• Demokratik toplum, devletin topluma ne kadar alan verdiğiyle değil, toplumun devlet karşısında ne kadar özne olabildiğiyle ölçülür.
  • Kürt meselesinin çözümü, bir halkın devlete sığdırılması değildir. Devletin, halkların özgürlüğüne sığacak kadar demokratikleşmesidir.

AZİZ DAVRAN

Bir toplumun tarihini anlamak için bazen anayasasına değil, neyi söylemekten korktuğuna bakmak gerekir. İktidar, yalnızca yasalarla değil, insanların zihninde mümkün olanla olmayan arasına çizdiği görünmez sınırlarla da kurulur. Bir dilin kamusal alandan dışlanması, bir kimliğin inkâr edilmesi, insanın kendi varlığını ifade ederken devletin ne düşüneceğini hesaplaması… Bunlar yalnızca geçmişin sorunları değildir. Bir siyasal düzenin topluma nasıl baktığını gösteren işaretlerdir.

Bu nedenle Kürt meselesini yalnızca çatışma, silah ve güvenlik üzerinden okumak yetersizdir. Asıl mesele, devletin farklı bir tarihsel toplumsallıkla karşılaştığında uzun süre kendisine benzeterek yönetmeye çalışmasıdır. Bugün sorulması gereken soru şudur: Devlet, Kürtleri nasıl sisteme dahil edecek değil; Kürtlerin var olan siyasal ve toplumsal öznelliğiyle nasıl birlikte yaşayacak?

Entegrasyon ile demokratik birlikte yaşam aynı şey değildir. Uzun yıllar Kürt meselesi bir 'güvenlik sorunu' olarak tanımlandı. Böylece yurttaşın talebi, tehdide; toplumsal hareket güvenlik riskine dönüştürüldü. Siyasetin yerine, kontrol geçti. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi'nin tarihini yalnızca silahlı mücadele üzerinden okumak eksiktir. Bu tarihin altında dilini, kültürünü, yerel siyasetini ve toplumsal örgütlülüğünü yeniden kurma çabası vardır.

Toplum, kendisi adına karar verilen bir nesne değil; kendi geleceğini kurabilen bir öznedir. Bu nedenle barış, yalnızca silahların susması değildir. Bir örgütün silah bırakması önemli olabilir fakat bir halkın siyasal sorunlarının kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aynı şekilde yeni bir yasa da tek başına demokratikleşme yaratmaz. Çatışmanın sona ermesi ile Kürt meselesinin demokratik çözümü aynı şey değildir. Birincisi güvenlik hedefidir. İkincisi siyasal dönüşümdür.

Gerçek çözüm; Kürtlerin devlete 'kabul edilmesi' değil, devletin toplumun çoğulluğunu kabul etmesidir. Bir halkın dili için izin istemesi, kimliği için onay beklemesi, siyasette 'makbul' sınırlar içinde kalmaya zorlanması demokrasi değildir. Demokratik toplum, devletin topluma ne kadar alan verdiğiyle değil, toplumun devlet karşısında ne kadar özne olabildiğiyle ölçülür. Bu yüzden mesele yalnızca Kürtlerin hakları da değildir. Ana dil, yerel demokrasi, kadınların ve gençlerin siyasette gerçek özne olması, farklı kimliklerin eşit temsil edilmesi aynı sorunun parçalarıdır: Toplum kendi hayatı üzerinde ne kadar söz sahibidir?

Gerçek barışın ölçüsü de burada ortaya çıkar. Çatışmasızlıkta silah yoktur; barışta adalet vardır. Çatışmasızlıkta sessizlik vardır; barışta söz vardır. Çatışmasızlıkta korku geri çekilir; barışta korkunun kaynağı ortadan kaldırılır. Bu nedenle Türkiye’nin önündeki tercih, yalnızca savaş ile barış arasında değildir. Eski devlet aklıyla yeni bir sessizlik mi, yoksa gerçek bir demokratik dönüşüm mü? Gerçek barış, devletten yalnızca silahları susturmasını değil, kendisini de sorgulamasını ister; tarihini, inkârlarını, şiddet biçimlerini ve topluma üstün olduğunu varsayan siyasal reflekslerini.

Artık mesele, “Kürtleri Türkiye’ye kazandırmak” değildir. Kürtler zaten burada. Asıl mesele, Türkiye’nin kendi çoğulluğuyla ne zaman barışacağıdır. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir yasa değil, yeni bir siyasal tahayyüldür: Devleti toplumun efendisi olmaktan çıkaran, yereli güçlendiren, farklı kimlikleri eşit gören ve toplumu kendi geleceğinin gerçek öznesi yapan bir düzen. Mesele, yalnızca Kürt sorununu çözmek de değildir. Kürt meselesini ortaya çıkaran siyasal düzeni dönüştürmektir.

Artık eski sorularla yeni bir gelecek kuramayız.

“Kim kazanacak?” yerine, “Nasıl birlikte yaşayacağız?”

“Devlet ne verecek?” yerine, “Toplum neye karar verecek?”

“Silahlar ne zaman susacak?” yerine, “İnsanları yeniden silaha ihtiyaç duymayacakları bir düzene nasıl kavuşturacağız?”

Gerçek dönüşüm, sorular değiştiğinde başlar.Belki de bugün Türkiye’nin önündeki en büyük tarihsel imkân budur: Devletin toplumu biçimlendirmesinden, toplumun devleti demokratikleştirmesine geçiş. Kürt meselesinin demokratik çözümü, bir halkın devlete sığdırılması değildir. Devletin, halkların özgürlüğüne sığacak kadar demokratikleşmesidir.