Yazının başlığına bakarak kavram kargaşasına dahil olduğumu zannetmeyin. Devletin ismi AKP devleti değildir. Devletin ismi bellidir: TC. Sömürgeci TC devletinin 1993’lerden bu yana belli bir stratejisi vardır: Zulüm, İnkar ve İmha. Sömürgeci devletin bu malum stratejik hedefe varması için kullandığı taktikler vardır: Böl, Parçala, Yönet.
Kürt Özgürlük Hareketi otuz yıldan bu yana devletin bu strateji ve taktiklerini elinden geldiği kadarıyla boşa çıkartıp, sömürgeci devletin yüzünü deşifre etti. Sömürgeci devletin Kürt Özgürlük Hareketine olan bitmez, tükenmez kinide buradan kaynaklanıyor.
İktidar mekanizmasında hangi parti olursa olsun sömürgeci devletin bu strateji ve taktikleri değişiklik göstermez. Onun için bu sömürgeci devletin ismi iktidardaki partiye göre değişim göstermez. Bu devletin ismi SÖMÜRGECİ TC DEVLETİ’dir.
Devlet(AKP) yeni “Kürt Stratejisi”ni kamuoyuna Milliyet ve Taraf gazeteleri kanalıyla yansıttı.
Devletin yeni “Kürt Stratejisi”ni kamuoyuna yansıtanlar ise devletin gazetecileri olan Milliyet gazetesinin köşe yazarı Fikret Bila ile Taraf gazetesinin köşe yazarı Emre Uslu idi.
TC Başbakanı Seul’e “Nükleer Silahlar Konferansı”na giderken basın mensuplarının sorduğu sorulara verdiği yanıtlarda “Yeni Kürt Stratejisi”ni doğruladı.
Basına yansıyan, TC Başbakanının doğruluğunu onayladığı strateji aslında yeni bir strateji değil, eski stratejinin yenilenmiş halidir. Kürt Sorunu’nun çözümünde 1990’ların -daha doğrusu 1923’lerden bu yana devam ede gelen- stratesine dönüştür. Kürtleri 85 yıldır yıkadıkları havuzda yine yıkamak istiyorlar.
Devletin yeni olarak sunduğu stratejiye göre bundan böyle Öcalan, Kandil ve Avrupa’daki temsilcileri muhatap alınmayacak. Sömürgeci TC yönetimleri 2006 yılına kadar zaten Kürtlerin temsilcilerini muhatap olarak dikkate almadı. 1925-40 arasında zulme, inkara, imhaya karşı çıkan Kürtlerin isimleri asi, eşkiya, sergerde idi. Başkaldırıların hepsinin arkasında da özellikle İngiliz, Fransız vs. entelijiyanslar vardı. 1984’ten bu yana da başkaldıran Kürtlerin isimleri “terörist”tir. Arkalarında da başta ABD olmak üzere batılı devletler, Sovyetler ve onların uzantıları vardı.
Devlet(AKP) Kürt sorununu muhatapları ile çözmeye yanaşmadığı gibi, onun uzantıları ile de çözmeye yanaşmıyor. Parlamentodaki seçilmişler ve sivil toplum örgütleri ile Kürt sorununu çözmeye çalışacağını söylüyor.
Parlamentodaki seçilmişler ise BDP’dir. BDP’nin muhataplık konusundaki tavrı açıktır. Erdoğan ise İmralı ve Kandil ile irtibatını kesmediği müddetçe BDP’nin muhatap alınmayacağını açıkça deklare ediyor. Geride kalanlar ise kendi partisindeki Kürt kökenli milletvekilleri ile parlamento dışındaki marjina Kürt partileri oluyor. Bunların seçimlerde aldıkları oylar ise tüm Türkiye genelinde 30 bine ulaşmıyor.
Erdoğan Kürt sorununu Kürtlerle, PKK sorununuda PKK ile çözeceğini söylüyor. Kürt sorununu PKK sorunundan ayırıyor. Kürt sorunu PKK’den ayrı değildir. PKK kangrenleşmiş Kürt sorununun sonucudur.
PKK’nin uzantısı olduğunu söylediği BDP/Blok son seçimlerde üç milyona yakın oy aldı. 36 bağımsız milletvekilini TBMM’ye taşıdı. Kürdistan’da yerel yönetimlerde 100’ü aşkın belediyede iktidardadır. Erdoğan şimdi tüm bu gerçekleri gözardı edip isimlerini ağzıma almak almak istemediğim bir kaç tane aydın(cık), T.Akyol’un danışmanları, her devirde giyindiği mağazanın reklamını yaparak kendisini yaşatan askersiz generallerle Kürt sorununu çözmek istiyorsa avucunu yalar. Bekleyip göreceğiz Erdoğan mı, çömezleri mi yaman? Yoksa Kürt halkı mı yaman?
MİT-Polis(cemaat) çatışmasında ilk raundu Erdoğan’ı arkasına alan müzakkereciler kazanmıştı.
Erdoğan kendisine göre yeni olduğunu ileri sürdüğü devletin eski stratejisine göre terörle (Kürt özgürlük hareketi ile)mücadele, siyasetle müzakkere diyor. Ancak basına sızdığı kadarıyla müzakereciler Erdoğan’ın ayağından kendi kalelerinde bir gol yediler. Şimdilerde maç berabere devam ediyor. Türk başbakanını danışmanları fena yanıltıyor galiba. Devlet (AKP) en büyük yanılgısını yeni olduğu söylenen bayat strateji Kürt’ün çelik iradesine çarpıp darmadağın olduğunda yaşayacaktır. Kahramanlık haftasında tüm kahramanları, özellikle bir mezarları bile olmayan isimsiz kahramanları saygı ve sevgi ile anıyorum.
***
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 26 Mart 1994 tarihinde DEP Nizip yöneticisi ve KUM üyesi Mehmet Şen kaçırılarak kontgerilla tarafından şehit edildi. 
* 28 Mart 1986 tarihinde HRK (Heza Rızgarıya Kurdistan) Komtanlarından Eruh baskını Kurmayı Mahsum Korkmaz Gabar dağında şehit düştü. Onun adına Mahsun Korkmaz akademisi kuruldu, anısına ARGK oluşturuldu.
* 28 Mart 1980 tarihinde Derik’e bağlı Şıkestun mezrasında TSK girilen çatışmada bir yüzbaşı ve iki er yaşamını yitirdi. Kürt savaşçıları Ahmet Kurt, Mehmet Kurt ve Salman Doğru şehit oldular.
* 28 Mart 2006’da Muş Şenyayla’da 14 HPG gerillasının kimyasal silahlarla şehit edilmesi üzerine Diyarbekir’de halk serhildanı başladı.
* 30 Mart 1992 tarihinde Kürt yurtseveri ve siyasetçisi, din alimi Melê Ebdullahê Tımoki G.Batı Kürdistan’da aramızdan ayrılarak Hak’ın rahmetine kavuştu.
* 31 Mart 1947 tarihinde Muhabbad’ta Çarçıra meydanında Qazi Muhammed, kardeşi Sadri Qazi ve amcası oğlu Seyfi Qazi sömürgeci İran devleti tarafından idam edildiler.