
Tarih yaprakları 1661 yılını gösterdiğinde Avrupa ’30 Yıllık Savaşı’ diye anılacak bir felaketten çıkmıştı. İnsanlar yerlerini yurtlarını bıraktı, yüzbinlercesi savaş yüzünden göç etti, şiddet her yana yayıldı, hastalıklar (veba vs.!) örneğin Almanya’nın bugünkü Rheinland ve Hessen bölgelerinde yaşayanların yarısını kırıp geçmişti.
Protestanlar ve Katolikler amansız bir savaşa girmiş, ‘Bartolomäus Gecesi Katliamı’ gibi katliamlarla onbinlerce insan katledilmişti. 1661 yılında bir bahar günü, takvimler 9 Mart’ı gösteriyordu, 5 yaşından beri kral olan, fakat tek başına yönetmeyen/yönetemeyen Kral 14.Ludwig sabahın yedisinde bakanları yanına çağırdı ve Fransa’nın geleceğini başka bir yöne doğru çevirdi: ’Bundan sonra kendi işlerimi kendim göreceğim! L’état, c’est moi – Devlet benim!’
Daha bir kaç yıl önce, 1649 yılında, İngiliz Parlamentosu İngiliz Kralını idam etmişti, Kral 14.Ludwig bunun Fransa’da tekrarlanmasından korkuyor ve buna engel olmak istiyordu. Önce parlamentonun bütün yetkilerini ellerinden aldı, sonra da bakanların yetkilerini sildi. 52 yıl sürecek olan bir diktatörlük zamanı başlamıştı!
Fanatik bir katolik olan 14.Ludwig başka inançlardan veya inançsız olanları en şiddetli tarzda baskı altına aldı, takip ettirdi. Onlara yaşama şansı tanımadı: ya katolik olacaklardı ya da savaşa yollanacak (ya da katledilecekler). Ludwig’in askerleri katolik olmayanların evlerini bastı, onların mallarına el koydu, katlettiler, kadınlara/kızlara tecavüz ettiler. Onbinlercesi Fransa’yı terketti, onların da evlerine, eşyalarına el konuldu. Kaçış da kurtuluş değildi: bugünkü Almanya bölgesine (Hessen veya Prusya) kaçabilenleri evlerine alan yerli halk, onların çoğunu öldürüp eşyalarına el koydular.
14.Ludwig ilkesini ilan etti: tek ülke, tek din, tek yöneten! (Tanıdık mı geldi!?)
Yoksul halk savaşlarda bitap düşerken, kırılırken, onun öfkesinden korkuyordu Kral 14.Ludwig. Paris şehrinde bugünkü Louvre müzesini saray olarak kullanan kral rahat değildi. Paris sokakları hasta, Paris sokakları yoksul, Paris sokakları bataklık...şehrin sokaklarında vebadan ölenlerin kokuları yayılıyordu bütün sokaklara. Yoksul sınıfın öfkesi günden güne büyüyordu. Tek çare gördü 14.Ludwig: Paris dışına kaçıp güneybatısında bugünkü Versay (Versailles) Köşkünü kurmak. Halk açlıktan ve hastalıktan ölürken, Kral kendisine kocaman bir Saray kurdurma planları yaptı. Sarayı kuracağı bölge bataklıktı, önce kurutulması gerekiyordu. Sonsuz bahçeler, sular düşünülüyordu Saray için, fakat su yoktu. Faciaya yol açacak bir şey düşündü Kralın mimarları: Seine nehrini Saraya bağlamak gerekirdi! Bu çaba içinde binlerce işçi bataklıkta yakalandığı mikroplardan ve ateşten öldüler! Kendini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak gören Kralın Sarayı da büyük olmalıydı! Sarayın etrafına konulan çiçek sayısı bile 2 milyondu! Saray despotluğun, diktatörlüğün sembolü olmuştu.
Fakat istediği kadar büyük olsun Saray, Kralın bizzat kendisi çürüyen sınıfın çürümüşlüğünü içinde barındırıyordu: ağız temizliğinden habersiz olan Kralın bütün dişleri erken yaşta çürüdü gitti. Ağzı kokan bir delikti.
Sadece Kralın kendisi değil, Versay Sarayın kendisi kokuyordu. Binlerce insan ‘Kralın güneşi etrafında ısınmaya’ çalışıyordu, çünkü 14.Ludwig’in bir adı da ‘Güneş Kralı’ idi. Saray da sadece alaturka dediğimiz tuvaletler vardı. Binlerce odanın sadece birkaçında sandalyeler vardı tuvalet işini görmek için. Aristokrasi birbirini ne kadar kıskanırsa kıskansın, tuvalet işini sorun etmezlerdi. Sarayın köşelerini bok götürüyordu. Örneğin Vendôme bölgesinin dükü Sarayda misafirlerini tuvalet sandalyesinin önünde karşılar, herkesin önünde temizlermiş değerli aristokrat poposunu! Bunu fırsat bilen yalakalar da iltifatta sınır tanımazlardı. Genç Alberoni’nin bunu gördüğünde şunu söylediği rivayet edilir: ’Ekselanslar, sizinki tam bir meleğin kıçı!’
Bir Pazar günü, 1 Eylül 1715 tarihinde, Kral öldüğünde, bütün Paris halkı sokaklardaydı ve mutluluktan oynuyordu. 72 sene Kral olan ve 54 sene tek başına yöneten Kral öldüğünde halk dans ediyordu.
Kralın temsil ettiği aristokrat ideoloji, din ve gericilik ve bunun bütün göstergeleriyle de hesaplaşan Aydınlanmacılar tarafından silinip süpürüldü. Pratik tarih sahnesinde de Fransız Devrimi 16.Ludwig’in idamıyla fırtına gibi aristokrasinin üzerinden geçti.
Bunları niye mi anlattım? 15 sene sonunda kimi muhalif arkadaşlarımızda, muhalif halkın bir kesiminde bir yorgunluk, bir küskünlük sezinleniyor, bu da kendini örneğin referandumda ‘boykot’ olarak ifade ediyor. Hayır, arkadaşlar, hayır, 14.Ludwig örneğinde görüldüğü gibi en uzun yöneten krallar bile tarih sahnesinden silindi gitti. Bu sarayın gericileri de silinip gidecek. Bunun için 72 yıl beklememize gerek yok. 16 Nisan’da çıkacak bir ‘Hayır’ Sarayı uçuracak devrimci fırtınanın bir ön habercisi olsun... Haydi yoldaşlar!