Ne yazıyor Resmi Gazete? Anadolu-Mezopotamya topraklarının halklar mezarlığına çevrilişine ilişkin özeleştiri ile mi başlıyor kararname? Ve nasıl bir sistem öneriliyor ki, yüzlerce yıldır katliam korkusuyla yaşayan Türk olmayan halklar, Sünni ve Hanefi olmayan din ve inançlar, kadınlar, farklı yaşam tercihleri bugünlerinin ve geleceklerinin güven içinde olduğunu hissederek; tekleştirilme amaçlı katliamları ve katliam korkusu yaşamadan, "kendi farklılığını koruyarak birlikte yaşam" içerisinde yer alabilsin?
***
Belli ki sayın Öcalan’da süreci riske sokmak istemeyen titiz cümleleriyle, atılan adımlara yönelik hoşnutsuzluğunu dışa vurmuş. Öcalan’ın son görüşmede karara ilişkin ilk yorumu şöyledir: "Burada dar anlamda yürütülen görüşmelerden, müzakere yanı ağır basan bir kararlılık ortaya çıkmış ve bu düzeyde mutabakata varılmıştır. Gelinen noktada yol haritasının eylem planı da ortaya çıkmış bulunmaktadır. Artık birincil öneme haiz olan şey bu yol haritası ve eylem planının anlamlı bir ilkeler bütünlüğü ile çerçevelenmesidir."
Bu özlü paragraf yıllardır vurguladığım birkaç gerçeğin de altını çizmektedir:
Görüşmeler, çok taraflı toplumsal bir sorunun çözümüne içerik, biçim, esas ve usulden uygun olmayan bir darlıkta sürdürülmektedir. Böylesi devasa ve köklü bir sorunlar yumağı bu tür bir yöntemle çözülmesi olanaksızdır. Bu darlık, Türk Devletinin sorunu kabul etmeme refleksinden kaynaklanmaktadır. Yanlış bir ifade ile sadece "Demokratikleşme" adımı olarak kabul edilse bile, görüşmeler kamuoyuna yansıtıldı diyerek tahkikatlar açtıran, İmralı ziyaretçilerinin bazılarına veto uygulaması getiren; sayın Öcalan’ın diğer Kürt politikacılarla görüşmelerinin önünü kapamak için ziyaretleri daha rutin hale dönüştüren taraf devlet tarafıdır.
Öcalan "müzakere başladı" müjdesini veremiyor; müzakere yanı ağır basan bir kararlılık"tan söz ediyor. Cümlenin kuruluşu rastlantısal değil. Ortada henüz müzakere yok, "eh artık müzakere yapalım" düşüncesi var. Ve demek ki, iki yıldır "müzakere" sözcüğü ortaya atılmasına rağmen, "kararlılık" ancak ilk kez ortaya çıkıyor… Yani Devlet görüşür "gibi" yaptı bunca zaman… Halkları oyaladı…
"Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Kapsamında Yürütülecek Çalışmalara İlişkin Esaslar’ın yürürlüğe konulması" başlıklı Bakanlar Kurulu kararı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Belgenin "Amaç ve kapsam" başlıklı giriş cümlesi şöyle: "2002 yılında 58'inci Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin kuruluşundan itibaren kararlı bir şekilde gerçekleştirilen demokratik reformların ve 2009 yılında başlatılan "Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi"nin bir devamı olarak; 2013 yılında 61'inci Hükümet tarafından daha güçlü, demokratik, özgür, güvenli ve huzurlu bir Türkiye için "Çözüm Süreci" olarak adlandırılan süreç başlatılmıştır… Çözüm süreci; bölücü terörü sona erdirerek Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü güçlendirmeyi, ülkemizin istikrar ve kardeşliğini geliştirmeyi, Türkiye’yi demokraside, hukukta, ekonomide, dış politikada dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisi haline getirmeyi hedeflemektedir.
Çözüm süreci, temel yaklaşımı çokluk içinde birlik ve kardeşlik olan, tek bir insan hakkını korumayı tüm insanlığın hakkını korumak olarak gören eşsiz ve kadim medeniyet mirası üzerinde yükselmektedir. Bu medeniyet mirasını esas alan Hükümetimiz, bütün etnik, dinî, mezhepsel ve siyasal düşünce farklılıklarını bir sorun değil bir zenginlik kaynağı olarak görmektedir..."
Devletin çözüm süreci sözünden anladığı iki şey var: Birincisi "terörden kurtulmak", ikincisi "bölgesel emperyal güç olma"nın önündeki engelleri hızla kaldırmak.
Görüşme aktarımından bir başka cümle: "Gelinen noktada yol haritasının eylem planı da ortaya çıkmış. Yol haritası yok ortada; yol haritasının nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin eylemin planı var.
Yani atılan bir adımdan söz etmek mümkün değil.
Ve Resmi gazetede yayınlanan karara göre: "Çözüm Süreci Kurulu ve Kurumlararası İzleme ve Koordinasyon" tamamen devlet kurumlarından katılımlarla oluşturulacak. Hesaba göre "devlet çalacak, devlet oynayacak."
Eh artık şu süreci derli toplu masaya yatırmak zamanıdır? 30 Eylül’den fare bile doğmadı. Biz yine barışı savunmak ve bir barış yaratabilecek süreçleri yaratmak için dört elle sarılacağız çalışmalarımıza. Demek ki bunu gerçekleştirmeye niyetli kim varsa, o daha fazla gayret sarf etmek zorundadır. Biz bu kararlılığı göstermek zorundayız. Ama kendimizi aptal yerine koymaya çalışanlara hadlerini bildirerek; siyasal çıkarlarını sürdürmek için şark kurnazlığı yapan ilkesizlerin oyalama taktiklerinin malzemesi olmayarak; tarihine yönelik özürle başlamayan bir devletin, bu tarihi yaratan yapısal özelliklerini terk etmeye niyetli olmayacağını bildiğimizi ve gördüğümüzü bütün dünya kamuoyuna duyurarak barışı savunmak zorundayız.
Resmi Gazete’de çıkan karar üzerine de yazacağım.
Devlet’in ‘Son Kararı’
30 Eylül tarihi yeni bir milat olarak saptanmıştı sanki. Tartışmalar, tehditler, itidal önerileri hep bu tarih üzerinden içeriklendiriliyordu. Ve nihayet Bakanlar Kurulu Kararı Resmi Gazete’de yayınlanarak resmiyet kazanmış oldu. Artık bizim de bir Çözüm Komisyonumuz var. Bütün halkların gözü aydın!