Yaşlı adam, içindeki kini boşaltırcasına kafasını hırsla sallıyor ve, “Bize Beroj Qeremanîleri denilir. Şaycan dağının güneş alan kısmında yaşadığımız için bize bu isim verilmiş. Biz sahipsiz insanlarız, su ve elektrik vermiyorlar, suyu bile satın alıyoruz” diyor. İşte buna tarihin trajedisi demek gerek. Kanlarıyla kurdukları ve korudukları devlet, şimdi kendilerine suyu bile çok görüyordu.

Belqiz Qele’den oraya yakın bir yere konaklamış olan ünlü Kürt aşireti Qeremanîleri ziyarete gidiyoruz. Türk tarihçilerinin deyimi ile Karamanoğulları devletini kuran Qeremanlar! Hala göçebe bir yaşam sürüyorlar ve çadırlarda yaşıyorlar.

Türk tarihçileri, ocaklardan kömür çıkardıkları için siyaha büründüklerinden aşiretin bu ismi aldığını iddia ederler. Araplar da cesaret ve savaşçılıklarından dolayı bu adı aldıklarını söyler. Her ne kadar kahramanlıklarına bir lafımız olmasa da isimlerini kömürden değil, devleti kuran Qereman (1256) adlı bir önderden aldıklarını biliyoruz. Bunu Prof. F. Sûmer de dile getirir ve; ”Nureddîn Sofî’nin oğlu Qereman, aileye ismini verir’ der. Doğrusu budur. Qeremanlılar hem kahramanlıkları hem de yaptıkları kanun ve nizamları ile ünlüdür. Hala İran müzelerinde Qereman defterleri mevcuttur. Sırasıyla Xorasan, Azerbaycan, Sivas yolculuklarından sonra devletlerinin temelini 1256 yılında Konya Ermenek’te atarlar. 1327 yılında da bağımsızlığını ilan ederler ve 1487’de Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılırlar. Ortadan kaldırıldıktan sonra bu devlete bağlı olan aşiretler bölünür. Bir kısmı Anadolu’da kalır ve günümüzde bir kısmı Canbegler (Cihanbeyli’ye ismini verenler) olarak bilinir. İran’a gidenler de kendi isimlerini yaşatır ve hala aynı isimle göçebe olarak yaşıyorlar. İran’a ve Xorasan’a ilk dönen ve Safevi devletinin kuruluşunda başrol oynayan güçlü ve kudretli bir aşiretten, bugün hayvanlarına su bulmak için çırpınan bir duruma gelmişler. İşte saçlarımı yolmama, üzülmeme neden olan Xorasan’ın bir diğer yüzü de bu. O zaman birliklerini kurmayan, aralarındaki çelişkileri gidermeyen, dini ve mezhebi farklılıkları ulusun geleceğinin önüne koyanların sonu bu işte. Birliklerini sağlamış, mezhep farklılıklarını kan dökmeden, ulusal gelecekleri için birliğe gitmiş olsalardı, bugün bu duruma düşmeyecek, belki de kendi devletlerinin yöneticileri olacaklardı.

Belqiz Qele kenarındaki çadırlara gidiyoruz. Hava çok sıcak, çadırların etekleri toplanmış, altında serin bir yel esiyor. Kadınları masum masum bizi izliyor, çocukların bakışları merak dolu; koyuna gidecek gençler güler yüzlü ve dinç, aşiretin yaşlıları ise öfkeli. Çünkü Merexe’den (Quçan) buraya sürgün edilmişler. Yaşlı adam, içindeki kini boşaltırcasına kafasını hırsla sallıyor ve; “Bize Beroj Qeremanîleri denilir. Beroj Şaycanlarındanız. Yani Şaycan dağının güneş alan kısmında yaşadığımız için bize bu isim verilmiş. Şu an Kuleş’teyiz, sonra dağa gideriz ve kışlaklarımız da Miyandaş’tadır (50 km uzakta). Biz sahipsiz insanlarız, su ve elektrik vermiyorlar, suyu bile satın alıyoruz” diyor.

İşte buna tarihin trajedisi demek gerek. Kanlarıyla kurdukları ve korudukları, kuruluşunda başrol aldıkları devlet, şimdi kendilerine suyu bile çok görüyordu. Halbuki bugün lüks yaşayanlar, yaşamlarını tepeden aşağıya kadar onlara borçlu.

Dört bin koyunları var. Burada Qereman, Topî, Baçu, Meryan, Hîzan aşiretlerinden çok sayıda insan var. Ulusal giysileri artık kalmamış. Ya satmışlar ya da çocuklarına dağıtmışlar. Çadırın içi tertemiz. Yağ ve peynirlerini sakladıkları bölümü duvarla çevirmişler. Çadırın bir köşesinde iki körpe kuzu bağlı. Onlara yakın bir yerde de köpekler dillerini dışarı sarkıtarak dinleniyor.

Erkekleri dışında Farsçayı bile bilmeyen bu insanlar, bir zamanlar devlet sahibiydiler ama bugün su bulamıyorlar. Çocukları eğitimden ve dünyadaki gelişmelerden yoksun bir şekilde büyüyor. Esasında bu insanların yaşadığı trajediden bütün Kürtlerin ders çıkarması gerekir. Devlet de kursan, eğer birliğini geliştirmiyor, dirliğini güçlendirmiyorsan er veya geç başkasının maşası olur, dağılır, asimile olur ve bir damla suya muhtaç kalırsın.

 
 

Halıcılar Köyü

   

Bu hattaki son noktamız Alasta Jor Köyü. Halı yapımı ile ün salmış bir köy. Esferayin çıkışındaki ilk köy olan Gartey’de Milan aşireti yaşıyor. Ondan sonra sol kolda Hasanabad geliyor ve Qeremanî aşiretinin yaşadığı bir köy. Bundan sonra Dolvşah köyü geliyor ki, o da Milan. Onu takiben Garecah köyü geliyor ve Baçiyan aşireti meskun. Yolun diğer tarafında da Kelata Allo var. Daha sonra gelen Mangeli ise Kürt ve Fars karışımı. Onu takiben Kalete Ağazadeh geliyor ki oturanları Topkan (Kuzey Kürdistan’da, Sarız çevresinde isimleri Topkıranlar veya Sinemili olarak da bilinir ama aynı aşiret) ve Rutan aşiretlerinden. Hedefimiz olan Alasta Jêr’de Qereman ve Şadî aşiretleri yaşarken Alasta Jor da Karabaş, Milan, Topkan ve Qeremanî aşiretlerine mensup aileler var. Buradan Safiabad’a doğru giderken sağda Gharejabajer var, Topkan ve Ruta aşiretleri var. Sol tarafta da Gapas köyü var ki Şadî aşiretine mensup. 4 bin nüfuslu Safiabad’da ise tamamıyla Türkler yaşıyor. Buraya yerleşen Kürtler daha önceleri Esferayin’ın güneyine düşen Şaycan dağlarına yaylaya gittiklerini de eklemek lazım. Kuzeydoğu tarafında da Şah Hesen Dağı var.

Alasta Jor ve Jêr de halı dokuması hemen hemen durma seviyesine gelmiş. Çünkü hammadde girdileri çok pahalanmış. Buna karşılık halı-kilim satış fiyatları yükselmemiş. Buraya gelen tüccarlar, kadın dokuyuculardan çok ucuz fiyata halı alıp dışarıda pahalıya satıyor ve kazanıyor ama köylüler kazanmıyor. Bu nedenle hemen hemen halı dokumacılığı durmuş vaziyette. Şunu da eklemek lazım; halı motifleri ve modelleri hep aynı, bu alanda bir gelişme yaşanmıyor ve çekiciliğini kaybediyor.

 
 

Geleneklerini hala sürdüren aşiretler

 

Xorasan bölgesinde kendi eski sistemlerini, gelenek ve göreneklerini, giysilerini ve dillerini hala bırakmayan aşiret federasyonları fazla değil. Bunlar:

1. Viran (Viriyan): Şaycan dağları yaylalarına

2. Topkan (Topan): Memed Bege dağına

3. Qereman (Qeremanan): Binaluk ve Gulile dağlarına

4. Birîvan (Birivîyan): Hezar Mecit dağlarına yaylalarına gidiyor.

5. Hîzan (Hîzanan): Nereye gittiklerini bilmiyorum.

Bu büyük aşiretler dışındakilerde aşiret sistemi tamamıyla dağılmış ve birbirlerine karışmışlar. Bu aşiret federasyonlarının kendilerini muhafaza etmeleri, asimilasyona karşı da doğal bir direniş içinde olmalarını sağlamış. Bunun bir süre daha devam edeceğini öngörmek mümkün. Diğer aşiretler ise yerleşmiş ve geneli şehirlerde yaşadığı için sistemin asimilasyon çarkında daha hızlı bir şekilde erimeye devam ediyor.