
Bildirgede, sempozyuma Avrupa Konseyi, Almanya, Bask ülkesi, Belçika, Filistin, Güney Afrika, Hollanda, İrlanda, İsveç, Katalonya, Lübnan, Rojava ve Türkiye’den gelen delegelerin katıldığı anımsatıldı. Sonuç bildirgesinde, 2 gün boyunca yürütülen tartışmalar ile ilgili ortaya çıkan ortak görüşlere yer verildi:
* Evrensel insan hakları belgelerinde ifade edildiği gibi halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı duyar. Farklı inanç, etnik, kültürel ve sosyal farklılıklara sahip toplulukların ortak bir yönetim oluşturmaları ve toplumsal barışın sağlanması için yerel, yerinden ve özerk yönetimlerin oluşturulması; özerk yönetim araçlarıyla halkların kendi kendilerini ve bölgelerini yönetebilmesi ve kimliklerine, kültürlerine ve değerlerine uygun bir şekilde yaşamlarını örgütlemeleri.
* Çatışmalı bölgelerde yerele yetki tanıyan, yerel idarelerin güçlendirilmesini esas alan, yerelde merkeze karşı özerk yetkileri arttıran, yerinden yönetim ve demokrasi ilkelerine dayanan sistemler devletler tarafından kabul edilmelidir.
* Yerel ve bölgesel yönetimlere, bölgelerindeki tüm halklara anadilinde eğitim yapma yetkisinin verilmesi ve inanç özgürlüğünün önünün açılması.
* Katılımcı ve çoğulcu ilkeleri, farklı kimlikleri temel alan radikal demokrasinin uygulanması, yurttaşların doğrudan yönetime katılması ve yönetimi denetleme hakkına sahip olması.
* Toplumun yaşadıklarını atlatabilmesi için geçmişle yüzleşme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, savaşta zarar görenlere, siyasi tutuklu ve mültecilere yönelik destekleyici çalışmaların yürütülmesi ve onarıcı adalet sisteminin oluşturulması.
* Toplumsal ve siyasal sorunların giderilmesi amacıyla bir araya gelmenin başarılması ve egemenlerin demokrasi algısı ile yetinilememesi, barışın inşasının salt merkezi yönetimlere bırakılmaması.
* Çatışmalı bölgelerde kadınların müzakere süreçlerine doğrudan katılım ve temsil edilmelerinin sağlanması; barışın inşasında kadınların ve çocukların lehine politikaların hayata geçirilmesi için özgün bütçelerin oluşturulmasının gerekliliğine vurgu yapar.
* Rojava halk devriminin elde etmiş olduğu kazanımlarının bilincinde olup, bu devrimin sonuç alıcı bir biçime evirilmesi için tüm devrimci demokrat güçlerden destek ister ve Rojava halkı üzerindeki ambargonun derhal kaldırılması için de herkesi dayanışmaya çağırır.
* Bölgesel ve küresel emperyal güçlerin uzantısı olan kimi grupların insancıl hukuka aykırı sivil katliamları kınıyoruz. Konferansımız, gerek Suriye rejimine gerek muhaliflere savaş hukukunun tüm gereklerine uyması çağrısında bulunur.
* Halkların verdiği mücadele dolayısıyla Fransa, İngiltere, İspanya, İsrail, Suriye, Türkiye ve diğer tüm iktidar güçleri tarafından hapsedilen siyasi tutsakların serbest bırakılması, egemen devletlerin işgallerine son verilmesi, legal siyasetin yapılabilmesi için tüm şartların oluşturulması, müzakere süreçlerinin başarıya ulaşması için gereken çaba ve mücadelenin verilmesi için çağrıda bulunur.”
Farklı kentler benzer sorunlar
Bask Belediyeler Birliği, barışa ulaşmak için geleceğe bakmanın ve çok çalışmanın gerektiğini dile getirdi. Filistin’deki tüm kentsel altyapının yıkıldığını belirten Ramallah Belediyesi, işbirliği ve destek istedi. Qamişlo Belediyesi, devrime yakın olduklarını, ancak daha çok dayanışmaya ihtiyaç duyduklarını kaydetti. Nusaybin, Bağlar ve Efrîn Belediyeleri ise kadınların durumuna dikkat çekti.
“Bölgesel Çatışmaların Çözümünde ve Barışın İnşasında Yerel Yönetimlerin Rolü” konusunda Lübnan, Rojava, Filistin, Hollanda, Belçika, Katalan ve Bask ülkesinden çok sayıda katılımcı sunum yaptı.
Bask’tan Llano: Geleceğe bakmalı
Başkanlığını BDP Yerel Yönetimler Komisyonu Üyesi Hasan Fırat Üner’in yaptığı oturumda, ilk sunumu Bask Belediyeler Birliği Dış İlişkiler Müdürü Maite Juliana Iturre Llano yaptı. Llano, 1999 yılında kurulan bir birlik olduklarını, ETA’yla ilişkilendirilmeleri nedeniyle haklarında dava açıldığını, birçok üyelerinin tutuklandığını, bu nedenle birliği yeniden yapılandırmak zorunda kaldıklarını, ETA ile olan bağlantıları reddettiklerini, ancak Bask ülkesini desteklediklerini söyledi. Bin 500 üyeleri ve 8 bölgelerinin olduğu bilgisini veren Llano, Bask ülkesinin tarihini kısaca özetledi. Bin 500’den fazla müzakere yürütüldüğüne dikkat çeken Llano, barış sürecinin sonuçlandırılması için adalet ve affetmek gibi kelimelere takılmak yerine geleceğe bakmak ve çok çalışmak gerektiğini kaydetti. Llano, “Her birimizin özeleştiri yapması lazım. İnsan hakları mücadelesi mücadelemizin temelini oluşturmalı, farkındalık yaratan kampanyalar, çalışmalar yürütülmeli, savaş zamanında kurulamayan ilişkiler onarılmalı, oturup birbirimizi dinlemeliyiz” dedi. Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela’nın, “Düşmanınla barış yapmak istiyorsan, onunla beraber çalışmalısın. Sonra arkadaş olacaksın” sözlerine atıfta bulunan Llano, şunları söyledi: “Düşmanınla birlikte barış yapmak istiyorsanız, onu anlamalısınız. Konuştuğumuz kişiyi dinlemeli, empati yapmalısınız. Çünkü görüşmelerden sonra bu insanlar sizin dostunuz olacaktır. Toleransı, hoşgörüyü yaymak için çalışmalıyız.”
Şiddet bittikten sonra
Şiddet bittikten sonra yeni bir siyasi kültüre ihtiyaç olduğuna işaret eden Llano, demokratik normalleşme sürecinde saygı, hoşgörü, katılımcılık, karar alma süreçlerine etkin olma gibi değerlerin yanı sıra, normalleşme ve iyileşme süreçleri için yetkililerin, bu yolda emek verenlerin daha çok çalışması gerektiğini vurguladı. Bu tutumun, olumlu barışı yapılandırma sürecine geçişi hızlandıracağını, ideal barışı yayacak bazı aktivitelerin yapılması gerektiğini belirten Llano, Bask ülkesinin kendi geleceğini tayin etmesi, siyasetinin normalleşmesi, barışa ulaşılmasını istediklerini sözlerine ekledi.
Nusaybin Belediye Başkanı: Çaresiz değiliz
Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan ise yerel yönetimler üzerindeki baskılar ve kadın çalışmaları hakkında bilgi verdi. Türkiye’de sadece dört kimliğin kabul edildiğini, bunun dışındaki tüm kimliklerin dışlandığına dikkat çeken Gökkan, bu anlayışın farklı inançlara, kimliklere saldıran ırkçı bir yapısı olduğunu ifade etti. Irkçı, otoriter ve tekçi anlayışın, daha yakın bir zamanda, Kürtleri ret ve inkar ettiğini, 4 bin köyün bu nedenle yakılarak boşaltıldığını, binlerce insanın şehirlere göç etmek zorunda kaldığını, binlerce insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatan Gökkan, devletin hala bölgedeki belediyeleri paydaş olarak değil, suçlu olarak gördüğünü söyledi. Sürekli denetim ve gözetim altında olduklarını, hiçbir yerden destek alamadıklarını, dağların ve sınırların mayınlarla döşendiğini, bu nedenle çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini belirten Gökkan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama biz çaresiz değiliz. Kendi modelimiz var. Özellikle kadın hareketini kurduk. Eşbaşkanlık sistemini getirdik. Kadın özgünlüğüne göre kenti dizayn etmek için cinsiyet eşitlikçi politikalar uygulamaya başladık. Sivil mimarinin gelişimi için, engellilerin kentte daha rahat hareket edebilmesi için çalışmalar yürüttük. Kadına yönelik şiddete karşı, iki eşliliğe, erken yaşta evliliğe karşı büyük mücadele yürüttük. Toplu iş sözleşmesine maddeler koyarak, bu yönlü sorunlar yaşayan kadınların yanında yer aldık.”
Ramallah’tan Inabi: Yerel yönetimleri farkettik
Filistin’den Ramallah Belediyesi adına katılan Amin Inabi ise toplantıda bulunanların ortak noktasının işgal altındaki halkların acıları ve bu acılardan kurtulmak için verilen mücadele olduğuna dikkat çekti. Filistin’in 1948 ve 1967’de iki kez İsrail’in işgaline uğradığını, askeri yönetim altında büyük acılar çekildiğini, bunu kelimelerle anlatmanın mümkün olmadığını ifade etti. İşgal sırasında, halka hizmet etmek için yerel yönetimleri güçlendirmek gerektiğini fark ettiklerini vurgulayan Inabi, İsrail’in Filistin’in altyapısını yıkmaya çalıştığını, yerleşim yerlerini genişleterek Filistin halkının boğulmaya çalışıldığını anlattı. Ramallah’ın Filistin’teki konumu hakkında bilgi veren, İsrail işgalinin yerel yönetimlerin ve halkın en büyük sorunu olduğunu belirten Inabi, Oslo anlaşmasıyla bölgenin üçe bölündüğünü, buna rağmen İsrail’in Yahudi yerleşim yerlerini genişletmeye çalışarak, uluslararası anlaşmaları hiçe saydığını anlattı. Yeryüzü sularına İsrail’in el koyduğunu, 12 Filistinlinin tükettiği suyu 1 İsraillinin tükettiğini, topraklarını, zenginliklerini İsrail’in çaldığını söyleyen Inabi, 2004-2008 yılında yapılan saldırılarda kentsel altyapılarının yıkıldığını belirterek, tüm belediyelerden, ülkelerden Filistin’le işbirliği içinde olmalarını, sıkıntılarını gidermede kendilerine yardımcısı olmalarını istedi.
Şemdinli Belediye Başkanı: Barış için yerel güçlenmeli
İkinci günün ilk oturumunun dördüncü konuşmacısı olan Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre ise, Şemdinli’nin Türkiye, Irak ve İran’ın resmi hakimiyetleri arasında bulunan bir ilçe ve PKK’nin savaşı başlattığı ikinci merkezden biri olduğu bilgisini vererek, “Bu nedenle halkın mağduriyetlerinin de en yüksek noktada hissedildiği bir yer” dedi. Kürt siyasetinin yerelde iktidar olma yolculuğunun 1999 yılında başladığını, tekçi, merkezi, otoriter devlet anlayışının bu tarihten itibaren Kürt coğrafyasında kabul edilmediğini vurgulayan Töre, üç dönemdir yerel yönetimlerde olan Kürt siyasetini devletin kabul etmemesi nedeniyle çok badireler atlatıldığını, savaşın yoğunlaştığı dönemlerde baskıların, ötekileştirmenin, kriminalize etmenin yoğunlaştığını kaydetti. Yerel yönetimlerin karşılaştığı sıkıntılarla ilgili spesifik örnekler veren Töre, sıkıntıları kısaca şöyle sıraladı: “Vesayet denetiminin hiyerarşik denetime evrilmesi durumuyla karşı karşıyayız. Devletin genel siyasetini yürütmüyorsanız, kamu görevlisi olarak görülmüyorsunuz. Farklı nitelendirmelere tabii tutuluyorsunuz. Kent meclisleri, halk meclisleri kurduğumuzda KCK adı altında operasyonla kriminalize ediliyoruz. Bu meclislerde görev alan çok sayıda arkadaşımız bu nedenle tutukludur.”
Töre, katılımcı demokrasinin geliştirilmesi ve yerelin güçlendirilmesinin barışın inşasında yerel yönetimlere düşen en önemli görev olduğunu sözlerine ekledi
.
Qamişlo’dan Abdullah: Ahlaki devrim mücadelesi
Qamişlo Belediyesi’nden Muaz Abdullah konuşmasını Rojava’daki durum hakkında bilgi vermeye ayırdı. Abdullah, Rojava’daki devrimin 2.5 yıldır değil yıllardır sürdüğünü, bu nedenle birçok köylerinin boşaltıldığını, insanlarının sürgün edildiğini ve katledildiğini belirtti. Devrimin savaşla değil ahlaki bir şekilde olmasını istediklerini, ancak olmadığını, birçok şehrin özgürlüğünü elde ettiğini anlatan Abdullah, “Devrime uzak değiliz” dedi. Başlangıçta Suriye rejiminin, ardından çetelerin kendilerine saldırdığını, çetelerin Kürtlerin ülkelerini ve kimliğini kabul etmediğini vurgulayan Abdullah, bu nedenle çetelerle ortak noktalarının olmadığını, halkları, hakları ve ülkeleri için ahlaki bir devrim mücadelesi yürüttüklerine dikkat çekti. Yardım ve dayanışma çağrısı Halk savunma birliklerini öz güçleriyle kurduklarını, 30’a yakın kurum oluşturduklarını, belediye ve sağlık komiteleriyle çalışmalarını hızlı bir şekilde sürdürdüklerini anlatan Abdullah, devrim mücadelesi nedeniyle şehirlerde çöplerin biriktiğini, temizlik yapılamadığı için salgın hastalıkların baş gösterdiğini, komitelerin ve belediyelerin mahalleleri çöpten temizlemek için çalıştığını kaydetti. Savaş cephesinin çok genişlediğini, ambargonun devam ettiğini, daha işin başında olduklarını vurgulayan Abdullah, acil yardım çağrısında bulundu. Uluslararası kurumların seslerini duymasını isteyen Abdullah, dayanışmaya; jeneratöre, suya, ilaca, erzaka ihtiyaçlarının olduğunu söyledi.
Bağlar Belediye Başkanı:Kadınlara yer verilmiyor
Abdullah’ın ardından konuşan Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran, kadınların barış süreçlerine katılımı hakkında sunum yaptı. Çatışmalı alanlarda ve üst düzey görüşmelerde kadınlara yer verilmediğini belirten Baran, BM ve AB’nin tavsiye kararlarına dikkat çekerek, cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik uygulamaların önemini vurguladı. Kadın eşitliğine en fazla Katalanların önem verdiğini kaydeden Baran, savaş süreçlerinde yapılan görüşmelerde ve üst yönetimler tarafından yapılan görüşmelerde kadınlara yüzde 18 oranında yer verildiğini anlattı. Baran, bunun sürece katkı sağlamayacağını ifade etti. Kadınların arabulucu heyetler oluşturarak kendi kendilerini sürece dahil etmeye çalıştığını söyleyen Baran, bu durumun her yerde ortak sorun olduğunu sözlerine ekledi.
Efrîn’den Hüseyin: Demokratikleştirmeye çalışıyoruz
Daha sonra konuşan Efrîn Belediyesi’nden Nurşen Hüseyin de yerelde ve savaşta kadının konumuna değindi. Efrîn Belediyeler Birliği olarak demokratik belediyenin ve meclisin oluşması için çalışma yürüttüklerini belirten Hüseyin, önlerine koydukları yolun ekolojik, bağımsız ve demokratik bir toplum olduğunu vurguladı.
DİHA/AMED