Kurulduğu günden beri hatta daha kuruluş aşamasındayken bu devlet sayısız cinayet işlemiş ve katliamlar yapmıştır. Bugüne kadar bir tekinin bile hesabı verilmiş değildir. Tam tersine her gelen kendisinden önce yapılan katliamların üstünü örtmekte ve kendisi yeni katliamlarla devlet düzenini sürdürmektedir. Devleti yönetenler ister sivil görünümlü diktatörler, ister askeri darbeciler, isterse AKP gibi yüzde elli oy almakla övünenler olsun sonuç değişmemektedir. Esas olan zihniyet devlet egemenliğini her neye mal olursa olsun sürdürmektir. Bu açıdan bakınca insan ve insan hakları teferruat sayılmaktadır.
Osmanlı döneminde yapılan Alevi-Kızılbaş katliamlarına karşı çıkan, bunları kınayan kimse var mı? Hangi parti Ermeni soykırımını kabul edip kınıyor?
Bırakalım cumhuriyet tarihini, Osmanlı döneminde işlenen katliamları bile savunmanın ve üstünü örtmenin anlamı nedir?
Daha cumhuriyet kurulmadan TKP kurucuları ve ilk MK üyeleri Mustafa Kemal’in daveti üzerine Anadolu’ya gelmişlerdi. Ama 28-29 Ocak 1921 gecesi Karadeniz’de hançerlendiler. Hangi parti Mustafa Suphilerin Karadeniz’de kahpece katledilmelerini merak edip araştırıyor?
Cumhuriyet tarihinde 28 Kürt isyanı olduğu, PKK önderlikli son isyanın 29’uncu isyan olduğu yazılı. Hala bu isyanlar ve devletin yaptığı katliamlar üzerine ciddi bir araştırma ve özür dileme var mı? Hele yıldönümünde olduğumuz şu günde Dersim katliamını açığa çıkarmak için halkın kendi çabaları dışında yapılan bir şey var mı?
Tek parti diktası altında yapılan zulümler çok partili dönemde de sürmedi mi?
6-7 Eylül 1955 vahşet ve yağmasının hesabı soruldu mu?
60’lı yıllardan bugüne yükselen emekçi kitlelerin mücadelesine karşı işlenen on binlerce cinayetten hangisinin failleri bulundu? Failleri kim niye gizleyip koruyor?
Yakın tarihin Maraş, Malatya, Çorum, Sivas Alevi katliamlarının faillerini kimler koruyup milletvekili yaptı?
90’lı yılların başından geçen seneye kadar her Newroz’u kim-niçin kana buladı? En yakındaki Roboskî katliamının üstünü kimler- niye örtüyor?
Örnekleri daha da arttırabiliriz. Belirtmek istediğimiz her devirde ve kim iktidar olursa olsun devletin tekçi-baskıcı zihniyetinin değişmediğidir. Bu zihniyet halkın temel hak ve özgürlüklerine düşmandır. Halkı özgür insan olarak değil teba ve köle olarak görür. Bunu halka da kabul ettirmek için her türlü zulmü yapar. Halk bu zulme ve egemen zihniyete karşı isyan ediyor. Ezilen halklar için bu zihniyeti bir askeri dikta, A ya da B kişisi ya da partisi sürdürmüş fark etmez. Bu durum vesayetçi zulüm sisteminin farklı kişiler-partiler tarafından sürdürülmesi demektir ki halk bunu kabul etmiyor. Vesayetin kökünden yıkılıp temizlenmesini istiyor.
Demokratik kurtuluş ve özgür yaşam için başlatılan atılımın karşısındaki güçler hiç de boş durmuyor. Bu süreci durdurmak ve tersine çevirmek için her şeyi yapıyorlar. Çünkü sürecin ilerlemesi ve başarısı bütün kirli savaş çetesi ırkçıların ortaya çıkarılması ve hesap vermesi demektir. AKP’nin tekçi zihniyeti ve kaypak yapısı da onlara cesaret veriyor. Ama şunu herkes bilmelidir ki “Akan suya kilit vurulamaz, su tersine akıtılamaz.” Akan suya barajlarla kilit vurmaya kalkanlar, sonuçta patlayan barajların selinde boğulurlar.
İşçi sınıfı, Kürdistan halkı ve tüm ezilenler vesayet rejimine son verecek, demokratik bir toplum kurabilecek ve birikmiş tüm insanlık suçlarının hesabını sorabilecek güçtedir. Yeter ki yeni sürecin ruhuna ve ihtiyaçlarına uygun olarak birleşip mücadelelerini yükseltsinler. Her türlü statükocu-halk düşmanını korkutan gelişme de budur.
Devlet vahşeti
1 Mayıs günü İstanbul’da şahit olduğumuz devlet vahşeti üzerinde durmak gerekiyor. Bu vahşeti sadece emniyet müdürünün, valinin, içişleri bakanının ya da bizzat başbakanın suçu sayıp geçmek yetersiz bir yaklaşım olur. Elbette bütün idari mekanizma bu vahşetten sorumludur ve hesap vermelidir. Ama sorun bugünkü yöneticilerin kişisel kusurlarından daha çok egemen olan devlet zihniyeti ve refleksidir. Bu zihniyetin örneklerini sistemli olarak her gün birkaç yerde ve olayda görüyoruz.