da anlatımlarına yer verildi. 

Abdullah Çağdavul (Katledilen 19 yaşındaki Sait Çağdavul’un babası): Gece saat 2 gibiydi. Oğlum evinin önündeyken boynundan ve kolundan vuruldu. Hastaneye kaldıramadık. Çünkü zırhlı araçlardan her yere kurşun atılıyordu. Kafamızı dışarı çıkarma imkanı bile yoktu. Ambulans için 112’yi aradık, ancak ‘can güvenliğimiz yok, emniyet izin vermiyor’ diyerek gelmediler. Kaldığımız eve yüzlerce kurşun isabet etti. Oğlumun cenazesini daha sonra mahalledeki camiye bıraktık. Polis cenaze aracının mahalleye girişine izin vermediği için yaklaşık 3 gün morga kaldıramadık. Araba ile cenazeyi çıkarmak isteyenleri de tarıyorlardı. En değerli varlığınızın cansız bedeli ile geçirilen 3 gün benim için cehennem gibiydi. En ağır savaş halinde bile cenazelerin kaldırılmasına izin verilir. 35 günlük bebek ve oğlum aynı musalla taşında bekletildi. Bana yaşatılan bu acıyı nasıl unutacağım. Hiç mi vicdanları sızlamadı? Oğlumu ömrünün baharında benden aldılar.

Ramazan Nayci (Katledilen 17 yaşındaki Mehmet Sait Nayci’nin babası): Evimiz Cudi mahallesi Ziraat sokakta. Ziraat Sokağa 10 metre giren kobra tipi zırhlı araç uzun süre ateş açtı. Evimiz zırhlı aracın menzilinde olduğu için çocuklarımla beraber evi terk edip komşumuza geçmek istedik. Çocuklarımı çıkardım, Sait kapıdan çıktığı gibi sırtından vurdular. Kurşun sırtından girip karnından çıktı. Akşam vuruldu, gece 3’e kadar yaşıyordu. Telefon hatları kesik olduğu için hiçbir yeri arayamadık. Oğlum kan kaybından öldü. En büyük acı oğlumu hastaneye götürememdi. Oğlumun inleyişleri hala kulağımda. Çaresizlik o gece beni bitirdi. Oğlum gözlerimin önünde öldü. Hayatım boyunca bu ızdırapı unutmayacağım. Bir kaç saat öncesine kadar şakalaştıkları, sevdiklerin ağabeylerine bakan küçük çocuklarımın gözlerindeki korkuyu hiçbir zaman unutmayacağım.

Salih Süne (Katledilen 53 yaşındaki Meryem Süne’nin oğlu): Benimle beraber 7 kardeşim var. 1993’te köyümüz devlet tarafından yakıldı. Varımızı, yokumuzu bırakıp Cizre’ye geldik. Annem saat 9 gibiydi abdest almak için avluya çıktı. Bomba atar olduğunu düşündüğümüz patlayıcının parçaları annemin sağ böbreğine isabet etti. Ambulansı aradık, ‘güvenliğimiz yok, gelemeyiz. Emniyet izin vermiyor’ dedi. Komşumuz olan Dr. Serdar Küni’yi çağırdım. Kalp masajı yaptı. Annem vurulduktan 2,5 saat sonra vefat etti. Ambulans gelseydi, bugün annem yaşıyor olacaktı. Annemin cenazesini komşumuzun avlusuna bıraktık. Elektrikler yoktu, klima çalışmıyordu. Kokmasın diye civarda bulunan evlerden getirdiğimiz buzları cenazesinin etrafına ve üstüne bıraktık. Daha sonra tavuk satan komşumuzun evinde bulunan ve tavukların içerisine bırakıldığı dondurucuya cenazesini koymak zorunda kaldık. HDP’li vekillerin girişimi ile ancak annemin cenazesini hastane morguna kaldırabildik.

Katledilen 10 yaşındaki Selman Ağar’ın amcası: Cudi Mahallesi Fatih Sokak’ta akşam üzeri saat 17.00’de Selman sokakta oynuyordu. Silah sesi geldi tek el atış yapıldı. Atılan mermi kafasına isabet etti. Kafasına isabet eden merminin yorgun mermi olduğu belirtildi. Keskin nişancılar tarafından vuruldu. Hemen Cudi Mahallesi taziye evine götürdük. Ambulans gelmeyince taksiye beyaz bez bağlayıp, cadde başına kadar götürdük. Daha sonra battaniye içerisinde ambulansa bıraktık. Hastaneye ulaştıktan yarım saat sonra yaşamını yitirdi. Çocuklara kıyan bu devlete yazıklar olsun. Küçücük bir bedeni katlederken hiç mi bu polislerin vicdanı sızlamadı?

Sadun Taşkın (18 yaşındaki Özgür Taşkın’ın babası): Oğlum evimizin hemen yakınında olan Yafes mahallesi sınır sokakta vuruldu. Özgür tek erkek çocuğumdu. Eşim 10 gün önce doğum yapmıştı. Saat gece 4’tü. Evde elektrik ve su yoktu. Silah seslerinden ötürü zaten yatmamız mümkün değildi. Özgür, hemen yakınımızda olan dayımın evine gidip soğuksu almak için dışarı çıktı. Oradan çıktıktan sonra sokakta keskin nişancılar tarafından vuruluyor. Vücuduna 4 kurşun isabet etmişti. Ağır silahlar kullanılmıştı. Muhtemelen uçak savar mermisi isabet etmişti. Ambulansı aradık ‘can güvenliğimiz yok gelemeyiz’ dediler. Ağzında hırıltı şeklinde sesler çıkıyordu. ‘Baba hakkını helal et. Annem ve babam beni öpün’ dedi. Bu sözlerden sonra artık ses çıkmadı. Oğlum, kan kaybından yaşamını yitirdi. Zamanında götürebilseydik, belki de oğlum şu an aramızda olacaktı. 

Mevlid Sarak (Katledilen 50 yaşındaki Suphi Sarak’ın oğlu): Akşam saat 9-10 sularında silah seslerinden sonra komşumuz Bahattin Sevinik’in evinden feryat ve ağlama sesleri geldi. Babam Bahattin’i hastaneye hastaneye götürmeye çalışırken araç kapısının hemen önünde vuruldu. Zırhlı araçlardan ateş açıldı, babamın vücuduna 9 mermi isabet etmişti. Takside bulunan 2 kişiden 1’i yaralandı, babam da araca henüz binemeden öldürüldü. Yaklaşık 20 dakika cenaze yerde kaldı. Cenazeyi alamıyorduk, çünkü vuruldukları yere doğru halen yoğun tarama yapılıyordu. Düşünün babanız vurulmuş yerde alamıyorsunuz, bundan büyük acı var mı? Daha sonra gelen zırhlı araçlar Bahattin Sevinik’in arabasını zırhlı araca bağlayıp götürdüler. Babamın cenazesi de aynı akşam bir pikapa bırakılıp götürüldü.

Ahmet Erdoğan (Katledilen 75 yaşındaki Mehmet Erdoğan’ın kardeşi ): Ağabeyim akşam saat 7’de Cudi Mahallesi’nde Nusaybin Caddesi’ne yakın bir sokakta vuruldu. Sokağa çıkma yasağının 8. gününde vuruldu. Günlerce hiçbir market açık değildi. İlçedeki bir marketin kısa bir süreliğine açıldığını duyunca dışarı çıkıyor. Elinde ekmek poşeti ile yakın mesafeden vuruluyor. Balkonda bulunan bir kadın başta kafasına bir kurşun atıldığını, zırhlı araçtan tekrar kafasına ateş açıldığını bizlere söyledi. Cenazesi yaklaşık 15 saat yerde kaldı. Sadece gelinimize dışarı çıkacağını söylemiş. Bizim de dışarı çıktığına dair bilgimiz yoktu.Daha önce kaç defa uyardım ‘dışarı çıkma’ diye. Bana ben yaşlıyım kimse bana bişey yapmaz. Ama bilmedi ki Kürdün yaşlısına da ve çocuğuna da yaşam hakkı yok.

Mehmet Emin Açık (Hataneye kaldırılamadığı için yaşamını yitiren 74 yaşındaki Şahin Açık’ın  oğlu): Babam da kalp rahatsızlığı vardı. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmeden önce kalp ve tansiyon rahatsızlığı nedeni ile hastaneye götürdüm. Sokağa çıkma yasağının son günü akşam üzeri rahatsızlandı. Nur mahallesi Müdür sokakta bulunan evimden çıkıp sokak başında bulunan zırhlı araca yürüyüp babamın rahatsızlandığını söyleyecektim. Ancak, üzerime ateş açıldı. Nur mahallesine dönük ağır bir saldırı başlatılmıştı. Gece 1.30’da babam giderek fenalaştı. Yaklaşık 8 saat o halde kaldı, hastaneye kaldıramadık. Babamın katili devlettir. Çünkü, hastaneye götürmemize izin vermediler. Hastaneye kaldırabilseydik, belki basit bir müdahale ile yaşıyor olacaktı.

Mustafa Erdin (Katledilen 60 yaşındaki Eşref Erdin’in yeğeni): Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği akşam eşim ve çocuklarımla beraber amcam Eşref’in evine gittik. Amcam dama çıkıp bizim depomuza su doldurmak için hortumu almaya gitti ve orada vuruldu. Komşularımızın yardımıyla silah atışları altında aşağı indirdik. Ambulansı aradık, ‘gelemeyiz, polis bizi tehdit ediyor’ dediler. Amcamı hastaneye götürmek için araca bindirdik. Nur mahallesi Köprülü sokakta zırhlı araç, amcamın içesinde olan aracı taradı. Mecburen geri döndüm. Arabayı her çıkardığımda zırhlı araçlardan ateş açıldı. Arabanın farını her açtığımda ateş açılıyordu. Atılan bomba atar parçalarından biri lastiği patlattı ve geri dönmek zorunda kaldım. 24 saat boyunca cenaze evde kaldı. Ertesi gün belediyenin cenaze aracı sokak başına geldi. Tekrar üzerimize ateş açıldı. Cenazeyi zar zor cenaze aracına bırakabildik. Eve dönerken de zırhlı araçtan üzerimize ateş açıldı. Bu hangi dine, vicdana ve ahlaka sığar? Evde, amcamın cenazesinin başında 1 gün boyunca ağıt yaktık. Davutoğlu’nun bize sözüm ona bahşettiği anadilimizle 24 saat boyunca amcamıza ağıt yaktık.

İsa Dökmen (Hataneye kaldırılamadığı için yaşamını yitiren 70 yaşındaki Mehmet Dökmen’in kardeşi): Ağabeyim Yafes mahallesinde oturuyor. Sokağa çıkma yasağının 6. gününde kalp rahatsızlığı başlıyor. Abimin hiç çocuğu yoktu. Eşi ile beraber yalnız yaşıyordu.Rahatsızlığının başladığı akşam şiddetli bir çatışma vardı. Bir top mermisi abimin duvarına isabet ediyor. Tanktan atış yapıldı. Eve tank topu isabet ettiği anda kalp krizi geçiriyor. Kriz geçirdikten yaklaşık 2 saat sonra ancak hastaneye kaldırabildi. Ambulans aranıyor, ‘ancak can güvenliğimiz yok’ diyerek gelemeyeceklerini belirtiyor. Ambulans gelmeyince yaşamını yitiriyor. Cenaze sabaha kadar evde kaldıktan sonra, Yafes Mahallesi’ndeki soğuk hava deposuna bırakıldı.

Nuri Çağlı (Katledilen 18 yaşındaki Osman Çağlı’nın babası): Evimiz Cudi Mahallesi Ziraat Sokak’ta. Osman, dışarı çıktığında sol ayağına, sırtına ve omzuna kurşun isabet etti. Vurulduğunu gören kardeşleri Osman’ı düştüğü yerden aldı. 2-3 saat boyunca ambulans bekledik. Ancak, ambulans ‘can güvenliğimiz yok’ diyerek gelmedi. Ambulansın alması için karga tulumba battaniyenin içerisine bırakıp yakınımızdaki Botan Hastanesi’ne kadar götürdük. Yaklaşık 2 saat orada ambulansı bekledik. Orada kan kaybından öldü. Oğluma zamanında müdahale edilmiş olsaydı, yaşıyor olacaktı. Kendinizden bile sakındığınız evladınızın gözünüzün önünde yavaş yavaş ölmesinin verdiği acı tarif edilemez. Bize sonra ‘niye dağa çıkıyorsunuz’ diyorlar. Şimdi Osman’ın kardeşleri bu zulüm karşısında dağa çıkmasın da ne yapsın?

Ahmet Levent (Katledilen 25 yaşındaki Mehmet Emin Levent’in amcası): Yeğenim Mehmet Emin sokağa çıkma yasağının ilk gününde gece saat 1 gibi Nur Mahallesi Özgür sokakta vuruldu. Çok şiddetli silah sesleri geldi. Komşularımızdan bir anda çığlık sesleri geldi. Evlerine isabet eden kurşunlar nedeni ile korkan komşularımızın çığlığı üzerine sokağa çıkan yeğenim hemen evin yakınında vuruldu. Yeğenim zırhlı araçtan açılan ateşle öldürüldü. Cenaze mahalle sakinlerinin de yardımı ile yakındaki bir camiye götürüldü. Cenazesi ancak ertesi gün hastane morguna kaldırılabildi. Mehmet Emin’in babası 2 ay önce vefat etmişti. Mehmet Emin evin tek çalışanıydı.” 


Yapılması gerekenler 


HDP, raporun sonunda ise şu taleplerini sıraladı:

* Sokağa çıkma yasağı adı altında uygulanan katletme rejimine derhal son verilmelidir. 

* Halkın canına, malına kast eden, çocuk, kadın, yaşlı demeden hareket eden her canlıyı öldürmeye programlı kolluk güçleri mahallelerden çıkarılmalıdır. 

* Ülkeyi hızla savaşa sürükleyen politikalar durdurulmalı, barış ve müzakere süreçlerine ivedilikle geçilmelidir. 

* Aralarında 35 günlük bebeğinde bulunduğu onlarca yurttaşın katilleri hızlıca bulunup yargı önüne çıkarılmalı, önceki dönemlerde olduğu gibi devlet kolluk kuvvetlerini adaletten kaçırmamalıdır. 

*  Cizre’de kolluk güçleri tarafından yapılan sivil infazlar ve diğer hak ihlalleri acilen Meclis’in ve sivil toplum örgütlerinin de içerisinde olduğu bir komisyon tarafından araştırılmalı ve sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır.

* Şırnak Valisi katletmelerin ve ihlallerin birincil sorumlularından olduğu için derhal görevden alınmalıdır. 

* Cizre’de abluka boyunca yapılan vahşet insanlık suçu kapsamında değerlendirilmelidir.

* Haber alma özgürlüğü evrenseldir. Herhangi bir yerde yaşananlardan kamuoyunun haberi ve bilgisi olmalıdır. Bu bağlamda, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının Cizre’den haber yapabilmelerine izin verilmelidir. Aksi durum basın özgürlüğüne büyük bir darbedir.

* Cizre’de abluka boyunca ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar tespit edilmeli ve hızlı bir şekilde karşılanmalıdır. 


 HABER MERKEZİ