
12 Eylül faşizminin netameli zamanlarında Alpaslan Türkeş askeri mahkemelerde yargılandı. Bir süre hapis yattı. Hapiste kalmasına ve yargılanmasına pek anlam veremiyordu. İşlediği suçları, savunduğu faşizmi ve baskı rejimini askeri cunta uyguluyordu. Bunun için mahkemelerde söylediği sözler Türk siyasi literatürüne girdi. A. Türkeş, "Biz hapisteyiz ama düşüncelerimiz iktidarda“ demişti.
Bugün de Devlet Bahçeli neyi savunuyorsa; ırkçılık ve Kürtlerle savaş konularında Erdoğan ve AKP aynısını yapıyor. Aslında "iki parti ama tek düsünce"li bir oluşum haline gelmiş durumdalar. Bahçeli başından beri Kürtlerle diyalog ve siyasi görüşmelere karşı olduğunu söylüyordu. Erdoğan "müzakere edilecek bir şey yok“ diyerek Bahçeli'nin çizgisine gelmiş durumda. Bahçeli, Nusaybin gibi yerlerde "Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakılmamalıdır“ diyor. Erdoğan da asker ve polisin çok kayıp verdiğini görünce sıkışıp kalmış ve uzaktan bu şehirleri topa tutarak yıkacaklarını, tüm direnen kesimleri tek tek bulup öldüreceklerini söylemektedir.
Bahçeli daha fazla kan, daha fazla yıkım ve ölüm diye ortalığa düşmüş, sürekli talimatlar yağdırmaktadır. Denebilir ki, onun söyledikleri Erdoğan'dan daha fazla etkili olmakta ve uygulanmaktadır. Çünkü özel timlere alınan personelin büyük çoğunluğu faşist militanlar, MHP, BBP ve Osmanlı Ocaklarındandırlar. Bahçeli konuştuğunda bu faşist güçler direkt talimat olarak almakta, ölüm kusmaktadırlar. İnsanları bodrumlarda grup grup yakmak, şehirleri yıkmak normal polis ve askerlerin yapacakları işler değildir.
Bu durumda 'kim iktidar, kim muhalefet' ayrımı yapmak zordur. Anlamı da kalmıyor. Savaşın tırmandırılması ve katliamların uygulanması, Kürtlerin teslim alınması için Bahçeli ve Erdoğan tamamen aynı noktadalar. Bu açıdan Türkeş'in 12 Eylül'de söyledikleri şimdi için daha fazla geçerlidir.
Bahçeli sözde muhalefette ama fikirleri iktidarda. Bir farkla; sadece fikirleri değil söyledikleri faşist personel tarafından direkt talimat olarak uygulandığı için kendisi de bizzat iktidardadır.
Erdoğan savaşa o kadar kilitlenmiş ki, herhangi bir farklı görüşün ve önerinin tartışılmasına tahammül edememektedir. Ülkenin vicdanı olan aydınlarnıı ve akademisyenlerini hain ilan etmekte, baskı altına alarak hapislere göndermektedir.
Başta ABD ve Avrupa ülkeleri dahil tüm devletlerle Kürtlerin ezilmesi üzerine pazarlık yapmakta, her türlü tavizden tehdit ve şantaja kadar tüm yollara başvurmaktadır. Ülkedeki ve dışarıdaki bütün sivil toplum kuruluşlarına ve barış savunucularına kulaklarını kapatmış ve bunları itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır.
Varlığını ve iktidarını Kürtleri yok etmekte ve tüm muhalefet odaklarını bastırmakta görmektedir. Erdoğan bir zamanlar seçilmişleri atanmışlara ezdirmeyiz, diyordu. Şimdil günlük olarak HDP'li milletvekilleri dahil bütün HDP'lileri aşağılamakta ve evlere sürek avlarına çıkılmaktadır. Binlercesi hapislere alınmakta, operasyonların ardı arkası kesilmemektedir. HDP'li belediye başkanlarının çoğu görevden alınmış ve tutuklanmıştır. Kalanları da çalıştırmamakta ve üzerlerindeki cendereyi giderek daraltmaktadır. Ülkenin gençlerini savaşa sürüp cenazeleri üzerinde iktidar hesapları yapmaktadır. Ölümleri kutsamaktadır. 'Şehit vererek vatan savunuyoruz' demogojisiyle yoksul halkın ocaklarına ateş salmakta, evlere habire cenazeler taşınmaktadır.
Erdoğan ölüm ve yıkım dışında herhangi bir çözüm görmemekte. Başka bir yolun bulunmasına ve tartışılmasına da şiddetle karşı çıkmaktadır Bu anlattıklarımıza Bahçeli'nin bir itirazı var mı? Yok. Eskiden Bahçeli daha açık ve kaba biçimde bunları savunuyordu. Erdoğan'la aralarındaki fark sadece nüanslardaydı. Şimdi o da kalktı, Erdoğan artık Bahçelileşmiş durumda.
Türkiye'de saflar artık netleşmiş durumda. Ergenekonculardan ulusalcılara kara ve yeşil faşistlere kadar antiKürt antidemokratik bir blokta biraraya gelmişlerdir. Türkiye'yi içte ve dışta savaş ve felakete götüren bu faşist bloka karşı safları sıklaştırmanın zamanıdır. Kaybedecek zaman yoktur. Demokratik, antifaşist blok yaratmak tarihi bir görev olarak halklarımızın önünde durmaktadır.