- CHP, 1995'te SHP’yi bir devlet operasyonuyla boğdu. Devlet, CHP’yi yeniden sahneye çıkardı; Kürt inkarında siyaseti yeniden tahkim etti; savaş yeni bir ivme kazandı. Devlet, yine CHP’sine sahip çıkıyor.
HEVAL TAHA
Bir süredir CHP üzerinden devlet içi bir kavgaya tanıklık ediyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararıyla genel başkanlık koltuğuna geri döndü. Üzerinden üç yıl geçmiş bir kongre sakatlanmış ilan edilerek “yargı” yoluyla siyasete yeni bir düzen verilme girişimi başlatıldı. Söz konusu kongrede “yenilikçiler” listesi ile genel başkanlık yarışına giren Özgür Özel ve arkadaşları, butlan kararıyla CHP içerisinde önce muhalif gruba dönüştürüldü, belli ki çok geçmeden de partiden ayrılmak zorunda bırakılacaklar.
Bunun çok benzer bir örneği 2016’da MHP içerisinde yaşandı. Orada da muhaliflerin olağanüstü kurultay için topladığı delege imzaları, bir mahkeme tarafından geçerli kabul edilse de bir başka mahkeme kararıyla olağanüstü kongrenin toplanamayacağı yönünde karar verildi. MHP, “hukuk” zoruyla Devlet Bahçeli’nin denetimine bırakıldı. Böylelikle MHP içerisinde muhalefet hem ifşa oldu hem de boşa çıkarıldı. Parti içindeki muhalifler yargı eliyle tasfiye edildi. MHP’den ayrılanlar, giriştikleri kavgada devletin “ilgili” tarafına yenilince, fabrika ayarlarına dönerek her manada hayatta kalabilmek için yeni kurdukları partiyle daha da sağa sapıp sisteme yamanma siyasetine gitti.
Bugün CHP’de yaşananlar, Türk sistem partilerinin birer devlet aygıtı olmanın ötesine geçememesinden kaynaklanıyor. Gerçek toplum kesimlerine dayanamayan ve güç odaklarının iktidar bölüşüm aracı halindeki siyasi partiler, en ufak bir çizgi dışı refleks gösterdiklerinde, düzen kurucu tarafından “hukuk” yoluyla hizaya getiriliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden Bülent Kuşoğlu’nun bir röportajında dile getirdiği “yaşananların bir derin devlet aklının tasarrufu olduğu” gözden kaçmamalı. Kuşoğlu’nun aynı röportajda, “Yeni İttihatçılık” vurgusu, yapılan müdahaleyi daha da iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Tekçi devlet ideolojisinin kurucusu Kemalist kadrolar da iktidardan düştükten sonra memleketten kaçan İttihatçıların yeni biçimi olarak ortaya çıkmıştı. Anadolu Müdafai Hukuk Cemiyetleri diye ifade edilen yapılar, İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden Kara Kemal ve Kara Vasıf’ın dağılmasını önlediği yerel İttihatçı yapılardan başka bir şey değildi. CHP yerelde de bu kadroların üzerinde şekillendi. Bugün sözü edilen yenilikçilere karşı yeni İttihatçılık çıkışı, CHP’yi fabrika ayarlarına döndürme çabası olarak karşımıza çıkıyor.
'Mutlak butlan' kararıyla görevden alınan Özgür Özel ve arkadaşlarının, ciddi bir program çerçevesi ortaya koyamamalarına rağmen “Yenilikçilik ve değişim” söylemleri, devlet tarafından CHP’nin ihtiyaç duyulan sınırların dışına çıktığı şeklinde yorumlandığı görülüyor. Bu, Özgür Özel CHP’sini müdahaleye açık bir hale getiriyor. Parti içerisinde yaşanan tartışma ve hatta çatışmaların dışarıda nasıl aksi seda bulduğu da operasyon hakkında zihin açıcı nitelikte.
Bu açıdan CHP içinde yaşanan ve ciddi bölünme potansiyeli taşıyan sorunlar karşısında özellikle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin verdiği tepkiler çok dikkat çekici. Butlan kararının hemen ardından, “Kemal Kılıçdaroğlu feragatte bulunmalı” diyerek kararı sorgulayan bir tavır takınan Bahçeli’nin tutumu kısa sürede değişti. Bahçeli, 12 Haziran Cuma günü partisinin yayın organı Türkgün gazetesinde yayınlanan röportajına, “Değişim insanlık tarihi kadar eskidir. Değişimi insanın çevreye çevrenin insana etkisi şeklinde değerlendirip, ilerlemenin bir aracı olarak kabul etmek mümkündür. Ancak değişim her zaman insanlığı daha iyiye, daha doğruya ve güzele ulaştırmayabilir, bunun bazen de daha kötüye götürme ihtimali söz konusudur” şeklinde başlıyor. Bahçeli’nin bu girişinin ardından sözü CHP’ye getirerek Özgür Özel ekibini sert bir dille uyarması, CHP’de yaşananların salt bir mahkeme kararı olmadığını gösteriyor. Bahçeli’nin, “Dile getirilen tarihsel iddiaya rağmen CHP bugünkü durumuyla kurucu kodlarından çok uzakta bulunmakta, tarihi sorumluluğunu yüklenememektedir” sözleri, yukarıda dikkat çektiğimiz CHP’nin fabrika ayarlarına döndürülmesinin en sarih tarifidir.
Bu arada 'mutlak butlan' kararıyla CHP Genel Başkanlığı koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel merkez binasında gerçekleşen grup toplantısındaki konuşması son derece dikkat çekiciydi. Konuşmasının hemen tümünü parti içi “aklanma”ya ayıran Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının sonunda “Kürt sorununun Meclis'te çözüleceğini söyleyen ilk parti biziz” çıkışı, CHP içerisinde yaşanan butlan operasyonunun bu sorundan bağımsız olmadığının ikrarıdır.
Özgür Özel ekibinin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde başta İstanbul olmak üzere bazı şehirlerde hayata geçirdiği 'kent uzlaşısı' seçimler düzleminde de olsa yeni bir siyasi aksın mümkün olduğunu gösterdi. Yine tekrarlayalım Özgür Özel ve arkadaşları her ne kadar “değişim” ile neyi kastettiklerini bir program çerçevesinde kamuoyu ile paylaşmış olmasalar da görünen o ki “değişim” sözünün kendisi statükoyu harekete geçirmeye yeterli oldu.
Olası bir seçim denkleminde daha da ciddi gelişme potansiyeli içeren 'kent uzlaşısı' modelinin en önemli etkilerinden birinin yürümekte olan demokratik toplum sürecine olacağı aşikar. CHP’de yaşananlar bu süreçte devletin resmi söylemi dışında bir müdahale biçimine devlet tarafından tahammül edilemeyeceğini gösterdi.
Bugün ciddi bir iç kırılma ile karşı karşıya olan CHP, 1995'te kendisinden dört kat fazla oy alan SHP’yi bir devlet operasyonuyla boğdu. Devlet müdahalesi CHP’yi yeniden siyaset sahnesine çıkardı. Devlet, Kürt inkarında siyaseti yeniden tahkim etti. Kürdistan’daki savaş yeni bir ivme kazandı. Kürt inkarı konusunda siyasal ufku kapasitesinde bazı raporlar hazırlayan SHP, bu konuda geleneksel CHP siyasetinin dışına çıkmayı başarmış bir yapıya sahipti. Bugün de devlet, 'mutlak butlan' yoluyla CHP’sine bir kez daha sahip çıkıyor.