Üzerinde “xwe bizane” yazan bir kapıdan girdik Kadın ve Savunma Çalıştayı’na. Kendimizi bilmek, tanımak ve kendimiz olmadan neyi nasıl savunacağımızı bilemeyeceğimizi ifade etmek için asılmış olmalı bu yazı. Mekan Kobanê olunca savunma-savunmasızlık halinin sonuçlarını daha iyi tahlil etme imkanı oluşuyor. Savunmanın hayati önemini anlatmaya kendini savunarak ayakta kalmış, kendini küllerinden yeniden yaratmış bir şehirden daha iyi örnek bulunmaz.

Bir gece önceden ulaşmıştık Kobanê’ye. Çalıştaya katılacak kadınların büyük bir kısmı savaş cephelerinden gelmişti. Rakka, Mınbiç, Şengal, Halep, Efrin, Şehba, Kandil’den gelen onlarca kadının her birinin üzerinde farklı renkte üniforma ve amblemler vardı. Dışarıdaki soğuk ve yağmura inat içeride çok içten sıcak bir ortam vardı. Kadın sohbeti, kadın ortamı denilince cinsiyetçiliğin kafamızda oluşturduğu algıdan kaynaklı başka çağrışımlar oluşur kafamızda. Oysa bu kadınlar bambaşka şeyler konuşuyordu. Onları dinledikçe bu konuşmalardaki anıların kaç romana, kaç sinema filmine ve şiire konu olabileceğini düşündüm.

Önemsiz bir detayı anlatır gibi bahsediyorlardı bedenlerine saplanan bomba, havan parçaları ya da mermilerden. Düştükleri pusudan, mayın patlamasından veya çatışmadan nasıl kurtulduklarını anlatırken çokça izlediğimiz bir savaş filminin sahneleri canlanıyor zihninizde. Kimi DAİŞ’in, kimi Türk devletinin, kimi ihanetçi çetelerin, kimileri Suriye rejiminin savaş taktiklerinden bahsettiler. Ne çok düşmanla savaşmak zorunda kalınmıştı. Bir de erkek egemenliği var bazen omuz omuza savaştığın yoldaşının dahi davranışına ince bir biçimde sızan. Savaşın yarattığı öfke ve iktidar duyguları karşısında doğayı, ekolojiyi, tarihi eserleri ve insan haklarını savunmak için verdikleri mücadeleyi.


Şehit düşenlerin hüznüyle doluyor gözleri

Komuta düzeyindekiler karşı karşıya kaldıkları zorlukları anlatıyorlar. Ortadoğu coğrafyasında yüzlerce erkeğe komuta etmek hiç de kolay değil elbette. Kürt toplumunda mücadele ile yaratılan dönüşümün tecrübelerini Arap toplumuna yansıtmaya çabaladıklarını anlatıyorlar. Örgütledikleri, eğittikleri genç kadınların ne kadar hızla gelişme kaydettikleri, cesaret kazandıkları, komutanlaştıklarından gururla söz ederken, şehit düşenlerin hüznü ile doluyor gözleri.


Söze bağlı kalmış 3 Sozdar

Hararetli bir sohbete dalmış üç kadının yanına oturuyorum. Tesadüf bu ya üçünün de adı Sozdar. Biri Halep YPJ güçlerinden, Şex Maqsut Mahallesi’nden gelmiş. İkincisi Rakka QSD güçlerinden. Üçüncü Sozdar ise Afrin YPJ güçlerinden gelmiş çalıştaya. Uzun zamandır birbirlerini görmemiş olmanın hasreti ile kucaklaşıyorlar uzun uzun. Üç Sozdar da Kürdistan özgürlük mücadelesine 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın esareti sonrası katılmışlar. Kürtçe’de söze bağlılık anlamına geliyor Sozdar. Söze bağlılığın giderek azaldığı bir çağda, karşı karşıya kalınan zorluklara rağmen söze bağlı kalmış üç Sozdar.


Cephenin çamuru üzerinde

Hepimiz can kulağı ile Raqqa’dan gelen Sozdar’ı dinliyoruz. Biz burada otururken orada sıcak çatışmalar yaşanıyor kaç gündür. Bir kaç saat olmuş cepheden geleli. Daha cephenin çamuru ve tozu üzerinde. Arada ‘acaba saçlarımı yıkama imkanı olur mu’ diye soruyor. Elbette diyor yanındakiler. Bir gece önce çatışmada yaralanan arkadaşlarını hastaneye bırakarak gelmiş çalıştaya. Bir yandan sürekli onları düşünüyor. Yaraları hafif ama yine de merak ediyor. Son bir kaç günde 300’den fazla insanı kurtarmışlar çetelerin elinden. Onu en çok mutlu eden şey ise kurtarılanlar arasında 5 Êzidî kadının bulunması. Onların hikayelerini dinlemiş, ‘o korkunç şeyleri anlatmaya dilim varmıyor’ diyor. Hep birlikte hüzünleniyoruz.


Bir komutan sorumluluğuyla

Raqqa hamlesinde yer alan her kadında bu hissin derinden yaşandığını biliyoruz: Şengal’li kadınların intikamını almak. Bu sadece DAİŞ’ten intikam almak anlamına gelmiyor. Çarpık namus anlayışından, kirli ittifaklardan, erkek egemenliğinden intikam almak.
Cephedeki durumu anlatıyor. Son birkaç gündür yağan yağmurun avantaj ve dezavantajlarını değerlendiriyorlar. Cebbel kalesinin fethini, düşmanın savaş taktiklerini, koalisyon güçlerinin yaklaşımlarını örnekler vererek anlatıyor. Bir kadın komutan olarak en fazla zorlandığı şeyin ısrarla ön cephelerde savaşmak isteyen sıcak kanlı genç kadınları kontrol etmek olduğundan dem vuruyor. Savaşın acımasız doğası karşısında onları donanımlı kılmadan cepheye göndermemeyi, cesaretlerine güvenmeme olarak ele aldıklarını anlatıyor. En çok bu anlarda zorlandığını söylüyor. Tecrübe kazanmaları, kendilerini sınamaları açısından sıcak savaş alanlarında aktifleşmek önemli kadınlar açısından. Ancak sonu yaralanma ve şahadetle sonuçlanınca bunun kendisine ne kadar ağır geldiğini de ekliyor sözlerine. Bu ince dengeyi tutturmanın bir komutanın sorumluluğunda olduğunun bilincinde.

Sonra telaşla yarınki çalıştayda ne konuşacağını bilmediğini söylüyor. Hepimiz gülüyoruz. Deminden beri anlattıkların zaten bu çalıştayın konusu diyoruz. O da gülüyor, heyecandan anlatamam diyor. Yaşadıklarını, bu muazzam tecrübeyi yazamamak, filmini çekememek, belgeselini yapamamak ciddi bir sorun diye geçiriyorum içimden. Elbette inkarcı olmayalım, yapılanlar var. Ancak küçük bir kesiti dahi dinlediğinizde yapılanların bunları ifade etmediğine kanaat getiriyorsunuz. Doğal bir sohbette rahatlıkla anlatılanı bir kayıt cihazı bıraksanız, kamerayı açsanız yada yazmasını isteseniz anlatamamaları ciddi bir sorun. Her birinin farklı gerekçesi var. Belki de bu çalıştay ve benzer çalışmalar bu tecrübeyi ifadeye kavuşturma ve dünya kadınlarına ulaştırma arayışını ifade ediyor.


Komutanlık biraz da anneliğe benziyor

İkinci Sozdar Halep’teki son durumu anlatıyor. Şex Maqsut’un fedakar halkının kendileri ile birlikte cephede yer alışları, topraklarına bağlılıklarını ve savaşın içinde yaşamı tutunma hikayelerinden örnekler veriyor. Savaş koşullarında komünlerin, özsavunma güçlerinin oluşturulması. Genç kadınların ve annelerin kendi sistemlerini inşa faaliyetlerinden bahsediyor coşkuyla. Üçüncü Sozdar Afrinden bir grup genç kadınla birlikte gelmiş çalıştaya. En erken ulaşan grup Afrin grubu. Güler yüzlü, hiperaktif genç kadınlar hiç yabancılık çekmeden oradan oraya gidip geliyorlar. Etrafı topluyor, gelen misafirleri karşılıyorlar. Kimsede misafir havası olmasa da bizi karşılayan Viyan omzundan vurulmuş sol eli tutmuyor, Savuşka ise kafasından yaralanmış. Ama tüm konukların ihtiyaçları ile yakından ilgileniyorlar. Sozdar kendisi öncülük ederek gençlere sorumlu yaklaşmalarını öğütlüyor. Sonra da gülerek bazen kendisini anne gibi hissettiğini anlatıyor. Sabah uyandığında onların üniformalarını düzletiyor, saçlarını örüyor. ‘Komutanlık biraz da anneliğe benziyor ama annelerimiz bizi yaşam karşısından donanımlı kılmadılar, biz ise şimdi sosyolojik olarak anneyiz ve bu genç kızları her açıdan yaşama hazırlıyoruz’ diyor. Onları irade sahibi yapmak, kendilerini, topraklarını ve değerlerini savunacak düzeye getirmek muazzam bir güç istiyor.


Kara çarşafların altındaki kara yüzlü kadın

Ben bilgisayarımda notlar alırken kocaman kara gözleri, güzel gülüşüyle bir genç kadın dikkatimi çekiyor. Silahı ve raxtını hiç indirmiyor üzerinden. Her yere onlarla gidip geliyor. Şilan ismindeki genç kadın Mınbiçli bir Arap kadın. Arapça bilmediğim için fazla konuşamıyoruz. Ama merakla beni inceliyor benim onu incelediğim gibi. Şilan da QSD güçleri Mınbiç’i özgürleştirmeye gittiğinde katılmış. Üç kardeş birlikte katılmışlar. Ablası ve abisi şehit düşmüşler. Çok uzun bir zaman olmamasına rağmen sanki on yıllık gerilla gibi davranışları. Gerillalar içinde gerilla yaşamına çok erkenden adapte olanlar için “weke gerillayê 88” diye bir deyim kullanılır. Ben de Şilan’a ‘sen de öylesin’ diyorum. Gülüyor, ‘ben artık burası dışında bir yerde olamam ve yaşayamam, burayı ve yoldaşları çok sevdiğimden böyleyim’ diyor. ‘Katılmadan önce de hep onların yanında olmayı hayal ederdim’ diyor. Kara çarşafların altındaki bahar yüzlü kadın nerede çiçek açacağını iyi tespit etmiş. Bu yüzden enerjisi sarıyor hepimizi.


Karşımızda mağdur Êzidî kadın yok

İki gün devam eden çalıştayda bir çok konu tartışıldı. Şengalli Viyan Hebaba ve YPS-Jin adına Sterk’in konuşmaları hepimizde iz bıraktı. Özgüven ve kararlılıkları hepimizi derinden etkiledi. Şengalli Viyan YJA Star, YPJ’nin sınırları aşarak Şengal’e, Êzidî kadınlara ulaştığı gibi YJŞ’nin de onları örnek alacağını anlattı. Sadece Êzidi kadınlar için değil, zulme uğrayan her kadına ulaşma iddialarını dile getirdi. Çocuklarını bırakmak zorunda kalan kadınların, kadınları bırakıp kaçan erkeklerin, sözlerini tutmayan devletlerin ve güçlerin gerçeğine tanık olmuştu. Her hatırladığımızda acı duyduğumuz manzara yeniden canlandı zihnimizde onun sözleriyle. Ama şu an karşımızda mağdur, çaresiz bir Êzidî kadın değil, saldırıya uğrayan her kadını koruma iddiasını dile getiren genç bir komutan vardı. Onun kişisel hikayesi dahi Ortadoğu’nun kadın devriminin yolunu gösteriyordu.

İçimden Ortadoğu kadın devriminin yolu Şengal’den geçer diyorum. Birinci kadın devrimi neolitiğin tüm kalıntılarını sırlara, ritüellere büründürerek saklayan o kültürün özerkliğini, savunmasını yapabilirsek kendi kökleri üzerinden gerçekleşecek bir kadın devrimini gerçekleştirmiş oluruz. YJŞ’li genç komutanlar bana bu duyguyu derinden hissettiriyor.


Sêvê’ye Zeryan’a sarılır gibi

YPS-Jin üyesi Sterk’in yüzü kefiye ile örtülmüştü. Nusaybin, Cizre ve Silopi’de, Sur’daki mücadele eden efsanevi kahramanları selamlayarak başladı konuşmasına. Dünyanın ikinci büyük ordusuna karşı yürütülen destansı mücadeleyi anlattı. Acıları büyük olsa da iradesi ve öğretici dersleri ile yürünecek bir deneyimi paylaştı bizimle. Büyük bir tecrübenin oluştuğunu şehit düşen yoldaşlarının intikamı ve demokratik özerkliğin gerçekleşmesini sağlayacak mücadelelerini sürdürmenin kararlılığını ifade etti. Konuşmalar bitirilip ara verildiğinde gidip buldum Sterk’i. Sevê, Pakize, Zeryan, Nuda, Çiyager ve daha nice yoldaşa sarılır gibi sarıldım. Hüzünle, umutla. İradelerini takdir eder sözlerime utangaç bakışlarla yanıt verdi. Nusaybin’de savaşmıştı Sterk. Qamışlo’dan o silah ve çatışma seslerini dinlemiştik aylarca. Ne kadar zor zamanlardı ve sınırların coğrafyamıza çektirdiği tarihsel acıları güncel olarak hissetmiştik.


Sınırları çizen erkeklerdi

Çalıştayın bir vurgusu da bu sınırlara yapıldı. Tarihsel ve güncel olarak sınırları çizenler erkeklerdi. O sınırların mağdurları ilse halklar ve kadınlar olmuştu. Bu çalıştayda kadın savunma örgütlerinin erkeklerin sınırlarını tanımayacağı vurgusu öne çıktı. YJA Star adına konuşan Beritan ve Nalin buna vurgu yaparak eğer sınırları tanısaydık Şengal’de daha ağır şeyler yaşanırdı, Kerkük ve Maxmur’da Şengal’e benzer manzaralar çıkardı, dediler. Bir kez daha ilan ettiler YJA Star nerede hangi kadın saldırıya uğrarsa hiçbir erkeğin ve devletin sınırını tanımadan o kadınları ve coğrafyaları savunacaklarını. Konuşmacıların birçoğunun da vurguladığı gibi YJA Star bu çalıştayda bir araya gelmiş onlarca kadın savunma gücüne ilham kaynağı olmuştu. Buna rağmen devletlerin terör listesinde yer almasının kabul edilemeyeceği ve kadınların buna karşı mücadele etmesi gereği de dile gelen konulardan biri oldu.

Bir başlangıç adımı olan kadın ve savunma çalıştayı önümüzdeki dönemde kadın savunma güçlerinin daha fazla ortaklaşmasını sağlamada bir basamak olacağa benziyor. Kadınların kendini savunma yöntem ve araçlarını zenginleştirme, strateji ve taktikte derinleşen eylemsel kapasitenin arttırılması, deneyim paylaşımı bu ortaklaşmanın temel gündemleri arasında yer aldı. Giderek daha yaygın ve örgütlü bir kadın savunma gücüne kavuşmayı sağlayacak çalışmaların yapılacağı da dile gelen konulardandı. Bunlarla birlikte savunma savaşında ekolojinin, tarihi eserlerin, demografyanın tahrip edilmesini önleyecek çalışmalar üzerinde çalışılması gereği de ifade edildi. Bu çalıştayla kadınların kendini savunacak irade, örgüt, bilinç, eylemsel kapasite ve komuta gücüne sahip olduğunu hissettik hepimiz.